Fas notları 1: Kızıl şehir Marakeş

Marakeş'ten manzaralar.
Marakeş'ten manzaralar.

Mağrib bölgesi İslâm tarihini okurken en çok ilgimi çeken bölgeler arasındaydı. Endülüs ve Mağrib ruhunun birlikte yaşatıldığı bu bölge, aynı zamanda renkliliği ve çeşitliliğiyle nevi şahsına münhasır bir kültürel iklim sunuyor. 2024’ün ilk aylarında nasip oldu Fas’a giderek bu iklimi yaşama fırsatı buldum. Rotamızın ilk durağı Marakeş’ti.

Fas’ın güneyindeki Havz ovasına kurulan şehrin temelleri Murâbıtlar döneminde Ebû Bekir b. Ömer tarafından hicri 454’te atıldı. Yusuf b. Tâşfîn döneminde tamamlanarak Murâbıtların başşehri olan Marakeş, İslâm tarihinde kendisinden sıkça bahsedilen bir başkenttir. Bir İslâm başkentine daha gelmenin heyecanıyla, Kazablanka’daki V. Muhammed Havalimanı’na indikten sonra Marakeş’e gitmek için kiraladığımız aracı almaya gittik.

Fas’ın çoğu şehrine trenle seyahat etmek mümkün. Fransızlar Fas’ta iyi bir demiryolu hattı oluşturmuş.

Fakat biz beş kişi olduğumuz için bir fiyat kıyaslaması yaparak araç kiralamanın daha mantıklı olacağını ve saat açısından rahat hareket edebileceğimizi düşünerek araç kiraladık. Aracı teslim aldıktan sonra Marakeş’e doğru hareket ettik. Yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculuğun ardından kızıl şehirdeydik. Henüz saat sabah yedi olduğu için rezervasyon yaptığımız otele gidemedik. Zira otelin girişi on buçuktu. Câmiu’l-Fenâ’ya çok yakın olan otelin giriş saati gelene kadar meydana kadar yürüyüp kahvaltı yapmaya karar verdik. Erken olduğu için etrafta çok kimse yoktu. Marakeş’in geceleri hareketli gündüzleri ise sakindi. Meydana vardığımızda bir pastane bulup kahvaltı yaptık. Kruvasan, kek, krep, bal ve nane çayından oluşan kahvaltının ardından meydanda bir tur attık. Henüz sadece birkaç yılan oynatıcısı vardı. Kutubiye Camii’nin önüne geçip biraz orada vakit geçirdikten sonra saatimiz yaklaştığı için otele döndük.

  • Fas’ın genelinde oteller riad ve dar olarak ikiye ayrılıyor. Endülüs ve Mağrib mimarisinin izlerini taşıyan otellerin küçük olanlarına riad, büyük olanlarına dar deniyor.

Riad tipi otelimiz.

Ortasında bir avlu bulunan binalar üstü açık olacak şekilde inşa ediliyor. İçerideki avlu sayesinde mahremiyet korunarak evin içerisinde hava alınacak ve gökyüzünü seyredecek alanlar bırakılıyor. Burada aklıma üstat Sezai Karakoç’un modern mimariyle çatışan “Balkon” şiiri ve İmam Gazali’nin gökyüzüne bakmanın faydalarını anlattığı maddeler geldi. Mahremiyeti yok eden balkonların yerini içerideki avlu alarak dışa dönük içkinlik oluşturulmuş ve insanın gökyüzüyle temas kurmasına fırsat verilmiş. Riadlar bu gözle bakıldığında toplumlara bir model olarak sunulabilir. Bunun yanı sıra Endülüs tezyinatı ve arabesk motifleriyle ile süslenmiş duvarları İslâm sanatının tevhid anlayışını yansıtıyordu. Otellerin duvar süslemelerine bakarken, birbirini tekrar eden geometrik motiflerin Allah’ı zikretmek anlamına geldiğine dair okuduğum birkaç sanat yorumu geldi aklıma.

Marakeş’in çarşıları.
Marakeş’in çarşıları.

Birkaç saat otelde dinlendikten sonra oluşturduğumuz rotayı gezmek için dışarı çıktık. İlk olarak çarşıları gezmeye başladık. Rengarenk çarşılarda dolaşırken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Dükkânlarda yüksek sesle Kur’ân dinleyen birçok esnaf gördük. Arapların genelinde bu durumu gözlemlemek mümkün.

Fas’ta alışveriş yaparken iyi pazarlık yapmanız gerekiyor. Fiyatlarda belli standartlar var fakat iyi bir pazarlıkla daha uyguna almanız mümkün.

Tabakçılar, halıcılar, elbiseciler derken yavaştan çarşıdan geçerek ilk durağımız olan Badi Sarayı’na doğru gittik. Fas’ı yöneten hanedanlıklardan birisi olan Sa’diler’in hükümdarlarından Ahmed el-Mansur’un diplomatik işlerini yürütmek için 1578-1594 yılları arasında yaptırdığı sarayın Badi olarak isimlendirilmesinin sebebi, döneminde benzerinin olmamasıydı. Geniş avlusu ve büyük bir havuzu olan saray zamanla yağmalandığı için günümüze sadece bir kısmı ulaşmış. Ulaşan kısmı tadilattan sonra Mağrib Müzesi olarak hizmete açılmış. Normalde 17.00’a kadar açık olan müze o gün kapalıydı. İkinci gün erkenden gidip sarayı ve müzeyi gezdik. Müzede, kazılarda bulunan eserlerin ve Mağrib kültürüne ait eserlerin sergilendiğini gördük. Bu eserleri görmek Mağrib kültürü hakkında fikirlerimizin detaylanması açısından çok kıymetliydi.

Badi Sarayı’ndan geri kalanlar.
Badi Sarayı’ndan geri kalanlar.
Bahia Sarayı.
Bahia Sarayı.

İkinci durağımız Bahia Sarayı’ydı. Marakeş saraylarıyla ünlüydü gerçekten. 1866-1867 yılları arasında yaptırılan saray iyi korunmuş diyebiliriz. Yaklaşık 150 odadan ve birkaç avludan oluşan sarayın her detayı göz alıcıydı. Arabesk süslemeler ve Endülüs tezyinatıyla bezenen yapının büyükçe iki bahçesi bulunuyor. Ağaçlardaki portakalların görüntüsü ve avlulardaki sükûnet tarifsizdi. Biraz fotoğraf çektikten sonra Bahia Sarayı’ndan ayrılarak Yahudilerin yaşadığı Millah semtine doğru yürüdük. Burada Lazama Sinagogu’nu görmeye gidiyorduk. Daracık sokaklardan geçerken bir yandan evlere bakıyorduk. Bazı evlerin duvarında Davud yıldızlarını görmek mümkündü.


Sokakları birbirine karıştırdığımız için kaybolduk ve yoldan geçen birisi bunu fark ederek bize yardımcı olmak istedi. İlk başta kabul etmedik çünkü Fas’a gelmeden önce yaptığımız araştırmalarda sokaklarda bir kişinin yabancı olduğu hissedildiğinde kendisinden para isteyen bazı kişilerin musallat olacağını okumuştuk. Teşekkür edip yardım istemediğimizi söylediğimizde durumu anlayıp kendisinin sadece yardımcı olmak istediğini ve para almayacağını söyleyerek bizi sinagogun önüne kadar götürdü ve gerçekten de para almayarak bizimle vedalaştı. Yaptığımız araştırmalarda bazı şeylerin abartıldığını bu örnekle görmüş olduk. Evet yardımcı olacağım diye para isteyenler de oldu fakat herkes böyle değildi ve Faslılar güler yüzlü, nazik insanlardı. Kesinlikle ön yargılı olmadan fakat bu tarz durumlarla da karşılaşabileceğinizi bilerek Fas’a gidin.

Lazama Sinagogu.
Lazama Sinagogu.

Sinagogu anlatmadan önce Fas’taki Yahudilerden bahsetmek istiyorum. İspanyolların ve Portekizlilerin saldırıları sonucu 1492 yılında Fas’a gelen Yahudilerin çoğunluğu Marakeş’teki Millah semtine yerleşti. Ticaretle meşgul olan Yahudilere Fas’ta herhangi bir baskı olmadı ve zamanla Yahudilerle Faslılar beraber yaşamaya başladı.

Lazama Sinagogu’nun yapıldığı tam tarih ise bilinmiyor. Dışarıdan gelen ziyaretçiler on dirhem vererek içeriyi gezebiliyor. 8 Eylül 2023’te meydana gelen depremde Millah semtinin büyük ölçüde etkilendiğini söylemek mümkün. Birçok duvarda destek direkleri görünürken bazı evlerin enkazı henüz kaldırılmamıştı.

Bin Yusuf Medresesi.
Bin Yusuf Medresesi.

Sinagogdan çıktıktan sonra ara sokaklardan geçerek tekrardan Câmiu’l-Fenâ’ya gittik. Meydan yavaştan canlanmaya başlamıştı fakat yine aradığımız hareketlilikte değildi bu yüzden meydanda vakit kaybetmeden Bin Yusuf Medresesi’ne doğru yürüdük. Medrese yanında bir cami ile şehrin kurulmasında önemli emekleri olan Yusuf b. Tâşfîn tarafından kendi adıyla inşa edildi. Farklı dönemlerde değişikliklere uğrasa da son zamanlarına kadar Senegal, Nijerya ve Cezayir’den gelen öğrencileri ağırlıyordu. İki havuzu, duvarlarındaki göz alıcı süslemeler herkesi hayran bıraktı. Üst kata çıkıp medresenin odalarına baktıktan sonra İmam Cezûlî’nin türbesine doğru yürümeye başladık.

Fas’ın güneyindeki Sûs vadisinin Cezûle bölgesinde dünyaya gelen İmam Cezûlî Marakeş’te başladığı eğitimine Portekizlilerin Marakeş’i işgal ile tehdit etmesinden dolayı Fes’te devam etti. Karaviyyin Külliyesi’nin yakınlarındaki Saffarin Medresesi’nde din ve dil eğitimi aldı. Delâilu’l-Hayrât’ın müellifi olan İmam Cezûlî, Şâzeliyye tarikatının Cezûlî kolunu kuran kişiydi aynı zamanda.

İmam Cezûlî’nin türbesi.
İmam Cezûlî’nin türbesi.

Hayatının bir kısmını gurbetlerde ve sürgünde geçiren imamın türbesini bulmak biraz zor oldu. Zira labirent gibi sokaklardan geçiyorduk. Yolda bir amcayı görüp kendisine sorduğumda sağ olsun türbenin kapısına kadar bize eşlik etti. İçeriye girip Fatiha okuduktan sonra meydana dönmek üzere türbeden çıktık.


Fas mutfağının en meşhur yemeklerinden tajin.
Fas mutfağının en meşhur yemeklerinden tajin.
Fas’ın geleneksel nane çayı.
Fas’ın geleneksel nane çayı.

İyice yorulmuş ve acıkmıştık. Yol üzerinde gördüğümüz bir lokantada yemek yemeye karar verdik. Fas mutfağına ait bir yemek olan tajini deneyecektim. Tavuklu, etli, sebzeli ve çeşitli meyvelerden oluşan birkaç türü olan tajini sebzeli ve etli istedim. Haşlanmış et ve sebzelerden oluşan tajinin görüntüsü kadar tadı da güzeldi. Fas mutfağı kısmen bizim mutfağımıza benzediği için yemeklerini sevdiğimi söylemeliyim. Yemeğin ardından yine çok sevdiğim ve seyahatim boyunca içtiğim nane çaylarımız geldi. Çayları bitirdikten sonra Câmiu’l-Fenâ Meydanı’nın gecesini görmek üzere meydana geldik. Saati geldiği için artık istediğimiz hareketlilikteydi.

Akşam vakti Câmiu’l-Fenâ Meydanı.
Akşam vakti Câmiu’l-Fenâ Meydanı.

Meydanda yılan oynatıcıları bulunuyordu. Sahra çölünden yakaladıkları yılanları eğiten oynatıcılar meydanın en önemli simgelerindendi. Bunların yanı sıra maymun eğitmenleri bulunuyordu. Para karşılığında ellerindeki maymunlarla insanlar fotoğraf çekebiliyordu. Kına yapan kadınların bulunduğu alan ise oldukça revaçtaydı. Marakeş’e gelen kadınlar kınacılara yoğun ilgi gösteriyor. Diğer bir alanda ise kebapçılar bulunuyor. Meydanın neredeyse tamamı kebapçıların dumanıyla kaplanıyor akşamları. Üç kâğıt oynatanlar, şişe yarışmaları yaptıranlar, faytoncular, müzisyenler, seyyar satıcılar ve daha nicesiyle meydanda her gün karnaval var desek yeridir.

Gnawa müzisyenleri.
Gnawa müzisyenleri.

Benim en çok ilgimi çeken ise Gnawa müziği yapan müzisyenlerdi. Farklı milletlerin müzik kültürünü keşfetmeyi çok severim. Gnawa müzisyenlerini dinlemek benim için heyecan vericiydi.

Kuzey Afrika’da yaşayan Gnawalar, köle tüccarları tarafından 15. yüzyıldan itibaren Fas’a getirilen halkın adı olarak biliniyor. Müslüman olduktan sonra sufi kültürüyle tanışan Gnawalar, kendi müzik anlayışlarıyla sufi müzik kültürünü birleştirerek ortaya yeni bir tarz çıkardı. Def ve basit sazlarla yapılan müzik belli bir ritmi takip ediyor. Her sene Fas’ın Suvayr şehrinde Gnawa festivalleri yapılıyor. Bu müziğin üstatlarına “Muallim” deniliyor. Marakeş’te kaldığımız iki gece gidip sıkça Gnawa müziği dinleme fırsatı buldum.

Akşam vakti Kutubiye Camii’nin minaresi.
Akşam vakti Kutubiye Camii’nin minaresi.
Kutubiyye Camii’nin içi.
Kutubiyye Camii’nin içi.

Yatsı vakti gelince Kutubiye Camii’ne geçip namazı kıldık. Depremden etkilendiği için bir müddet kapatılan camiyi açık bulup cemaate katılmak şükür vesilesiydi bizim için. Muvahhidler döneminde (1130-1269) Murâbıtların Dârü’l-Hacer Sarayı’nın bulunduğu alana yapılan mabed, yakınlarındaki kitapçılardan dolayı Kutubiye olarak anılmaya başladı. Eşsiz minaresini uzun uzun seyrettim. Marakeş’in simgesi haline gelen minare, 69 metre yüksekliğindeydi. Namazı kılmak için içeriye girdiğimde minareye bir de avludan bakma fırsatım oldu. Camide kadınlara ayrılmış farklı bir bölme olmadığı için arka tarafta namaz kılabiliyorlardı.


Fas’ta camilerle alakalı en çok dikkat çeken şey, namaz aralarında kapalı olmalarıydı.
Kâdî İyâz’ın depremden hasar gören türbesi.
Kâdî İyâz’ın depremden hasar gören türbesi.

İkinci günün sabahında kahvaltı yaptıktan sonra Kâdî İyâz’ın türbesine doğru yürümeye başladım. Şifâ-i Şerîf isimli eserin müellifi olan Kâdı İyâz, Mâlikî mezhebinin kadısı ve önemli bir hadis âlimiydi. Bugünlerde İspanya’nın işgali altında olan, Fas’a ait Septe’de doğdu. İlk eğitimlerini aldıktan sonra Endülüs’e giderek hadis alanında kendisini yetiştirdi. Ömrünün sonuna doğru Marakeş’e tayin edildi ve burada vefat etti. Kaldığımız yere yürüyerek yarım saatlik mesafede olan kabre giderken etrafı inceleme fırsatı buldum. Depremin önemli hasar verdiği bir semtte bulunan türbeye ulaştığımda depremden etkilendiğini ve kapalı olduğunu gördüm. Dışarıda bir Fatiha okuyarak açıldığında tekrardan gelip ziyaret edebilmek için dua ettim.

İkinci günümüzün diğer yarısını Atlas Dağları’na ve Agafay Çölü’ne ayırmıştık. Otelin sahibine çöle nasıl gidebileceğimizi sorduğumuzda bizi bir arkadaşına yönlendirdi. Kendisi gelip bizi arabasıyla aldı ve şehir merkezinden yaklaşık kırk dakika boyunca çöle doğru gittik. Atlas Dağları’nın şehre bakan kısmında bulunan Agafay çölden ziyade bir sosyal tesis gibiydi. Çeşitli lokantalar ve etkinlik alanları kurulmuştu. Deveyle bir müddet çölde gezdikten sonra Atlas Dağları’na karşı Fas’ın meşhur Harira çorbasını ve naneli çaylarımızı içtik. Gün batımını dağlara karşı seyretmek çok keyifliydi. Fakat benim için asıl keyifli olan bizi çöle götüren, adının Cemal olduğunu öğrendiğim şoförle gelirken ve giderken ettiğimiz sohbetti.

Agafay Çölü ve Atlas Dağları.
Agafay Çölü ve Atlas Dağları.

Fas ile alakalı merak ettiğim birçok soruyu Cemal’e sorma fırsatı buldum. Bunlardan birisi Dünya Kupası’nda Fas millî takımının göstermiş olduğu başarıydı. “Sence neden şampiyon olamadınız?” diye sorduğumda, bunun bir hile olduğunu ve Batılıların Müslüman bir ülkeyi dünya şampiyonu yapmayacağını söyledi. Yorumu ne kadar doğru bilinmez ama Fas’ın başarılı olmasını Türkiye’de çok istediğimizi söyledim kendisine. Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini belirtti. Tika’dan bahsederek çalışmalarının çok güzel olduğunu söyledi. Osmanlı’ya karşı ayrıca saygı besliyormuş. Muhabbetimizin devamında, kendisine İhvân’ın Fas’taki siyasî kolu olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son seçimlerdeki başarısızlığının sebebini sorduğumda, halkın Arap baharıyla beraber kendilerine fırsat verdiğini fakat gerek konjonktürel şartlardan gerek farklı sebeplerden ötürü yönetimlerini beğenmediklerini ifade etti. Bu soruyu daha sonra farklı birkaç kişiye daha sorduğumda farklı yorumlar aldım. Rabat’ı anlattığım yazıda bu meseleye uzunca değineceğim.

Gazze ile alakalı Fas’ta halkın çok dertli olduğunu fakat burada kendilerinin Yahudilere zarar vermediğini söyledi.

Gerçekten de Fas’ın birçok yerinde Filistin’in gündem edildiğini gördüm. Her yerde Filistin bayrağı görmek mümkündü.

Ülkedeki Fransız etkisini sorduğumda, sömürge olmadıklarını sadece himaye istediklerini söylese de her yerde Fransızca dilinin hâkim olması hatta Arapçalarına dahi yansımış olduğu durumun sadece himayeyle açıklanamayacağını gözler önüne seriyor. Cemal’e camilerin namazlar dışında kapalı tutulduğunu sorduğumda, ülkedeki uyuşturucu bağımlılarının ve sokakta yaşayan insanların camilerde çıkardığı sıkıntıları örnek gösterdi. Polis teşkilatı bu kadar güçlü bir devletin camilerde güvenliği sağlamak için vakit aralarında kapatma yoluna gitmesi bana biraz saçma ve komik bir gerekçe olarak geldi. Basit bir güvenlik önlemiyle camilerde yaşanacak sorunlar ortadan kaldırılabilir halbuki. Fas’taki dinî hayatın kontrol altında tutulmasına yönelik bir karar olarak da okunabilir camilerin kapalı tutulması. Camilerden konuşurken Kutubiye Camii’nin yakınlarında Yusuf b. Tâşfîn’in mezarını da gösterdi bize. Fakat her zaman kapalı tutuluyormuş dolayısıyla gidip göremedik. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ve muhabbetin ardından artık otelimize gelmiştik. Câmiu’l-Fenâ Meydanı’ndaki kahveye giderek son çaylarımızı içtik. Şehri şöyle tepeden biraz seyrettikten sonra otele giderek ertesi günkü Rabat yolculuğumuz için dinlenmeye çekildik.

Fotoğraflar: Burak Çetik