Zeynep Doğaner

Zeynep Doğaner

Ev Hanımı

1974 İstanbul doğumlu. Evli ve iki çocuk annesi Zeynep Doğaner ev hanımı olarak hayatını sürdürüyor. Gündelik hayatın rutinlerinden bolca kitap okuyarak sıyrılan Zeynep Hanım, kendisini geliştirmeyi amaç edinmiş gayretli ve idealist bir anne. Oğlunun gittiği okulda düzenlenen Kutlu Doğum Etkinliği programında Peygamberimiz için kaleme aldığı tesirli mektubu ödül almıştı. Derin duygularla yazdığı yazılarında Peygamber sevgisine değinen Zeynep Hanım, Günizi sorularına pişmanlık ateşini hissettiren cevaplar verdi.

Tevbe deyince aklınıza gelen ilk kelime hangisi?

‘Yanmak’, kalbe düşen nedamet ve ‘pişmanlık’ ateşiyle…

Tevbe kaç renk’tir? Sizin tevbe’niz hangi renk?

Cenab-ı Hakk’ın kulunun ‘samimi’ tevbe’siyle, günah yüklü amel sayfasını rahmetiyle dürüp, eline ‘beyaz’ bir sayfa verdiği için, bende tevbe’nin beyaz olduğu düşüncesi hâkim oldu her zaman. Bu doğrultuda o beyaz sayfanın ‘beyazlığının korunup korunamaması’ çok önemli, renklerin bu aşamada devreye girdiğini düşünüyorum. Bu anlamda kendi tevbemin rengini söylemem de çok zor.

Tevbe’ye eşlik eden en güçlü duygu nedir?

Allah’tan hayâ etmek, utanmak…

İşlenmiş bir günahın ardından, tevbe etmek ile edememek arasındaki fark sizce nedir?

Ahiret şuuru; çünkü her an ölümle yüzleşebileceği ve Rabb’inin huzuruna günah yüküyle ve asi bir kul utancıyla çıkmak istemeyen insan tevbe etme ihtiyacı hissediyor, bu şuurda olmayanlar için aynı hassasiyet söz konusu olamıyor

Tevbe etmeyi ilk ne zaman öğrendiniz?

Çocukluğumuzda daha çok sevap ve günah bilgileriyle büyütüldük, çocukça yaptığım hatalar sonrasında, kalbime çöreklenen bir pişmanlık hissi hâsıl olurdu. Mahiyetini daha bilmediğim tevbe’nin pişmanlığını hissederdi çocuk kalbim o zamanlar. Asıl mahiyetini ise bir arayış süreci içerisindeki gençlik yıllarımda öğrendim; “Öğretene Hamdolsun…”

Tevbe etmek ve edememek bahsi size neyi hatırlatıyor?

Ya tekrar yaparsam ‘günaha düşersem’ endişe ve korkusunu… Bu korku ‘tevbe etmeyi çok istediği halde’, tevbe edememekten, insanı alıkoyuyor. Nefs ve şeytanın vesveseleri ile arkadaş ve çevre faktörü bu endişede etkin rol oynuyor.

Ettiğiniz tevbe’nin huzurdan geri dönmemiş olduğunu nasıl anlarsınız?

‘Samimi olarak yapılan’ her tevbe’nin o ilahî huzurdan geri dönmeyeceği inancını taşıyorum, yeter ki biz dönmeyelim. Bir de Cenab-ı Hakk yüce kitabımızda tevbe’den sonra ‘salih amel’i zikrediyor, davranışlarımızı düzeltmemiz gerektiğinden bahsediyor. Eğer ‘samimi’ olarak bir tevbe etmişsem ve bu ‘samimi’ tevbe’min ardından yaptığım salih ameller oluyorsa ve salih amel istikametinde Rabb’im kapılar açıyor ve beni de o doğrultudaki işlere sevk edip hemhal ediyorsa kabulü yönündeki ümidi taşırım.

Modern insanın tevbe’leri ile kadim insanların tevbe’leri arasında sizce fark var mıdır?

‘Manevi terbiye’ farkı olduğunu düşünüyorum. Eskiden insanlar kemalat ve irşad ehli zat’ların sohbet iklimlerinde ‘bazen çile, bazen teveccühle’ kemalat kazanırlarmış. Manevi terbiyeden yoksun bir nefsin pişmanlığı tevbe’de insana kemalat kazandırmaz. Günümüzde bu böyle değil, tevbe ediyoruz ama manevi terbiyeyi eksik bırakıyoruz, hal böyle olunca da tevbe’sini yaptığımız günahlara dönmek yahut içine düşmek de çok daha kolay oluyor maalesef…

En etkilendiğiniz Tevbe cümlesi hangisi?

Keşke yapmasaydım, ne olur affet Allah’ım…

Her pişmanlığa tevbe eşlik edemiyor, Kabil’in pişmanlık ateşi içinde tutuşmasına rağmen tevbe edememesi gibi. Tevbe sizce nasip midir?

Herkes yaptığı hatalara, yanlışlara, pişmanlık duyabilir. Pişmanlık ayrı ama tevbe başka bir şey. Tevbe’de Hakk’a dönüş var, Hakk’ı tercih var, Hakk’ta karar kılmak var, Serseri nefs’i dizginleyip, yönünü Hakk’a çevirmek var, bulmak var, bilmek var, sevmek var, yanmak var, rıza var, aşk var… Hâsılı “tevbe’den yoksun pişmanlık değil, ama içinde pişmanlık olan tevbe,” evet nasip.