Önce Evlerimiz Yitirdi Bahçesini, Sonra Okullarımız…

Özellikle ilk ve ortaokul binaları, daima büyükçe bir bahçe içine kondurulmuştur. Zil çalar ve çocuklar bir bendin önünde birikmiş su gibi bahçeye akarlar. Bir beton ormanına dönüşen şehirde okul bahçesi, çocukların biricik cennetidir de. Mimarlar, kent planlamacıları ve eğitimciler bu cenneti onların elinden almayı akıllarının ucundan bile geçirmezler.

Ama size kötü bir haberimiz var: ‘Bir bahçe halkı olan Türkler’, yalnızca evlerinin değil ilkokullarının bile bahçelerini öldürmeye başladılar!

Biz de neden bahçesiz okul olamayacağını dikkatinize sunan bir dosya hazırladık.

Ali Ayçil, “Çiçekli bir ontoloji”de dünden bugüne bahçe serencamımızın, okul bahçesinin moderniteye yenik düşerek sonuçlanmasını yazdı.

Aysel Yaşa, “Bir ağaca sarılmamış, bir çiçeği koklamamış çocuklar”ın hali pür melalini kaleme aldı.

Fatma Çolak, “Bahçeyi dolduran şiir”de bahçelerden uzak kalmışlığın tarihimize sırt çevirmekten farkı olmadığını anlatıyor.

Beyza Karakaya, “Hem mezunları hem bahçesiyle meşhur okullar”ı getirdi sayfalarımıza.

Valide Mektebi

Eğitim ömür boyu sürer diyoruz, ama çocuklarımızı okul duvarları arkasına emanet ederek sorumluluğumuzdan kurtulabileceğimiz zannına kapılıyoruz. Halbuki okullar, bir sürü çocuğun hapsedilip kontrol edilmeye çalışıldığı yerler haline geldi. Böyle bir durumda evde eğitimin önemini fark edip örgün eğitimle evde eğitimi güzel bir terkibe kavuşturan üç annenin tecrübesini paylaşıyoruz sizlerle. Ve “valide mektebi” dedik bu sürece.

“Okul çocukların hapsedildiği yer olmamalı” diyen Sevinç Şahin,

“Eğitimin zamanı ve mekânı yok” diyen Beyhan Erkişi,

“Öğretmek değil, yaşamak” vurgusunu yapan Güzide Bilgin, hayat boyu süren otokontrol, disiplin ve zamanı mekânı örgütleme becerisi kazandıran eğitim tecrübelerini anlattılar.

Sabah kalkış saatinden evdeki iş bölümüne, bir işten yorulunca diğer işe başlamaya, her mekânı ve her zamanı eğitime adanmış kabul eden bir anlayış nasıl pratiğe dökülür, üç ayrı profil üzerinden ayak izi çıkarmaya çalıştık.

aysekayaÜniversitede Bir Dergâh: Nafi Baba / Ayşe Kaya

İngiltere’de doğmuş büyümüş Mehmet Nafi Artemel, uzaklarda bir yerlerdeki o büyük büyük dedesi Nafi Baba’yı ve dergâhının hikâyesini bilirmiş, bilirmiş ama uzaklardaymış işte… Bir zamanları Robert Kolej’i şimdinin Boğaziçi Üniversitesi’nde istirahatgâhı bulunan Nafi Baba’nın hikâyesini Ayşe Kaya yazdı.

Modern Dünyanın Çelik Çerçevesi /Ayşe Sevimaysesevim2

Tabiatla iç içe yaşamaktan değil sürekli tabiatı korumaktan bahsediyoruz. Tabiatla haşır neşir olmanın vereceği neşe, duruluk, telaşsızlık yerine onu koruyan bir süper kahraman olmak düşüyor payımıza… Ayşe Sevim yazısında, şehir hayatının bahçesizliğinden dem vuruyor.

‘Yaşanacak Evler’in Bahçesi Yok Ama Havuzu Var! / Sema Karabıyık

Sema Karabıyık hayatımızdan birer birer eksilen bahçelerin filmlerimizden de kayboluşunu anlattı. Yeşilçam’ın pembe panjurlu ev hayalinin yerini alan bahçesiz ama havuzlu evler Sema Karabıyık’ın yazısında.

haticeatesShems’in Gölgesi / Hatice Ateş

İyiliğe gücümüz yetmemiş olabilirdi ya da yeterince iyi insanlar olamayabilirdik ama iyi insanlara duyduğumuz sevgi bile bizi iyiliğe götürebilirdi… Hatice Ateş, hayatın akışından yoksunluğun, mahpusluğun, gönlün akışına ket vuramamasının deliliyle karşılaştırıyor bizi.

Kadı Kızı Dediğin… / Emel Özkan

Ahali, kadıların haklarını teslim eder ama kendine bir pay çıkarmayı da ihmal etmez. Herhangi bir kusuru mazur görür veya gösterirken, kadı efendilerin sevgili kerimelerini şahit getirip, kabahatin yükünü hafifletiverir hemen… Şairliklerinden tahsillerine, kadı kızlarını Emel Özkan’ın kaleminden okuyoruz.

Bahçesiz Okul Nereye Çıkar / Münire Daniş

“Çocukların hayatının büyük zaman dilimi olan okuldan bahçeyi alırsanız çocuklar için özgürlüğü kesintiye uğratmış olursunuz. Keşiften yoksun kapalı koridorları, betonu ve duvarları ön plana çıkarmış olursunuz.” diyen Münire Daniş, okul bahçelerinin bizlere ve çocuklara sunduklarını Nihayet sayfalarına taşıdı.

Çimden Korkmayan Çocuklar / Güzide Ertürk

“Türkiye’de yaşarken çimden korkan çocuklara rastlamamıştım. Dikkatimi çeken çimden korkan annelerdi. Yerlerde sürünmeyi seven bebeklerini, böceklerin yemesinden korkuyorlardı. Ayrıca, her şeyin tadına bakmayı seven minikler; toprağın, kumun ve yeşilliklerin de tadına bakıyordu. Çimden korkan anneler, evlere hapsetti evlatlarını.” ifadeleriyle Güzide Ertürk, çimden korkmayan çocukları kaleme aldı.

Sazlar Çalınır Çamlıca’nın Bahçelerinde / Sema Babuşçu

Kâğıthane’nin Sâdâbâd’ı, Çamlıca bahçeleri, Kandilli, Göksu… Sema Babuşcu eski İstanbul şarkılarında kendilerine alabildiğine yer bulmuş bahçeleri yazdı.

naimeerkovanKadınlar Parkı / Naime Erkovan

Modern şehirlerde nefes almak için kaçış noktalarıdır parklar. Naime Erkovan Berlin’de yoğun nüfusun ihtiyacını karşılamak için inşa edilen parklarda özgürlüğünü arayan kardeşini yazdı.

okullarkpkHer Şeye Rağmen Eğitim / Şeyma Kaya

Okul denince aklımıza dört tarafı duvarlarla çevrili, tepesinde dam olan yerler mi geliyor sadece? Dağ başında, afet çadırında, bir salda ya da savaş yıkıntıları arasında… İşte “her şeye rağmen eğitim”in canlı örneği olan sıra dışı okullardan bazılarını Şeyma Kaya sizler için derledi.

İşte O Film: Muallimin Bir ‘Feylosof’ Olarak Portresi / Elif Sönmezışık

Elif Sönmezışık, İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlığını yaşayan Türkiye’de, türlü zorluklarla mücadele eden idealist bir taşra muallimi olan Murtaza’nın hikâyesini anlatan Paydos filminin, Türkiye’nin devam eden “dönüşüm sancı”larını yansıtan karakterlerini ele aldı.

Okul Yolu Düz Gider mi?

Herkesin bir “zor günler” hikâyesi vardır. Biz de Türkiye’nin çileli günlerinde öğrenci olanlara sorduk okul anılarını. Açlık, parasızlık, yokluk ve ulaşım sorunları… Gördük ki okul yolu her zaman düz gitmiyormuş.

aycaorer2Çocukluk Masumiyetinden İdeolojik Bireye / Ayça Örer

Güven Gürkan Öztan’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Türkiye’de Çocukluğun Politik İnşası kitabına dair bir kritik kaleme alan Ayça Örer, günümüz ‘millî eğitimi’ni biçimlendiren temele iniyor.

Bilincin Gizi Dilde İzi: Aynen / Tülay Demir

Aslında bu mümkün mü? Hiçbir konuda tam olarak anlaşamazken sanki her şey yolundaymış gibi; sanki hiç kaprislerimiz, aykırılıklarımız yokmuş gibi yumuşak başlılıkla, ılık ılık verilen bir onay. Tülay Demir, “aynen” deme alışkanlığının ört pas ettiği umursamazlığı analiz ediyor.