nihayet12kapakTecrübe edinemiyoruz,  bari sertifika biriktirelim!

Attığımız her adımda, kat ettiğimiz her aşamada belge almak/belge göstermek zorunda kaldığımız zamanlarda yaşıyoruz.

Öğrenmenin, olgunlaşmanın, tecrübe etmenin yerini sertifika toplamak almış gibi görünüyor. Bir üstadın dizi dibinde oturarak, bir ustanın tezgâhından ge
çerek bilgi, tecrübe kazanmak geçen yüzyılda kaldı. Toplumsal hayat boşluk kabul etmeyeceğine göre yerini bir şeye bırakmış olmalı. Bir yaşam koçunun mihmandarlığında üç günde uzman, beş günde guru olmak istiyor insanlar. “Beş gün gittim, beşten çıktım” tekerlemesiyle eleştirirlerdi, emek vermeden sonuca odaklanan sebatsız ve sabırsız kimseleri, bizim çocukluğumuzda. Halbuki bugün iki günlük sertifikaları biriktirenler, şirketlerin insan kaynaklarıyla görüşmelerinde göz dolduruyorlar.

Modern hayatın hızı elbette belli bir standartlaşmayı beraberinde getiriyor ve her gün yeni beceriler edinmek zorunda bırakıyor insanları. Bu zorunluluğu zihnimizin arka planında tutarak şu soruyu sorduk bu dosyada:

Eski mesleklere yeni isimler veren sertifika programları, ‘hayatın hedefini ve gayesini’ bulmayı vadeden bir kaç günlük eğitim programları, tecrübeyi, olgunlaşmayı, ustalığı sağlayabilir mi?

Bu sorulara analiz yazılarıyla ve yaptığımız ilginç röportajlarla cevap aradık:

Fatma Barbarosoğlu, İş ilanı/ sabır sebat testi

Osman Bülent Manav, Her yer koç, tarım toplumuna geri mi dönüyoruz?

Nazife Şişman, Küresel kapitalizmde kişisel gelişim eğitimi

Sedefkar Fatma Ayran: “Bu zanaata gönül verdiğimde dokuz yaşındaydım” (Röportaj: Betül Şatır)

Merve Yavuz, Henüz yirmi beş sertifikam var

Aysel Yaşa, Çoban değil, sürü yönetimi elemanı

Küresel kapitalizmde kişisel gelişim eğitimi – Nazife Şişman

Paspasçı olarak çalıştığı iş yerinin önünden üç yıl sonra lüks bir otomobil ile geçmeyi başaran adamın hikâyesinin pejoratif manada bir ‘hikâye’ olabileceğini hiç düşünmüyoruz. Çünkü başarının ’yırtmak’, başarısızlığın tek sorumlusunun da kişinin kendisi olduğuna inandırılmış durumdayız… Nazife Şişman, hızdan başı dönen modern insanın el kitaplarından kişisel gelişim eğitimlerine uzanan ‘tavsiye arayışı’nı yazdı.

Hayatımızın hikâyesi: 21. yüzyılın ibret bahsi: Unutma hastalığı_SDT4746

Bu ayki öykümüzü Cihan Aktaş’ın yeni yayımlanan Kızım Olsan Bilirdin adlı kitabından seçtik. Kitabın özelliği içindeki bütün öykülerin Alzheimer hastalarına ve yakınlarına dair olması. Hasta yakınlarının çaresizliğini ve iç muhasebesini yoğun bir şekilde okuyucuya aktaran “Son Mutluluk” öyküsü üzerinden unutmayı, hatırlamayı ve tecrübeyi tartıştık.

Erkeklere dair birkaç hikâye – Ali Ayçil

Bazen paranız denk gelmez, bazen bozuğunuz olmaz, bazen öyle dalgınsınızdır ki oturur ama ücreti vermeyi unutursunuz. Sarı dolmuş şoförlerinden bir bölüğü böyle hallerde ya yolcuyu indiriyor, ya hırçınlaşıyor, ya da çarşıya varıncaya kadar yüzlerini asıyorlardı… Erkeklere dair hayatın içinden birkaç sahneyi betimliyor Ali Ayçil.

Nihayet Teyze’nin ahir ömrü – Ayşegül Tozal

Elli beş yaşındaki Nihayet Teyze’nin Kur’an kursuna kaydolması için en azından ilkokul diplomasına sahip olması gerekir. Önce okuma-yazma kursuna kaydolur. Dönem sonunda diplomasını alınca da resmî kaydını yaptırır. O tarihten itibaren Kurs artık ikinci evi gibi olur Nihayet Teyze’nin… Ayşegül Tozal, azmi ibretlik komşuları Nihayet Teyze’yi yazdı.

Bilincin Gizi Dilde İzi: Çam sakızı, çoban armağanı – Emel Özkan

Çobanlık mesleğine bakışımızda kökten bir değişme söz konusu. Haklarındaki kanaatimiz, “çobanın oyu” ifadesinden öteye gidemiyor maalesef. Bir de, yalancı çoban adlı hikâyeden… Halimiz, sözümüzden ayrı mı? Gelinlik kızlar, çobana varmaz oldu… Emel Özkan, bilincimizde gizli olan çobanın şiirden sözlü kültüre dildeki izini yazdı.

Yokuş Yukarı: Para biter, tecrübe bitmez – Emine Uçak Erdoğan

Daha birkaç ay önce el üstünde tutulan bir iş adamıyken, bu gece minibüse binecek parayı bile bulamamış. İstoç-Bağcılar arasındaki dört beş kilometrelik mesafeyi adımlıyor gecenin karanlığında. Gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyor kareler… Emine Uçak Erdoğan, Cemalettin Bey’in inişli çıkışlı geçip giden ömründen damıtılmış hayat tecrübelerini aktarıyor bize.

radyoEşyanın hikâyesi: Radyo – Kemal Kurak

Biz radyosever bir aileyiz. Evde herkesin bir radyosu var. Babam, en az elli senelik olduğunu iddia ettiği transistörlü ve bol düğmeli radyosunda ‘ajans’ ve güzelim türküler dinlerken, annem radyosunu cuma akşamları vaaz veren hocaları dinlemek için kullanır genelde… Kemal Durak radyoyu, ‘bir aile geleneği’ olarak kendi penceresinden yazdı.

 

Medeni hayatın resmî hüviyeti: Osmanlı’da kartvizit kültürü – Fatma Tunç Yaşar

Otuz yaşını aşmamış bekâr kızlar kendi adlarına basılmış kartvizit kullanmıyor, ancak validelerinin kartvizitlerinin üzerine kurşun kalemle isimlerini yazarak kartvizit kullanabiliyordu… Fatma Tunç Yaşar, Osmanlı’da çok hassas bir mevzu olan kartvizitlerin adab-ı muaşeretteki yerini anlatıyor.

Köpüklü kahve – Hatice Ateş

Benim sadece su kaynatmak için kullandığım su ısıtıcısı, onlar için hem tencere, hem ocak, hem de kahve makinesiydi. O akşam küçücük bir su ısıtıcısı sayesinde muazzam sofralar kuruldu… Duvarlar ardındaki saklı yaşamını türlü icatlarla renklendirmeye çalışan hapishane kadınlarının bir akşam yemeğine davetliyiz bu defa. Hatice Ateş’in satırlarıyla…

İki kıta bir kaya: Su Ada – Ayşe Kaya

Başkalarının anılarında gezinmeyi, hikâyelerini kovalamayı seven benim için özel bir yeri olmuştur Su Ada’nın. Her vapura binişimde, sahil yolundan kıvrım kıvrım ilerleyişimde Ayşe Şasa’nın sözünü hatırlar, geçmişe doğru hayaller kurarım… Ayşe Kaya, bu ay bizi Su Ada’ya götürüyor ve zamanda bir yolculuğa çıkarıyor.

Hayat/Belgesel: Ömür Dediğin – Elif Sönmezışık

Şadi Usta, 1935’te Beyoğlu’nun usta bir terzisinden ‘makas’, yani biçmeye dair maharetler öğrenmek için İstanbul’a gelmiş. Memleketin en meşhur terzilerinden birinden ‘sanat’ öğrenmenin bedeli, ömürden bir yıl ve yüz lira… Elif Sönmezışık, birçoğumuzun elinde mendille izlediği Ömür Dediğin programından ‘usta’ bir suretle buluşturuyor bizi.

IMG_5460-2Doğançay’ın Güzü – Ercan Yılmaz

Çınarlar olmasaydı Sakarya’nın güzelliğinden birçok şey eksilmiş olacaktı. Bilhassa Doğançay’ın çınarları. Çınarlar, saltanatlı güzelliği Sakarya’nın. Doğançay. Doğan çay. Sadece ismi bile başlı başına şiir Doğançay’ın. Bağışlanamaz güzellikte bir şiir… Ercan Yılmaz, bizi Doğançay’a edebî bir güzergâhtan taşıyor.

Fâni Kıssanın Bâki Hikâyesi / Münire Daniş

Hayat, insana tâbi olmaz. Vukua gelen hadiseleri, faaliyetleri, muhal ya da mümkün sebepleri insanın isteyip istememesiyle değil, kendi kanunlarıyla idare eder. İnsan bunlarla yüzleştikçe, içinden geçtikçe, öğrendikçe hayat ve kendi hakkında, yanlışı kötüyü eleyen, doğruyu iyiyi kazandıran bir bilgiye ulaşabilir. Münire Daniş ‘hayat tecrübesi’ denilen bu kaynakta insana kıymet kazandıran ‘ibret’ kavramını yazdı.

shutterstock_87684664Çölde Çay Eşliğinde Tefekkür / Saliha Şişman

Önümüzde uçsuz bucaksız bir çöl… Sarı kum dalgaları… Hz. Hamza’nın büyüklüğünü görüp Allah’ın azametini idrak ettiği çöl gibi… Çağrı’dan hatırlarız, hani demişti ya hazret, “Geceleri çölde tek başıma kaldığımda anladım. Allah o kadar büyüktür ki dört duvar arasına sığmaz.” Saliha Şişman’dan çölde bir tefekkür anı…

Büyüyen Otları Dinlemek / Sema Babuşçu

Usta yalnız zanaat öğretmez çünkü sanatı da usta öğretir hatta ilmi de, bir hal ilmi olan hayatın inceliklerini de. Öğrenilen ilmin yahut sanatın hayata değmesi, yaşaması, ruha ve kalbe tesiri böyle mümkün olur. Sema Babuşçu musikide meşk geleneğini ve tecrübe aktarımını yazdı.

Henüz yirmi beş sertifikam var – Merve Yavuz

Sosyoloji bölümü öğrencisi olarak donanımlı ve sertifikalı olmam gerekiyordu. Hayatın her alanında var olmam, alacağım sertifikalarla tescillenecekti ve ‘aranan kişi’ olacaktım. ‘Etkili CV yazma teknikleri sertifikası’ bir anlamda kendini tanımak demekti… Merve Yavuz, bir öğrencinin hayata sertifikayla hazırlanma serüvenini yazdı.

Başınızdaki saç miktarınca sertifikanız olmadıktan sonra… – Elif Darıcı

Ettikleri büyük lafların cazibesine kapılıp gündelik hayatımızda zaten yaptığımız ve yapabileceğimiz faaliyetlerimizi para vererek, karşılığında da sertifika dedikleri kâğıt parçalarını alarak, meziyetlerimizi tasdik etmek istiyoruz. İşgüzar bazı girişimciler de bizden yüz bularak, bu sertifikalı eğitim işini biraz abartmışa benziyor. Gerçek olamayacak kadar şaşırtıcı olan bu akla zarar eğitim ilanlarını sizin için derledik. Hayretinize hâkim olun!

Mahallede neler oluyor: Kabul Günlerinde Küresel Marka Sunumu / Süveyda Aktürk

Üzeri dantellerle örtülmüş sehpaların, fiskos masasının, içerisinde küçük bir zücaciye dükkânını taşıyan ceviz kakma vitrinin yanı başında, elimizde kısır ve börek tabağıyla bir şirket prezantasyonuna katılıyor olmak müthiş bir ‘tecrübe’ katılımcılar için. Süveyda Aktürk dost meclislerini ele geçiren küresel marka sunumlarını yazdı.

Bir Günlük Tecrübe Dersleri Piyasası / Şeyma Kaya

Türkiye yılda beş milyon dolar civarında guru parası ödüyor. Guruların temel felsefesiyle, inançların global bir Pazar haline getirmeleri hiç şüphesiz ki büyük bir ironi. Bu durum, diğer ‘kişisel gelişim’ mecralarında da kendisini gösteriyor. Şeyma Kaya piyasanın çelişkili haberlerini derledi.