Mehmet Nuri Yardım

Mehmet Nuri Yardım

Edebiyatçı – Yazar

23 Nisan 1960 tarihinde Siirt’te doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu. 1979 yılında başladığı gazetecilik mes¬leğini 2001’e kadar devam ettirdi; muhabirlik, mu¬sahhihlik, editörlük, röportaj ve köşe yazarlığı yaptı, kültür sanat sayfalarını yönetti. 2001’de emekli ol¬duktan sonra Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı bünyesindeki Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın Yazıişleri Müdürü oldu. İLESAM, TYB, TGC ve İSEDER üyesi, Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) Başkanı. Çeşitli kurumlardan ödüller aldı. Yazıları, Milat gazetesi ile www.sanatalemi.net ve www.medeniyetimiz.com sitelerinde yayımlanıyor. Edebiyat incelemeleri, biyografi, edebiyat tarihi, hatıra ve hikâye dallarında kırkın üzerinde eser mevcuttur.

Söküğünüzü kendiniz mi dikersiniz?

Üniversite dönemimde gurbette ve bekâr olduğum yıllarda mecburen kendi söküğümü kendim dikerdim. Çünkü terziye verecek kadar paramız olmazdı. Ama evlendikten ve biraz paralandıktan sonra bu maharetimi unuttum. Yemek yapmayı unuttuğum gibi…

Babanızdan öğrendiğiniz ev işi var mı? (Yemek pişirmek, ortalık toplamak, misafir ağırlamak)

İlk maddeye cevabım menfi. İkincisine ‘zayıf’ diyebilirim. Ama misafir ağırlamakta bakın hiç de fena değilim. Tabii misafir sadece maddi olarak ağırlanmaz. Yemeği herkes ikram eder. İyi bir sohbet yapabiliyor musunuz konuğunuzla, muhabbeti koyulaştırabiliyor musunuz, sözlerinize nükte katabiliyor musunuz?.. Önemli olan da bence bu.

Tamir ederken bozanlardan mısınız, tamirci çağıranlardan mı?

Bir yakınım vardı. Her sene görüştüğümüzde benim, eşimin ve çocuklarımın saatlerini ‘tamir etmek’ iddiasıyla alır ve tamamen bozup bize verirdi. Hâlbuki sağlamdı saatlerimiz, çalışıyordu. Ama yakınım yarım zanaatkâr, yani kötü saatçiydi. Ben ise kendimi çeyrek zanaatkâr bile kabul etmiyorum. Niçin bizim veya başkasının eşyalarını hak ile yeksan edeyim ki…

Uzlete çekilseydiniz yapmakta en çok zorlanacağınız husus ne olurdu?

Galiba yemek hususunda ciddi sıkıntılarım oldu. Denemedim değil. Siz ‘uzlet’ diyorsunuz. Eh mademki uzlet. O zaman ben de sıkı bir rejime girer, kuru ekmeğe talim ederdim. Hem uzlet veya inziva, biraz da dünya nimetlerinden uzak durmayı gerektirmez mi?

Modern zamanların en güzel, en hoş tarafı nedir?

Modern vakitlerin güzel tarafları ve hoş yanları fazla. Lakin bana soracak olursanız en çok sevdiğim yönü teknoloji sayesinde yakınlarınızla sıkı bir münasebet kurabilmenizdir. Benim rahmetli babam üç yıl askerlik yapmış ve izne bile gelememiş. Teskereyi alıp geldiğinde rahmetli ninem, babamı tanımakta zorluk çekmiş. Şimdilerde telefon, mektup, faks, internet, facebook hak getire… Keşke arada bir bu güzellikleri bize veren Rabbimize şükredebilsek, teşekkür edebilsek…

Kurbanınızı kendiniz mi kesersiniz?

Hayır! Ben bir karıncayı bile incitemem, böceklerin üstüne basamam. En şanslı sinekler benim odama doluşan sineklerdir. Zira başlarına bir zarar gelmesin diye pencereyi açar, onları nazikçe başka yolculuklara davet ederim. Kurban kesmek herkesin kârı değil ki. Birileri kurbanı kesmeli, başkaları da o kurban etini yemeli. Birileri elbise dikmeli, başkaları o esvabı giymeli. Dünya hâli böyle işte…

Oğluma illa da öğretmem gereken şudur bahsini nasıl detaylandırırsınız?

Kendimi dinletebilirsem sadece iki oğluma değil, bütün gençlere, hatta herkese yüce dinimiz İslâm’ı tavsiye etmek isterdim. İnancımızı doğru kaynaklardan öğrenmelerini öğütlerdim. İslâm’ın sadece ibadetlerden ibaret olmadığını, bir yaşama biçimi olduğunu dillendirmek isterdim. Şayet bugün Müslümanlar İslâm’ı doğru kavrayabilseler ve uygulayabilselerdi bu kadar acının yaşanmayacağını, savaşların çıkmayacağını, kardeşliğin, huzurun ve barışın daha da yaygınlaşacağını karınca kaderince anlatmaya gayret sarf ederdim.

Kızımın bu hayatta ille de bilmesi gereken üç şey dediğinizde aklınıza neler geliyor?

Kızım olmadı, ama öğrencilerimizden kızımız kabul ettiğim öğrencilere üç hususu bilmeleri gerektiğini ifade etmeye çalışırdım. Önce Allah korkusuna sahip olmaları icap ettiğini hatırlatırdım. Sonra da sevgili Peygamberimizi çok sevmelerini ve ona benzemeye çalışmalarını, dolayısıyla İslâm’ı en mükemmel şekilde öğrenip uygulamalarını isterdim.

Ev işinde erkeklere en çok yakıştırdığınız işler nelerdir?

Sofra kurmak… Suyu ve ekmeği, yemek tabaklarını masaya taşımak… Bir de çay servisi yapmak… Galiba yemeğin külfeti hanımlara, çayın nimeti de erkeklere düşüyor. Yok yok, yanlış söyledim, yemek de elbette nimettir, külfet değil. Aslında insanları serbest bırakmalı, diledikleri gibi ev işlerinde üzerlerine düşeni yapsınlar.

Hayat müşterek olduğuna göre sizin payınıza düşenden memnun olduğunuz/asla memnun olmadığınız hususlar nelerdir?

Bu söze ‘boş lâf’ diyenler çıkabilir. Hâşâ, asla ve kat’a. Hayat, elbette müşterek, yaşanmışlıklar mutlaka ortaktır. Memnuniyetsizlik ne mümkün? Bu sözüme inanın, hakikaten gönülden söylüyorum. İnsan her hâl ve şartta halinden memnun olmalı. Yaşadığı ufak sıkıntıları büyütmemeli, küçük dertleri abartmamalı. Zira yaygın sözdür: “Beterin beteri vardır.”
Aile meselelerini etraflıca düşünmeme vesile olduğunuz için aslında size medyun-u şükrânım, gerçekten kalben müteşekkirim, Allah her daim iyiliğinizi versin!