Editörden

Nihayet huzurunuzdayız…

Edebiyat dünyasına dergi editörü olarak adım attım. Çalışmakta olduğum özel okul yatılı bir okuldu ve sözleşmemi yenilemediğini Haziran ayında değil, Eylül ayında beyan etti. Yani hiç beklenmeyen bir zamanda işsiz kalıverdim. Yıl 1987.

Gece gündüz aynı atmosferi paylaştığım öğrencilerimden ayrılmak acı oldu. Öğretmen olarak yaratılmış olduğuma nanca inanmıştım oysa.

Öğretmen olmak için yaratıldığıma inanırken kendimi kapının önünde bulunca günlerce, haftalarca ve evet aylarca ağladım. Bir maaşla geçinen dört çocuklu bir ailenin tahsiline devam eden bir ferdi idim. Para kazanmam gerekiyordu ve gidebileceğim yer yoktu. İş için müracaat ettiğimiz kapılar acele tarafından bir kısmet öneriyordu. Üstelik zahir ile batın arasındaki farkın ne anlama geldiğini henüz bilmiyordum. Oysa klasik tasavvuf kitapları üzerinden “Tasavvufi Eğitimin İlkeleri”ni çalışan bir yüksek lisans öğrencisi idim.

Haziran ayında işsiz olduğumu bilseydim, bir çözüm yolu bulabilirdim. Mevsimlerden sonbahar ve her yer duvar. Ölümden gayrı her şey yalan eşiğine varmak üzereydim ki, nasibime Kadın Ve Aile dergisi düştü.

İskender Paşa Cemaatinin edebi kamuda çok güçlü olduğu yıllardı: İslam, İlim ve Sanat, Kadın ve Aile.

Kadın ve Aile dergisinin yazı işleri müdürü Ahmet

Emre Bilgili, yayın müdürü Hamide Nadir, yayın kurulu başkanımız Afra Gürdoğan idi. Yazı işleri müdürü Ahmet Emre Bilgili hariç, mutfağında sadece kadınların yer aldığı bir dergi idi Kadın ve Aile. 90 bin abonemiz vardı ve o yıllarda Kadınca dergisinin yayın yönetmeni olan Duygu Asena ve ekibi 90 bin rakamını çok inanılmaz buluyordu. Rakamların şaşırtıcılığı, sadece abone sayısı ile sınırlı değildi. Evlilik dosyasını çalıştığımız sayı iki baskı yaptı ve böylece Türk basın tarihinde bir rekora imza atmış olduk.

Bütün bunları hatırlamama sebep olan ne diye soracak olursanız… Ömrümün baharında ve sonbaharında aynı kareyi iki kere yaşamış olmam, diye cevaplayacağım. Yine bir Eylül, yine imzalanamayacak bir sözleşme gerçeği.

Bu defa kader, gözyaşı olmayan bir eşik için beni evvelinden hazırlamıştı. Haziran 2014’te Mesut Albayrak bendenizi aramış bir kadın dergisi projelerinin olduğunu, benimle çalışmak istediklerini söylemişti. Ben üniversitedeyim, hiç mümkün değil, olmuştu cevabım. Ama Eylül ayında ru be ru görüşürüz elbette, demiştim.

Nasibi küstürmekten daima korktum. Eylül ayında üniversite seçeneği ortadan kalkınca, demek ki benim kaderim dergiler üzerinden akacak dedim.

Evet dergiler. Kadın ve Aile, Dergah, İzlenim, Anlayış.

Kimisinin mutfağında yer aldım, kimisine yazar olarak katkı verdim.

Şimdi değerli arkadaşım Nazife Şişman ile bir derginin mutfağındayız tekrar. Zaten bizim arkadaşlığımızın başlangıcı da bir dergidir: İzlenim dergisi.

Nazife Şişman ve bendenizin hayat tecrübesi, genç ekibimizin enerjisi ve siz değerli okuyucularımızın desteği ile 2000’li yılların Türkiyesi’nde duyguların tarihini yazmaya talibiz.

Evet nihayet, Nihayet dergide gündelik hayatı konuşacağız.

Gündelik hayatın seyri üzerine konuşacağız.

Gündelik hayatın dilini paylaşacağız

Ve hayatın hızı içinde, nasıl şefkatli ve merhametli, etrafına itina ile nazar eden bireyler olabiliriz sorusuna cevap bulmaya çalışacağız.

Meselenin siyasi değil ahlaki kısmına talibiz velhasıl…

Fatma Barbarosoğlu