Postmodern zamanlar dostmodern müminler

Fatma Barbarosoğlu: Kapağımız “postmodern zamanlar dostmodern müminler”.

Postmodern/geç modern zamanlar tabirinifatma hanim niye kullanıyoruz?

Eskilerin ahir zaman bilincinden bizi ayıran nedir?

İnsanlar ahir zaman bilincine sahip olduğunda mesuliyetlerini daha titizlikle yerine getirme bilincine de sahip miydi acaba?

Yaşadığı zamanı ahir bilmesi,  kişinin zaman idrakinde nasıl bir değişime sebep oluyor?

Hasan Basri Hazretlerinin “Siz onları görseydiniz mecnun derdiniz, onlar sizi görseydi kâfir derdi.” sözünü nasıl anlamamız gerekiyor?

 Nazife Şişman: Bu sorular önemli şüphesiz. Cevabın var mı?

Fatma Barbarosoğlu: Cevabım var mı? Malum arayanlar bulmaz, bulanlar yalnız arayanlardır. Zamanı mesuliyet üzerinden idrak etmenin önemine inanıyorum. Bu konularda kafam karıştığında yolumu açan, Efendimiz’in kıyamet koparken bile bir ağaç dikmemizi tavsiye edişi oluyor.

Ağaç dikmeyi mecazi olarak da ele alabiliriz diye düşünüyorum. Ağaç dikme bahsinde mesuliyetin kesintisiz olma hali var. Mesuliyetimiz kesintisiz devam edecekse, zamanın adının değişmesi yeryüzü hikâyemizin ana fikrini değiştirmiyor. Sadece hikâyenin tâli kahramanlarını ya da tâli kahramanların esas kahraman gibi görülmesini etkiliyor.

 Nazife Şişman: Tabii ki zamanın adının değişmesi, insan olarak varoluşumuzun aslî niteliğinde bir değişikliğe sebep olamaz. Ama şunu da dikkate almak zorundayız: İnsan bir zaman ve bir mekân içre doğar. Zaman ve mekânla, beden ve ölümlülükle sınırlı bir varlıktır. Biz dünyanın bir geçit, bir kıstak olduğuna inanırız. Yirminci yüzyılın düşünürlerinden Ortega Gasset bu varoluş acısını şöyle ifade eder: “Yaşamak bir ortamın çaresiz tutsağı olmaktır. İnsan ancak burada ve şimdi yaşar.”

İnsan burada ve şimdi yaşar. Varlığını kuşatan şartlar, beşerden insana doğru yol alışını etkiler. İşte bu sebeple şimdiyi ve burayı anlamak önem arz eder. Bugün gündelik hayatı şekillendiren unsurları anlamak için bir çerçeve çizmek ihtiyacıyla kullanıyoruz ‘postmodern’i. Yoksa insanın hikâyesinde aslî olarak değişen bir şey yok.

Fatma Barbarosoğlu: Müminler açısından sorun tam da bu şimdi ve burada yaşamak. Şimdi ve burada yaşıyoruz amenna. Ama sadece şimdi ve burada yaşamama bilincine de sahip olmamız gerekiyor.

Şimdi dediğimiz ‘an’da, hem geçmiş kayıtlı hem de gelecek. Sorun şu ki, şimdinin içinde geçmiş ve geleceğin kıvamını tutturmakta zorlanıyoruz. Ya sadece dünde yaşayanlar var ya da sadece yarında. Hiç ölmeyecekmiş gibi bugünde yaşayanları da unutmamak gerekiyor elbette.

_SDT1874 Nazife Şişman: Derginin kapağından değil, postmodern zaman kavramı üzerinden yol alıyoruz. Okuyucularımızı sıkma pahasına …

 Fatma Barbarosoğlu: Zaman meselesinden başladım, çünkü konuyu “bayram sevinci”ne getirmek istiyorum. Ne oldu da “bayram sevinci” “bayram tatili”ne dönüştü? Eskilerin bildiği, kendi açımdan söyleyecek olursam benim ancak otuzlu yaşlarımda idrak ettiğim bayram sevinci varlığını nereden alıyor?

Bayram benim içimde hep hüzündü.1980’li yıllardı. Rahmetli büyükannem isteksizliğimi kınayarak “Bugün bayram” dedi. “Afganistan’da ümmet ölürken bayram mı yapılır?” dedim. O zaman anlamadığım ama çok sonra ümmi insan imanının derinliği ile kavradığım cümlelerle cevap verdi: “Bayramın bayram olacağına sen karar vermiyorsun. Allah bugün bayram demiş sen bayram edeceksin. Bayram eğlence değil ki, ibadet.”

Bayramın ibadet olduğunu anlamam çok uzun sürdü. 2003 yılında Arafat vakfesinde Allah’ın zamana ve mekâna Rahman sıfatıyla tecelli edişini idrak edene kadar bayramın ibadet boyutunu kavrayamadım. Sosyal yönü üzerinde epey vakit kaybettim. Ancak Arafat vakfesinde bayramı bayram bilmenin önemini kavradım.

Çok savaşlar, çok yıkımlar olabilir. Bayram  ertelenemez. Bayram ibadetlerden bir ibadet. Bayram benden bana gelen bir şey değil, bayram benden ötekine giden, benden sana giden bir şey. Dolayısıyla erteleme hakkımız yok. Değiştirme hakkımız, küçümseme hakkımız hiç yok.

Zamanın adı ne olursa olsun modern ya da postmodern bayramlar bayram olmaya devam ediyor. Çünkü zamanın içinde müminler dostmodern olmaya devam ediyor.

 Nazife Şişman: Dostmodern derken “benden ötekine giden”i kastediyorsak, evet bayramlar bayram olmaya devam ediyor. “Kadınların bayramı kırk gün sürer” sözünü haklı çıkaran uygulamalar hala tedavülde mesela… Bayram öncesinde başlıyor hazırlıklar. Arife günü mezarlık ziyaretleri, bayram sabahı akan suyun zemzem niyetine içilmesi, bayram günleri ve devamında yedirme içirme, yetim sevindirme, yaşlı gönlü alma ve karşılıklı ziyaretler… Müminlerin dostmodern oluşunu en çok da kadınlar üzerinden gözlüyoruz. Bu arada Nihayet dergi olarak yeni bir kavram da imal etmiş olduk: Dostmodern.

Fatma Barbarosoğlu: Dostmodern kavramını kadim ruhu modern teknoloji içinde yaşatma hassasiyeti olarak düşünüyorum. Bayram üzerinden devam edecek olursak… Medyanın diline bakınca bayram diye bir şey yok. Sema Karabıyık’ın işaret ettiği üzere ekranda diziler üzerinden yaşanan bir Ramazan yok. Bayram ekranda bayram eğlencesi olarak var ya da tatili tasvir eden bir sıfat olarak. Oysa halk bayramı bayram biliyor. Münire Daniş’in satırlarında aşikâr olan bayramın bir ibadet olduğu bilinci hala saklı halkta.

Nazife Şişman: Ayşegül Tozal’ın yazısı da bu bakımdan önemli. Tam da dostmodern bayramları tasvir eden bir yazı. Dün tek tek komşularımızı gezip ellerini öptüğümüz bayramlaşmaların bugün pekâlâ bir vakıf ya da dernek bünyesinde düzenlenebildiğine dikkat çekiyor Tozal. Şekil değişiyor ama muhteva, yani bayram sevinci var olmaya devam ediyor.

İbadetin ve hürmetin sürekliliği konusunda on yedi yıldır Hırka-i Şerif Vakfı’nda türbedarlık anlayışına yeni bir soluk getirmeye çalışan Sümeyra Güldal ile Efendimiz’in mübarek hırkasının ziyaretçilerini nasıl ağırladıklarına, o mübarek gölge altında çocukları buluşturdukları atmosfere ve sanat ortamına dair söyledikleri de dostmodern kavramına dâhil diye düşünüyorum. Keza dört çocuk annesi ve yirmi beş yıldır Medine’de yaşayan Ayşe Işık’ın, Ramazanlarda Mescid-i Nebevî’de sofra açarak, binlerce Müslümanın iftar duasına eşlik edişi de…

Fatma Barbarosoğlu: Halkın ve bireylerin Ramazan-ı Şerif’i idrak edişi ve yaşayışı ile dijital kültür üzerinden sunulan Ramazan ve bayram algısındaki açı farkını görebilmek için “bayramlaşma oyunu”nu çocukların nazarına sunduk.

Video oyunu ne teknolojik donanım konusunda başarılı ne de muhteva konusunda. Video oyunlarının ruhu, kazandıkça puan toplamaya çalışmaya dayanıyor malum. Bu “bayram oyunu”nda da  kahraman el öptükçe puan kazanıyor.

Bayramlaşma oyununda bizim dikkatimizi çeken ne kurgunun ne karakterlerin ne de mekânların sahicilik duygusu vermemesi. Nitekim altı-on iki yaş gurubu çocuklarına oyunu izletip görüşlerini aldık. Çocukların kendi yaşadıkları bayramlardan aldıkları lezzeti merkeze alan cümleler kuruyor olmasına okuyucularımızın özellikle dikkatini çekmek isterim.

Nazife Şişman: Temmuz sayısının ana söyleşisi İsmail Kara ile… En çok zorlandığımız konuda, değişim konusunda bir izlek mevcut söyleşide: Bugünün ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceğe doğru hareket etmek için korumak yetmez, şerh etmek ve yeniden inşa da gerekir. Bayramı da bu muhafaza ve yeniden inşa üzerinden değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Mesela gurbettekilerle Skype üzerinden bayramlaşmayı bayramın ruhundan uzaklaşma diye klişe yaklaşımla değerlendirmek pek doğru olmuyor bu zaviyeden bakınca. Ama bu noktada İsmail Kara’nın yeninin nasıl, hangi ilkelerle ve nereye doğru şekillendirileceğinin önemine yaptığı vurguyu da hatırda tutmak gerek.

 Fatma Barbarosoğlu: İsmail Kara ve Mustafa Kutlu hayatımın en önemli nasiplerinden. Onların kelamından çok şey öğrendim. İsmail Kara’nın şu satırları daima mihmandarım  oldu: “Çalışmak ve daha çok da ısrar, rehavete düşmeden takip bana birçok şeyi öğretti, önüme getirdi. Bir atasözü kurdum kendime: İmkânsıza yönelmedikçe mümkün olan ele geçmez. Mümkün olana göz diken sınırlı, ahlâkî olarak sıradan ve vasıfsız kalmaya mahkûmdur gibi geliyor bana.”

İman ehli olarak “imkânsıza talip olmak”; hayatımızın kimyası bu cümlede gizli.

Nazife Şişman: Kapak resmini yorumlayacak mıyız?

Fatma Barbarosoğlu: Yorumlamayalım. Çok katmanlı anlamlı bir çalışma oldu. Yorumlayarak anlamı sadece bizim bakış açımızla sınırlamayalım istersen… Okuyucularımızdan yorum bekleyelim ve bu yorumları Ağustos sayımızda paylaşalım derim.

İslam âleminin Ramazan Bayramı mübarek olsun. Bayramı bayram bilenlerden olalım inşallah.