Ahmet Murat :Keşfedilmeyi Bekliyor. Evet, O Şehir!

İlkokul biter bitmez yatılı okumak üzere otuz bin nüfuslu Karaman’dan, büyükşehir olan Konya’ya gitmiş ve tatilleri saymazsak bir daha da dönmemiştim. Dönsem ne olacaktı ki? Doğru dürüst limonata bile yapamayan birkaç pastanesiyle, Conan’ları bile bulamadığım açık tek gazetecisiyle, içinde kaybolma imkânı olmayan tek caddeli çarşısıyla, eli yüzü düzgün bir sineması dahi olmayan sıkıcı bir şehirdi. Ayakkabı almam gerektiğinde babamın ihvanı olan bir dedenin dükkânına uğrar, onun bıktıran ve demode tavsiyelerine kulak verir, sonunda da kimseyi memnun etmeyen bir kundurayla oradan ayrılırdım. Usturasını duvara çivilediği bir meşinle bileyen, bahar gelince kapısının önüne koyduğu kovayı ürkütücü sülüklerle dolduran Berber Hasan, benim kendisine anlatmaya çalıştığım yeni moda saç stilini duymazdan gelir, Erbakan Hocalı sohbetin içinde saçımı kendisinin ve babamın üzerinde anlaştıkları biçimde kesiverirdi. Her köşe başından, ağız tadıyla sigara içirtmeyen bir akraba çıkar, bu kasaba irisi şehrin dedikodusu, kulak çekmesi, akıl vermesi eksik olmazdı. Uzun hikâye.