Mine Alpay Gün

Mine Alpay Gün

Gazeteci-yazar

İstanbul’da doğdu. Kandilli Kız Lisesi’nin ardından İÜ Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdi. MÜ’den Sosyoloji ve Antropoloji masterı aldı. Yazı hayatına Yeni Devir Gazetesi’nde başladı.1988 yılından beri Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapıyor. Evli ve dört çocuk annesidir. Eserleri: Ülke Kızları, Kuma, Anadolu’dan Esintiler, Bir Vakti Namluya Sürmek, Zenci Gül Destesi, İstanbul Mir’âti, Ranuna’ya Mektuplar, Bir Düş müydü Çocukluğum, Kadın Fotoğrafları, Direnç ve Özgürlük.

Evin sıcak yüzü nerede başlar?

Bir yokuşun sonunda evinizin siluetini gördüğünüzde, anne sıcaklığında bir bekleyeninizin yerli yerinde durduğunu anlayıp yolunuzu gözleyen evin insan yüreğine; yüreğinizi, sevginizi, bir an önce kavuşma arzunuzu eklersiniz.

Hangi zamanlarda “şimdi evde olmak vardı” dersiniz?

Aslında seyahati çok severim bir yanım dışarıda kalmak, yeni yerler görmek, farklı olanı tanımak için can atar ama öteki yanım da, bir an önce o masal beldem olan evime kaçıp minderimde oturmak ister. Özellikle yurt dışı seyahatlerimde evim burnumda tüter. Bir keresinde anneme telefon etmiştim, “Dönünce sizinle dünyanın en güzel yemeğini yiyeceğiz.” demiştim. “Ne?” diye sormuştu. “Bahçeye çıkıp kendi yetiştirdiğim maydanoz, nane ve yeşil soğanları ekmeğin arasına alacağız.” dediğimde annem çok gülmüştü. Zira sümüklü böceklerin delik deşik ettiği soğan ve naneleri akıllı insan yiyemezdi. Ama o evde olmak hayali, ruhumu öylesine ele geçirmişti ki… Batı’nın bulvarları beni boğuyor, evim sevgili bir dost gibi rüyalarıma giriyordu.

Ev kokusu deyince aklınıza ne gelir?

Her evin, ailenin bir kokusu vardır, babamların ya da kayınvalidemlerin, oğlumun, akrabalarımın, arkadaşlarımın evlerinde dikkat ettiğim farklı, o eve has hatta belki de evin kendisinin ürettiği özel floralardan damıtılmış bir kokudur bu, ki; evin yaşayanına, çocuklarına da sinmiş bir kokudur.

Evin en çok sevdiğiniz eşyası hangisi?

Kütüphanemi ve çalışma masamı çok severim, sandığımı açıp nenelerimden kalan eski eşyalara bakmayı özlerim. Eski iğne oyalı yazmaları biriktirdiğim bir koleksiyonum var, onlarda türküler gibi hikâyeler görür, çok etkilenirim.

İnsanların parmak izleri var. Evlerin parmak izi var mıdır, her evi farklı kılan?

Elbette, evlerin imzası, mührü çok belirgindir, o insan yürekli evlerin yetiştirdiği çocuklar, o evlerden çıkan gelinler, o çekici evlere verilen kızlar, evlerin hikâyesi, sadece insan hayatlarını belirlemekle kalmaz, toplumu da dönüştürür. Her evi farklı kılan edep, terbiye, görgü, cömertlik, saygı, şefkat; aslında girer girmez kendisini belli etmektedir. Belki çok zengin bir evde hissettiğiniz görgüsüzlükle hemen kaçmak istersiniz ama bir gecekondunun tertemiz kanaviçe örtülerinin serildiği divanında içilen çaya doyamazsınız.

Şimdiye kadar evinizde yapmak isteyip de yapamadığınız nedir?

Kitap projelerimi hayata geçirememek beni her zaman üzmüştür, hep niyet ederim ama bir sürü engel, bunu gerçekleştirmemi daima geciktirmiştir.

Ev ile ilgili atasözü deyim ya da aile büyüklerinize ait bir söz var mı zihninizde?

Rahmetli annem, “İnsan ölecekse de, evinde ölmeli” derdi hep. Zira herkesin dostluğundan emin olduğu o biricik evi, ölüm anında da sanki şefkatini esirgemeyecektir.

Eli her daim evin üzerinde olanlardan mısınız yoksa hiçbir şeye el sürmeyenlerden mi?

İkisi de değil. Bazen evin içinde bir yere koyduğum eşyayı bulamam, ev de ben de birbirimize sınırsız özgürlük tanırız. Mutfakta fazla vaktim geçer, çocuklara zarar vermemek için yemeği ihmal etmem, yalnız olsam belki mutfağa da zor uğrardım.

Evde sizi dinlendiren, en sevdiğiniz hobiniz nedir?

Bahçem. Sabah kalkar kalkmaz o küçük bahçede dolaşmayı çok severim; ağaçlar, güller, çiçekler günün her saatinde farklı görünümleri ile serseri ruhumu alıp yazılardan iyice uzaklaştırırlar.

Evinizde kimi ağırlamak isterdiniz?

Rahmetli annemi.

Kimin evinde ağırlanmak isterdiniz?

Kerpiç köy evlerini ve ahşap konakları çok severim. En son Beyşehir’de idim, eski yöresel evlerin ardıç ağacına yaslanmış sundurmalarını, cumbalarını seyre doyamadım. Safranbolu’nun, Kütahya’nın, Cumalıkızık’ın, Harput’un evlerini ne kadar seyredeyim ki usanayım. Sofalarını, kafesli pencerelerini, yerdeki kökboyalı, hayat ağacı, suyolu motifli kilimlerini izlemeye doyamam.

Unutamadığınız ev ziyareti?

Çocukluğumda babaannemlerin, anneannemlerin konakvari evlerini, eyvanları, avluları, hayatı, güvercinliği, ağılı hiç unutamam; Kaf Dağı’nın ardındaki masalımın en güzel kareleridir onlar.