_SDT4616HAYATIMIZIN HİKÂYESİ: MARKALARA AŞİNA HER ŞEYE YABANCI

Cemal Şakar öyküsünde bir tip çiziyor. Bütün bildiğimiz markaları üzerinde taşıyan bir plaza kadını bu. İçtiği suya kadar tercihlerinden haberdarız. Anlatıcı inşa etmiş olduğu “tip”i neticeye ulaştırmakta zorluk çekiyor ve “Ben başa çıkamıyorum, Aykut Ertuğrul’a devrediyorum.” diyor. O yüzden öyküyü Aykut Ertuğrul ile tartıştık. Bakalım, anlatıcının başa çıkamadığı tiple Aykut Ertuğrul nasıl başa çıkacak?

ROBİNSON CRUSOE KAPİTALİZMİ / MUSTAFA ÖZELcrusoe_by-paget

Robinson Crusoe, evdeki babayı da alaşağı etmenin ilk işareti gibidir. Buna rağmen kahramanımız Maverâ’ya büsbütün sırtını dönmüş değildir… Mustafa Özel’in Robinson Crusoe’un uyanık tüccar tutumuna ve manevi hassasiyetlerle olan ilişkisine dair eleştirisi bu ay Nihayet sayfalarında.

RÖPORTAJ: “GENÇLERE ‘NEDEN EVLENMİYORSUN?’ DİYE SORULMAZ”

Fatma Bayram Türkiye çapında tanınmış bir vaize. Bir Vaizenin Günlüğü adlı bir kitabı var. “Fatma Hocanım” düzenli bir şekilde toplumun değişik kesimleri ile bir araya geldiği için insanların dertlerine ve deva arayışlarına yakından tanık. Bu yüzden gençlerin evlenmesine, eğlenmesine dair çarpıcı tespitlerini ayne’l-yakin hükmünde ele almak gerekiyor.

ŞEHİR VE NEZAKET: İSTANBUL’DA YAŞAMA ADABI / FATMA TUNÇ YAŞAR

İstanbul, 19. yüzyılda geçmişte olduğundan daha fazla taşradan uzaklaşmış ve farklılaşmıştı. Bu değişim, dönemin görgü kitaplarına yansımaktaydı… Fatma Tunç Yaşar, şehrin medeniyetle bağını, İstanbul’un dününü, bugünü ve “biz de milletmişiz” dediğimiz dönemde şehir için yazılmış adab-ı muaşeret kitaplarını anlatıyor.

nazife sismanPOTANSİYEL BİR YOUTUBE VİDEOSU OLARAK DÜĞÜN / NAZİFE ŞİŞMAN

Düğün kurgusu, sonradan seyredilebilecek bir klip ya da filme malzeme olmak üzere planlanan sahnelerden oluşuyor diyebiliriz… Nazife Şişman, hem madden hem de metaforik olarak ellerimizde kamera ile yaşadığımız bir dönemde düğünlerin de sanki sadece bir Youtube videosuna, bir düğün klibine sahip olabilmek için yapılıyor oluşunu analiz etti.

ELEKTRONİK GÖRÜCÜ PAZARINDA EVLİLİK DÜELLOSU / SEMA KARABIYIK

Her yaş grubundan, her tür kesimden namzet ve taliplere ev sahipliği yapan izdivaç programları; bir tarafta televizyonda gözükerek ölümsüzlüğü yakalamaya çalışanları, diğer tarafta da ‘modern insan avcıları’nı bünyesinde barındırıyor… Sema Karabıyık yazısıyla günümüz insanının evlilik anlayışını gözler önüne seriyor.

DÜĞÜN VE GÖÇ / MEHMET SABRİ GENÇ

Göçü nihayete erdiren şey, yerleşik hayata geçmek, yani evlenmektir. Pazar günü öğlen “Şabaş” halayına durulur… Yaklaşık dört yüz yıl evvel binlerce çadırla, atlar üzerinde Horasan’dan Barak Ovası’na göç eden Türkmenlerin göçle harmanlanmış düğün merasimleri, Mehmet Sabri Genç’in kaleminde canlandı.

SİYAH BEYAZ MUTLULUKLAR / AYŞE KAYA

Fotoğraf albümüm sadece kendi fotoğraflarımdan oluşurdu bir zamanlar. Albümüme ilk dâhil olan başkasının hikâyesini hatırlıyorum. Siyah beyaz 1960’li yıllardan kalma bir düğün fotoğrafıydı… Ayşe Kaya, elli yıllık bir düğün fotoğrafından yola çıkarak bizi yüz elli yıl öncesinin düğün âdetlerine götürüyor.

DÜĞÜN, DÜĞÜNDEN SONRA BAŞLAR / AYŞE SEVİMayse sevim (2)

Dah demeden yürüyen at
Buyurmadan dutan evlat
Bir de iyi çıktı mı avrat
Nedeceksin düğünü
Gir oyna çık oyna

Hayat yolculuğundaki en mühim cümlelerden biriyle karşı karşıyayız: Eşin iyi çıkması. Ayşe Sevim, esas önemli olanın bir hayatın düğün gibi geçmesi olduğunu hatırlatıyor yazısında.

BAMSI BEYREK İLE BANU ÇİÇEK’İN EVLENMESİ / SÜVEYDA AKTÜRK

Dede Korkut Kitabı’ndaki “Bamsı Beyrek” hikâyesi, Türk kültüründe var olan tüm evlenme şekillerini ve ritüellerini bünyesinde barındırması bakımından dikkat çekicidir. Bu yüzden Bamsı Beyrek ile Banu Çiçek’in evlenmesi hikâyesini aslına bağlı kalarak yeniden kurguladık ve sadece bu çift üzerinden tüm evlenme şekillerinin nasıl hayata geçirilmiş olduğunu gördük.

BİLİNCİN GİZİ DİLDE İZİ: DUVAK / EMEL ÖZKAN

Kadim zamandan günümüze, hemen her toplumda kendine ortak değer edinmiş bir nesnedir duvak. Gelinin yüzünü gözden sakınan bir kapak, bir mahfaza. Vaktiyle mahremiyeti temsil ederken, şimdi gelini gizemli ‘gösteren’ bir aksesuar niteliği taşıyor… Emel Özkan, gelinleri gözlerden sakınan duvağın köklerine götürüyor bizi.

aile hikayesi2RÖPORTAJ: HAKİKATİN BAHÇESİNE AÇILAN BİR EVLİLİK HİKÂYESİ

Emel Türkmen, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden birincilikle mezun olur, o dönem okulunu uzatan Hüseyin Hüsnü Türkmen ile tanışır. Evlenmeye niyet ettiklerinde onları büyük bir sınav beklemektedir. Hem evlerini hem atölyelerini birlikte kuran Türkmen çiftinin sabır ve gayreti sayesinde hakikat bahçesine açılan evlilik hikâyesi…

BANA AŞKTAN BAHSET / FATMA ÇOLAK

Aslolan nedir sahiden? Aşk ve aşkın peçesini kaldırdığımızda karşımıza çıkacak manzara her ne ise ona razı gelecek bir ruh yüceliği mi yoksa aşkı bizzat peçeleyip ona hayatın açık hava tiyatrosunda modern/postmodern roller oynatmak mı?.. Fatma Çolak, yazısında evlilikte aşkın gerçek halini bulunabilmesinin yolunun modern dayatmalara dirayet gösterilmesinden geçtiğini anlatıyor.

EŞYANIN HİKÂYESİ: İĞNE / GÜZİDE ERTÜRK

Şemseddin Sami’ye göre bir kadının silahı iğne ve makastır. Velhasıl, bu müthiş aleti kaybetmek, bir kadın için en büyük utançtır… Güzide Ertürk, balık kılçığından kuş kanadından fil dişinden başlayan, develer geçirilen, batıllara dolanan ve mütemadiyen kaybolan iğnenin hikâyesini yazdı.

KADERE DAİR KOĞUŞ MÜLAHAZALARI / HATİCE ATEŞ

Mutlaka sıkıntılarla imtihan ediliriz, fakat mücadeleye devam etmeliyiz. Hz. Ömer’in dediği gibi, “Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine” kaçmak için… Hatice Ateş, parmaklıklar ve kalın duvarlar ardında tefekkür ederken yaşadıklarının kader mi iradî tercih mi olduğu konusunda kararsız kalan mahkûmlarla yaptığı sohbeti paylaştı sayfalarımızda.

İŞTE O FİLM: İNGİLTERE DÜĞÜNLERİNİ FİLMLERİNDEN TANIRIZ / ELİF SÖNMEZIŞIK

Orijinal adı Four Weddings And A Funeral olan 1994 yapımı Dört Nikâh Bir Cenaze bugün sıradan romantik-komedilerin kısım kısım yansıttığı romantizm ve komedi unsurlarını büyük ölçüde üzerinde taşıyan konsantre bir film… “Pasta gibi filmler” kategorisine bu filmi de katan Elif Sönmezışık, Dört Nikâh Bir Cenaze’yi yazdı.

atAT / LEYLA ŞERİFOĞLU

Atın Türk kültüründeki öneminin yerini tespit etmek için başvuracağımız en önemli kaynak, atın ilk sırada sayıldığı deyiştir belki de: At, avrat, pusat… Leyla Şerifoğlu, yazının bulunmasıyla başlayan ilkçağdan beri medeniyetlerin yükünü taşıyan, estetik seviyesi oldukça yüksek olan güçlü, dayanıklı ve asil hayvan; at üzerine yazdı.

HER ŞEYE RAĞMEN TRABZON / MÜNİRE DANİŞ

Bir şehri keşfetmek hele de aidiyet hissiyle ona merak duymak; mazisi neye imkân verirken, istikbalinin ne olduğuna şahitlik etmek değildir sadece… Trabzon’a yıllar sonra yaptığı bir ziyaretinde, Trabzon’da şehzadelerin izini arayan Münire Daniş yazısında Trabzon’un geçmişini ve bugününü ele aldı.

BİR PARÇA MEMLEKET / NAİME ERKOVAN

Gurbetçiler, bir parça memleket taşıdılar valizlerinde. Gün geçtikçe ışıltısını yavaş yavaş yitirmeye başladı evden getirilen memleket. Geri dönüş yolu henüz açılmamış aileler, çocuklarını gurbette evlendirmeye karar verdiler ve… Naime Erkovan gurbetçiler için, kaybettirdikleri ve kazandırdıklarıyla, evliliğin ne ifade ettiğini yazdı.

UÇAN DA KUŞLARA MALUM OLSUN / SEMA BABUŞÇU

Artık aşrı aşrı memleketlere kız vermek kimseye türkü söyletmiyor. Yüksek yüksek tepelerin yani uzakların yakın olduğu zamanlardayız çünkü; uçan kuşlarla dertleşmek de bizim bilmediğimiz o masalda kaldı… Sema Babuşçu’nun kaleminden, içinde hasret, gurbet, sevinç barındıran, toprağın kokusunu getiren türküler.

BİR ARAP DÜĞÜNÜ / ŞEYMA KAYA

Başlama saati bile farklıdır Arabistan’daki düğünlerin, yatsı namazını kıldıktan sonra yaklaşık saat on civarında başlar ve sabah namazına kadar devam eder… Hem Türk düğünlerine, hem de Arap düğünlerine aşina olan Şeyma Kaya bilmediğimiz büyülü bir dünyanın kapısını bu ay bizler için aralıyor.

Doğum, ölüm ve evlilik insan hayatında üç önemli aşamadır ve önemlerine binaen bu aşamalara törenler eşlik eder. Modern hayatta, kökünü gelenekten alan törenler sürse de mahiyetlerinde ciddi bir değişim olduğu aşikâr. Mesela günümüzde dünyanın dilediğiniz yerinde, hayâllerinizin düğününü organize ediyorlar sizin için. Gerçek bir evlilik söz konusu değil ama fiyat farkını öderseniz, bir de damat ayarlıyorlar. Muhtemelen onu da ‘katalog’dan seçiyorsunuz. Kısacası, artık gönlünüzce bir “düğün keyfi” yaşamak için evlenmek zorunda değilsiniz.

Adeta sadece gelin olmak için, bir düğün klibine sahip olabilmek için “farklı” düğünlerin hayaliyle yaşıyor genç kızlar. Like alabilecekleri bir görüntüye talipler. Dosyamızda bu ‘görüntülenen’ boyuta dikkat çekerken ‘eğlenmek değil, evlenmek’ vurgusuyla esasa dair bir hatırlatma yapmak istedik.

Osman Bülent Manav, düğünlerin ‘siyah beyaz’ zamanlarından, ‘salonlara’ yön değiştirmesini izliyor ve ‘imitasyon düğünlerden, imitasyon hayatlara’ geçiş sürecini yazdı: Düğün keyfi yapmak için evlenmek zorunda değilsiniz!

İsmail Kılıçarslan ‘farklı’ olmak adına yapılan düğün organizasyonlarının ‘sıradanlaşmasını’ Osman Konuk’un meşhur “Kır Düğünü” şiiri üzerinden yazdı.

Rümeysa Şişman, ‘İslamî kodlarla’ hazırlanmış defli, semazenli kınalarla, ‘kadınlar arasında eğlenmeye, hatta dağıtmaya yönelik müzikli’ kına örneklerini inceledi.

Tesettürlü gelin başı tasarlayıp uygulayan, bugüne kadar yüzlerce gelini en ‘özel’ gününe hazırlamış olan Melike Özen’le ‘düğün piyasası’ ve değişen tesettür anlayışı üzerine konuştuk.

Kınadan fotoğraf çekimine düğün keyfine dair ritüellerin popüler kültür içindeki yerini araştırdık. Bunlar eğlenme bahsine dahildi.

Bir de evlenme bahsine dahil olanlar var. Konyalı Nebahat Kulu gibi. On yedilik gelin olup düğün gününün sabahında ahır ve tarla işlerine koyulan, Konyalı Nebahat Kulu’nun, “Burçak Tarlası” türküsündeki yaslı gelini hatırlatan “körü körüne” gelin oluş hikâyesini Hülya Akın yazdı.