Fuat Başar

Fuat Başar

1953 yılında Erzurum’da doğdu. İlk, orta, lise ve tıp eğitimini aynı ilde yaptı. Fakülte eğitimi yıllarında (1976) Hüsn-i hat ile meşgul olmaya başladı. 1977 yılında ebru sanatına ilgi duyarak Mustafa Düzgünman merhumla mektuplaştı. 1980′de İstanbul’a yerleşerek Merhum Hattat Hâmid Aytaç’tan yazı icazeti, 1989 da Mustafa Düzgünman’dan ebru icazeti aldı. Bu tarihten itibaren profesyonel hattat ve ebrucu olarak sanat hayatını Küçükayasofya’daki atölyesinde sürdürmektedir.

Tövbe deyince aklınıza gelen ilk kelime hangisi?

Tövbe deyince aklıma bir kelimeden fazlası geliyor. Bir sürü bilgi ve şiir… Mesela, Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rûmî’ye ait, “Tövbe Ya Rabbi, hata râhına gittiklerime, / Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime!” mısraları. Bir de tövbeye dair yazdığım kendime ait bir dörtlük var: “Dururken nagehan seher vaktinde, / Bir nida geldi ki ‘Tûbû illallah’ / Daldıkça dalmışım bahr-i isyana, / Hatalar etmişim estağfurullah.” Tövbe böyle bir şey; bir hata yaptıktan sonra bilerek bir daha yapmamak için söz vermek, bir nevi sözleşme yapmak. Lakin kul, kuldur; ötesi yok.

Tövbe kaç renktir? Sizin tövbeniz hangi renk?

Ferahlığı ve temizlenmiş olmayı aksettiren yeşil veya beyaz gibi renkleri tövbeye yakıştıranlar olabilir. Kendi tövbemin bir rengi olsa gök mavisi olurdu. Çünkü tövbe eden kişi büyük bir ferahlık hisseder. Günahlarından kurtulmuş olmasının hafifliğiyle gökler kadar engin olur.

Tövbeye eşlik eden en güçlü duygu nedir?

Tövbede en güçlü duygu pişmanlıktır. Hadis-i şerifte; “Pişmanlık tövbedir.” buyrulmuştur. Bir kişi tövbe kelimelerini dile getiremese de yaptığı işten pişmanlık duysa, bu tövbe yerine geçiyor. İleriki zamanlarda işlenmiş hatanın veya kusurun kişinin ruhunu bir daha rahatsız etmeden çekilip gitmesi de tövbeye eşlik eden bir duygudur.

İşlenmiş bir günahın ardından tövbe etmek ile edememek arasındaki fark sizce nedir?

Günah insanlara lezzetli geldiği gibi helal unsurlar da nefse itici gelir. İnsan kusurlu olan şeylere bulaştığında bir müddet bu lezzeti alır, alışır ve hayatının bir parçası olur. Ama onu içinden bir şey sürekli rahatsız eder. Bilhassa vicdan… Tövbe edip kurtulmak sık sık akla gelse de, günahın cazibesi nefsini mağlup eder insanın. Bütün bunlara rağmen Cenab-ı Hakk’ın kesin emri vardır; “Allah’tan ümit kesmeyiniz.”

Tövbe etmeyi ilk ne zaman öğrendiniz?

Çok küçük yaşlarda söylenen abes bir şey karşısında “Tövbe tövbe!” denmesiyle ve camilerde namazlardan sonra okunan tövbelerle öğrendim. Tövbe sözcüğü, o yaşlarda bana bir yanlışlık yapılmış olup o hatanın unutulduğunu ve bunun özrünü ifade ederdi. İnsanın ölüm döşeğindeki tövbesinin kabul olmadığını da daha o yaşlarda öğrenmiştim.

Tövbe etmek ve edememek bahsi size neyi hatırlatıyor?

İnsan her zaman tövbe etmeli. Eğer topluluk içindeyken biraz yüksek sesle etmeli ki, başkalarına da tövbeyi hatırlatsın, özendirsin. Namazdan, ayet veya hadis okumadan, bir yolculuğa çıkmadan ve uyumadan önce tövbe istiğfar edilmeli.

Ettiğiniz tövbenin huzurdan geri dönmemiş olduğunu nasıl anlarsınız?

İlla ki, huzurdan geri dönüp dönmediğini hissederim. Aynı kusurları işlemeye içinizde bir arzu belirdiğinde o an yok edebiliyorsanız, tövbenin kabul edildiğini anlarsınız. Yoksa ki, o fikri yok etmeyip, “dur bakalım, bir yol düşünürüz” diyorsanız, o tövbe kabul olmamıştır.

Modern insanın tövbeleri ile kadim insanların tövbeleri arasında sizce fark var mıdır?

Modern insanın tövbesi, genelde naylon tövbe. Çoğu kere göstermelik ve kendini kandırma. Günümüzde insanı suni ve sahte hale getirecek her vesile mevcut. İnsanın irtibatı olan nesneler arttıkça, onu tövbe ve istiğfara yönelten unsurlar kaybolmaya başlıyor. Eskiler halk içinde Hakk ile olmayı tercih ederdi.

En etkilendiğiniz tövbe cümlesi hangisi?

Tövbenin geçtiği ayet cümleleri ile “Seyyidü’l-İstiğfar”. Hem istiğfar, hem tövbe için dilde hafif bir söylenişi olan, “Estağfirullah el azim ve etûbû ileyh.” cümlesini de çok severim.

Her pişmanlığa tövbe eşlik edemiyor. Kabil’in pişmanlık ateşi içinde tutuşmasına rağmen tövbe edememesi gibi. Tövbe sizce de bir nasip midir?

Şüphesiz. Zira her şey bir nasiptir. O nasibe ulaşmak için kulun cüz’i iradesinin de bir rolü vardır. Bir kul iradesine sahip çıkarken öbürü neden çıkamaz? İşte burada bir sır var. Cüz’i irade birinde az birinde fazla ise bunu veren Cenab-ı Hakk değil mi? Bu da nasibe götürür bizi. Bunları bilen eski büyük tasavvuf erbabı, “Cennete baha ile girilmez, bahane ile girilir.” demekle bu mevzua bir izah getirmiştir.