Hiçbir Yerin Vatandaşları

Tüm dünyada ve ülkemizde, hem mültecilerin oran olarak artışı, hem de küresel sistemin getirdiği yeni mültecilik biçimleri, bizi kötümserliğe sevk edecek boyutlarda. Ama unutmayalım ki, kötümserlik, atalete, dolayısıyla sessizliğe yol açar. Hiçbir şey değişmeyecek, o halde hiçbir şey yapmayalım demeye yani. Halbuki telaffuz ettiğimiz bir kelimeyle, kurduğumuz bir cümleyle bile pek çok şey değişebilir. Elbette biliyoruz, bir kötülük gördüğümüzde onu fiziksel olarak bizzat elimizle değiştirebilecek kadar güçlü olmamız tavsiye edilmiştir bize. Ama kalbimizle buğzetmenin ve dua etmenin de bizi bir şuur halinde tutacağına ve bu sebeple de bir müddet sonra bizi elimizle ve dilimizle değiştirebilecek kadar güçlü kılacak imkânlar sağlayacağına inanmalıyız. Zaten bir insanda kötümserlikle sorumluluk duygusu aynı anda var olamaz. Sorumluluk duygusu, kötümserlikten kurtulup harekete geçmemizi sağlar.

İşte bu duygudan yola çıkarak hazırladık mültecilerle ilgili dosyamızı.

Yusuf Adıgüzel, Muaz Yanılmaz, Sibel Eraslan, Hilal Görgün, Nazife Şişman mülteciliğin siyasal ve ekonomik arka planını anlamaya çalışan yazılar yazdı.

Akif Emre: “Mülteci politikaları Ortadoğu stratejilerinden bağımsız değil.” tespitini yaptı.

Ayşe Böhürler, Havva Sula, Ayça Örer sahadaki birebir gözlemlerini yazdı.

İstanbul’da yaşayan farklı profilden mültecilerin bir yere ait olma mücadelelerini görmeye çalıştığımız röportajlar yaptık:

Hacer Abdullah: Çanta kadar hayat

Kevser Kafas: “Yük olmayan muhacirler olalım istiyoruz”

Rana Homsi: “Avrupa bize vatan olamaz”

Dr. Ömer Tab: “Biz sizinle aynı türküleri söyleriz”

Hakam Alashek: “Ülkenizin kıymetini bilin”

Zamanın kaydını sadece bilgi ve fikir üzerinden tutamayız. Edebiyat ve sanat bugünü geleceğe taşıyacak kanatlardır. Üç öykü ile mülteciliğin bugününü duyguların tarihine kaydettik.

Yıldız Ramazanoğlu, ‘Mülteci Odası’

Fatma Barbarosoğlu, ‘Suriyeli İzi’

Cihan Aktaş, ‘Halep Bebek’

Osman Bülent Manav – Tûfan ise dünyâ gâmı biz keştî-i Nûh’uz

Ölen her Batılı, adıyla sanıyla uğurlanırken; Doğu’dakiler rakamdan öteye geçemiyor. İşte bu sebeple, geçen yüzyıl başında yaşanan yüzbinlerce hikâyeden hiç olmazsa birini kahramanlarının adlarıyla kayda geçirebilmek için Osman Bülent Manav anneannesi Hazal’ın göç yolculuğunu kaleme aldı.

Kutlu’nun Hesap Günü – Mustafa Özel

Maneviyat âleminde Horasan erenlerinden el aldığına şüphe duymadığım bu kutlu yazar, ‘hikâye’ değil, paşazade Arif Bedir ve çıkarcı şürekâsının şahsında çağdaş Türkiye’nin güncel ‘tarihini’ yazıyor. Bugünümüzü ve korkarım ki, geleceğimizi… Mustafa Özel ‘kutlu’ yazar saydığı Mustafa Kutlu’nun Hesap Günü hikâyesiyle iktisadi tükenişi harmanladı.

Bilincin Gizi Dilde İzi: Bir Feryatname: Endülüs Mersiyesi – Emel Özkan

Feryatname, bir imdat mektubudur. Emel Özkan, Endülüslü şair Salih bin Şerif tarafından kaleme alınmış olan ve Sultan İkinci Bayezıd’a ulaştırılan feryatnameden yola çıkarak Endülüs Müslümanlarının dinlerini korumak uğruna yaşadıklarını yazdı.

 

Vatanı Olmayanların Tarihi – Beyza Karakaya

Vatanları ellerinden alınanlar, kendilerine yeni bir vatan arayanlar, hiçbir yere ait olanlar, her yere ait olanlar, toprağından kopamayanlar, toprağından zorla koparılanlar, köksüzlükte kök salanlar… Beyza Karakaya “hiçbir yere ait olamayanlar”ın tarihte bıraktıkları izlerin peşine düştü.

Gözyaşlarında Kaybolan Ada: Adakale – Yıldırım Ağanoğlu 

“Bütün muhacirlerin bir memleketi var, gidemese de, göremese de. Ancak benim çocuklarıma gösterebileceğim bir memleketim bile yok. Çünkü sular altında kaldı. Burası çok acı be oğlum.” H. Yıldırım Ağanoğlu gözyaşlarıyla sular altında kalan Balkanlar’daki kayıp toprak Adakale’yi ve Rumeli muhacirlerini yazdı.

Gönül Kalk Gidelim Sılaya Doğru – Sema Babuşçu

Hasret insanın en kadim derdi belki de. Kimi idrakindedir derdinin, kimi bigâne kalır ona, ama hepimiz insan olma yoluna bu dertle, sıla hasretiyle çıkarız. Bigâneysek, hasrete aşina oldukça, derdin ayırdına vardıkça insan olmaya da yaklaşırız. Sema Babuşçu, gurbet ve sıla üzerine yakılan türküleri yazdı.

Duygusal Sipariş – Sema Karabıyık

Gündeme en iyi göndermeyi benim dizim yapar diye meydan okuyan bir seyirci kitlesi oluştu sosyal medyayla birlikte. Televizyonda varsa, televizyonda görülüyorsa bir meseleyi sahiplenen, dizilerde yapılan gündem göndermelerini, gözü ekranda eli klavyede sevinç naraları atmak üzere bekleyen… Sema Karabıyık, diziler ve sosyal medya ile sanal bir şekilde rahatlattığımız vicdanımızı, sanal duyarlılığımızı yazdı.

Yalnızlığa Mahkûm Ettiğimiz Şehir: Kudüs – Tuba Deniz

Kudüs’ün en büyük handikabı belki de politik tartışmaların, çatışmaların odağında kalarak sürekli gündemimizde(ymiş) gibi olması. Oraya dönük bilgi ve merakımızı da olumsuz yönde etkilemiş bu durum. Birçoğumuzun malumatı hâlâ ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı altın sarısı kubbesi ile Kubbetü’s-Sahra zannedecek seviyede. Mescid-i Aksa’nın ‘mescid’liğini devam ettirmeye çalışan küçük cemaati hatırlattı, Tuba Deniz.

Göl Manzaralı Bekleme Odası… – Emine Uçak Erdoğan

Zaman ve mekânın kaybolduğu bir labirentte yaşamaktır mültecilik. Bu sebeple araf ve bekleme odası metaforları sık sık kullanılır. Suriyeli duvar ressamı Mehmet Cuma’nın evine iki buçuk yıl sonra tekrar gittiğimde, ilk hissettiğim bu bekleyiş halinin ne kadar derin yaşandığı oldu. Emine Uçak Erdoğan bir mülteci evinde gözlemlediklerini aktardı.

Onlar Muhacir, Ya Biz… – Hatice Şahin

İsimleri mülteci ise, muhacir ise tam da bunun hakkını verecek bir yaşantı içindeler şu sıralar. Bölünmüş hayatlar, yarım kalmış hikâyeler, hasta çocuklar, iyileşmeyen yürekler… Yoksulluklarından, ayaklarının çıplaklıklarından bahsetmiyorum bile… Mültecilerle ilgili projeler yürüten Hatice Şahin gözlemlerini paylaştı.

Batı’nın Mülteci ‘Yüzü’ – Leyla Şerifoğlu

Akın akın Avrupa’ya gidiyorlar ve bu uğurda canlarını ortaya koyuyorlar. Mülteciler Avrupa’dan bu kadar umutluyken, her şeylerini ortaya koyarak oraya ulaşmaya çalışırlarken, Avrupa acaba onları ellerinde çiçeklerle mi bekliyor, silahlarla mı? Leyla Şerifoğlu bu soruların izleğinde farklı ülkelerde yaşayan ‘Batılılara’ “Mültecilerin ülkenize gelmesini istiyor musunuz?” diye sordu.

Mahallede Neler Oluyor?: Nihayet Bir Mevlid Merasimi

Ocak 2015’te çıktığımız Nihayet Dergi yolculuğunda birinci yılımızı geride bıraktık. İkinci yıla başlarken kurbanımızı kestik ve gönlümüzün pasını silecek bir Mevlid merasiminde dostlarımızla buluştuk. Mukaddes Çıtlak ve Zehra Ertekin’in nefesleriyle katkıda bulunduğu, Nihayet’in hazırlık sürecinde bize destek olanlar, gördükleri “Nihayetlik konuları” bizimle paylaşanlar, sayfalarımızda kıymetli fikirlerini aktaranlar ve dergimize emek verenlerle bir araya geldik.

Ölüye de Diriye de Önce Vatan – Macide Erdem

“Ne zaman nerede hangi şartlarda son nefesimizi vereceğiz bilemiyoruz. Bir mezarımız olacak mı, olursa bizi kimler hangi şartlarda defnedecek. Vatanımızda son nefesimizi verebilirsek eğer bunların cevaplarını aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Onun için ‘Önce Vatan’ diyoruz.” Macide Erdem yazısında Almanya’da öğrenci iken geçimini sağlamak üzere yıkadığı sahipsiz bir mülteci cenazesi üzerinden vatan duygusunun gerekliliğine değindi.

Doğu da Allah’ındır Batı da – Münire Daniş 

Zulmü, esareti durdurmaya muktedir olunamadığı takdirde izlenecek kurtuluş yolu olarak işaret edilen ‘hicret’, Müslümanların bilincinde derin izler bırakmış bir kavramdır. Yola çıkan da mübarektir, gelene kucak açan da. Resulullah’ın (sav), hatıralarını bıraktıkları Mekke’den uzakta hicran yarasıyla muhacir olarak hayata gözlerini yuman üç muhterem kerimesini Münire Daniş yazdı.

Merhametin Çatallanan Sesi – Ayça Örer

Bu sınav zorluydu elbette, ilk seferde geçmemiz belki de beklenemezdi. Bu topraklara yüz elli yıl önce karışan atalarıma bakıyor, yüz elli yıl sonra torunlarımızın Suriye kökenli dostlarıyla çay içeceği günleri hayal ediyorum. Bu yazı biraz dertli, biraz sitemkâr oldu diyerek Ayça Örer, her iki milletin de imtihanını bir kez daha yineliyor.

Eşyanın Hikâyesi: Can Yeleği – Aykut Ertuğrul

Can yeleği ortalarda görünmüyor. Ya hiç olmadı ya da deniz dibinde haince parıldamaya devam ediyor. Uçsuz bucaksız deniz, kum-sal, martıların çığlıkları ve kıyıya vurmuş bir ceset, yüzü toprakta bir çocuk. Karanlığı takip eden büyük bir sessizlik. Sahi o dükkânlarda çocuklar için yelek bulunur mu? Aykut Ertuğrul “Dünyaya sırtını dönmenin yeleği, can yeleği”ni yazdı.

Suya Nakış Tutturan Hezarfen – Ayşe Kaya

‘Hezar’, bin demekmiş, yani bin fende mahir, marifetli anlamına gelirmiş bu söz. Bir ömre onlarca sanatı sığdırdığı için Hezarfen ismini almış Necmeddin Hoca: Hafız, hattat, mücellid, ebruzen, kemankeş, ahar ve mürekkep ustası, gül yetiştiricisi. Ayşe Kaya, Necmettin Okyay’ın suya işlediği nakışları, sokağını ve gül bahçesini yazdı.

Annemden Bana Kalan – Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman, iyiliğin destanı yazan annesini Nihayet sayfalarına taşıdı. Sadece kendi çocuklarına değil, yeryüzünün boynu bükük tüm çocuklarına anne olabilen Özden Hanım’ın hikâyesi herkesi çok etkileyecek.

 

Bir Aşı Hikâyesi – Fatma Karahan

“Adreslere gittiğimizde çoğu zaman anlaşmamız zor oluyordu. Onlar Türkçe bilmiyor, biz Arapça… Sağlık Bakanlığı çalışanı olduğumuzu gösteren kimliklerimizi gösterip elimizdeki broşürlerle neden geldiğimizi anlatmaya çalışıyorduk.” İstanbul’da doktor olarak görev yapan Fatma Karahan Suriyeli çocuklara yönelik düzenlenen aşı kampanyasında edindiği izlenimleri aktardı.

‘Öteki’yle Hüsn-i Ülfet: Adab-ı Muaşeret – Fatma Tunç Yaşar

“Son birkaç yıldır Ortadoğu’daki yangına benzer savaşlar sebebiyle farklı kültürlerden insanlarla mahallemizi, sitemizi, parkımızı, alışveriş merkezlerimizi velhasıl şehirlerimizi paylaşıyoruz. Ve ortak bir yaşam tecrübesi oluşturmamız zaruri görünüyor.” Fatma Tunç Yaşar birlikte yaşamayı kolaylaştıran yolun birbirimizin adab-ı muaşeretini öğrenmekten geçtiğini yazdı.

 

Geçip Giden Haberler: Bulutların Üstünde Sınıf Farkı

Fatma Barbarosoğlu ve Nazife Şişman geçip giden haberler üzerinden gündelik hayatın değişen yüzünü, toplumsalı belirleyen yeni kodları tespit etmeye çalışıyorlar. Hakikat perdesini açmaya talip olmayanların yapay perdelerden, sınırlardan medet umdukları bir dünyanın “önce ben” diyenler yüzünden gittikçe çoraklaştığına dikkat çekiyorlar.

 Cezaevinde Mülteci Bir Kız Çocuğu-Sadece on altı yaşında – Hatice Ateş

“Gördüğümüz bir çocuk muydu, bir melek miydi? Gerçek miydi, değil miydi? Fatima, hikâyesini ve zalim dünyaya inat gözlerinde muhafaza ettiği ışığı bizimle niye paylaşmıştı ki? Daha çok acıyordu her tebessümünde içimiz. Afganistan’dan İran’a ve sonra Türkiye’ye göç eden bir ailenin hikâyesiydi bu.” Cezaevi vaizimiz Hatice Ateş’ tanık olduğu ilginç hikâyeyi Nihayet’in sayfalarına taşıdı.

Nergis – Ümmühan Karabulut

Eski bir türbe gibi yalnız ve ıssız olurlar tepelerde nergis. Ama Yörük kadınları kulaklarının arkasına muhakkak bu güzel kokulu çiçekten bir dal iliştirirler… Ümmühan Karabulut kayınvalidesinin tek süsü nergisi yazdı.

Bir Film Üç Kelime – Hiçbir Yere Hoş Geldiniz

Fransız yapımı Welcome (Hoş Geldiniz, 2009) filmi ülkelerinden kaçan ve hiçbir yere ait olamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Sıkışan hayatları anlatan bu filmi seyrettikten sonra editörlerimiz filmin onlarda bıraktığı izi üç kelime üzerinden yorumladılar.