Safiye Yağız: Kınadığım ne varsa yapmaya başladım

Röportaj: Zehra Yaren

Sosyal medya insanın insana, müminin mümine, hepsini bir kenara bırakın ananın kızına/kızın anasına nispet yaptığı bir mecraya dönüşmüş durumda. Bu mayınlı bölgenin kullanıcıları sakınmayı en çok bilmesi gerekenler mi olmaya başladı? Bu röportajı yaparken aklıma Graeber’in “Aptallık teknolojileri” (Technologies of stupidity) kavramı geldi.  Graeber’in bürokrasi için kullandığı kelime ikilisini, ‘Fitne teknolojileri’ne dönüştürdü zihnim. Üzerinde biraz yoğunlaşınca siz de sosyal medyanın fitneyi bizlere sunduğunu değil, fitneyi organize ettiğini fark edeceksiniz. İşte fitnenin sağlam bir zincir halinde zaman tünelinde nasıl aktığına şahit olacağınız bir söyleşi…

Safiye Hanım 38 yaşında. Dört çocuklu bir ailenin kızı. İstanbul’da yaşıyor. Evli ve üç tane kız evladı var. Üniversite eğitimi ikinci sınıfta iken yarıda kalmış. Sosyal medyanın bütün alanlarında hesapları var. Eşiyle meşrep bakımından uzlaştığı söylenemez. Keskin görüş ayrılıkları var. Bu durum son bir yılda daha da keskinleşince, sosyal medyada birbirlerini engellemişler. Kendisine sosyal medyadaki profiline, paylaşımlarına, bunların gerçek hayattaki karşılıklarına dair sorular sorduk. İsminin müstear olacağı bilgisinin etkisiyle belki de, oldukça açık ve samimi cevaplar aldık.

 

Gayet konuşkan bir insansınız, “sosyalleşmek için bu sanal araçlara ihtiyaç duyacak bir haliniz de yok. Neden ille de sosyal medya?

Aslında dürüst olmam gerekirse en başta kınadım. Hesap açan arkadaşlarımı, chat yapan hafif meşrep kadınlar gibi sınıflandırdım. Sonra ayet ve hadis paylaşımları girdi devreye. Hafızlık zamanlarımdan izini kaybettiğim arkadaşlarım sen Face’te yok musun, seni de ekleyelim diye teşvik ettiler. Zamanla telefonlarımız -nasıl bir gaza geldiysek- çok fonksiyonlu aletlerle yer değiştirdi. Derken bir de baktım artık benim de bir hesabım olmuş. Görmediğim arkadaşlarımı gördükçe ve onlara göründükçe bir tuhaf oldum. Nasıl söylesem bu hoşuma gitmeye başladı. Aaa hiç değişmemişsin dendikçe, hala gençsin ve aynısın gibi iltifatlar aldıkça resim koymaktan da çekinmez oldum. Yani en başta kınadığım ne varsa yapmaya başladım. Baktım dindar bir kadına yakışacak şeyler değil bu olanlar, hesabımı kapattım. Güzel ve iddialı bir veda paylaştım duvarımda. Herkese nasıl iyi bir mümin olunur tarif eden, sosyal medyanın üstünü sonsuza dek çizen bir mesajdı. Ama bir hafta ancak dayanabildim.

Gayet konuşkan bir insansınız, “sosyalleşmek için bu sanal araçlara ihtiyaç duyacak bir haliniz de yok. Neden ille de sosyal medya?

Aslında dürüst olmam gerekirse en başta kınadım. Hesap açan arkadaşlarımı, chat yapan hafif meşrep kadınlar gibi sınıflandırdım. Sonra ayet ve hadis paylaşımları girdi devreye. Hafızlık zamanlarımdan izini kaybettiğim arkadaşlarım sen Face’te yok musun, seni de ekleyelim diye teşvik ettiler. Zamanla telefonlarımız -nasıl bir gaza geldiysek- çok fonksiyonlu aletlerle yer değiştirdi. Derken bir de baktım artık benim de bir hesabım olmuş. Görmediğim arkadaşlarımı gördükçe ve onlara göründükçe bir tuhaf oldum. Nasıl söylesem bu hoşuma gitmeye başladı. Aaa hiç değişmemişsin dendikçe, hala gençsin ve aynısın gibi iltifatlar aldıkça resim koymaktan da çekinmez oldum. Yani en başta kınadığım ne varsa yapmaya başladım. Baktım dindar bir kadına yakışacak şeyler değil bu olanlar, hesabımı kapattım. Güzel ve iddialı bir veda paylaştım duvarımda. Herkese nasıl iyi bir mümin olunur tarif eden, sosyal medyanın üstünü sonsuza dek çizen bir mesajdı. Ama bir hafta ancak dayanabildim.

Hesabınızı kapattığınızda nasıl hissettiniz?

Önce çok rahatladım. Cihat yapmışım, hicret etmişim gibi huzurla doldum. Ertesi gün bir şeyler içimi kemirmeye başladı. Tuhaf bir merak duygusu… Sanki bütün olayları kaçırıyordum. Haberlerden, sosyal hayattan koptuğumu hissediyordum. Ama tükürdüğümü yalamam da mümkün değildi. Baktım olmayacak, kızımın ismiyle başka bir hesap açtım. Olup bitenleri oradan görmeye yeniden başladım. Baktım, ben gittim diye kıyamet kopmamış, az zaman sonra kullanıcı adımı kendi adımla güncelledim ve tekrar sosyal mahalleye çaktırmadan giriş yapmış oldum. Kimseler de ‘Ooo hani sen gitmiştin, neden geldin’ gibi bir sorgulama yapmadı. Zaman tüneli denilen şeritte öyle hızlı bir akış vardı ki insanlar benim attığım martavalları hatırlamıyorlardı bile. Ben de ustaca yeniden aralarına giriverdim. Bağımlılık gibi anlattım durumumu değil mi?

Neler paylaşıyorsunuz?

Ben biraz partizan bir zihniyetteyim. Eşim tam tersi, şu an olup biten her şeye muhalif. Hatta benim sevdiklerime karşı çok öfkeli, ben de onun sevdiklerine… Eşimle konuşamadığım konuları rahatlıkla hesabımdan yayınlayabildiğimi fark ettim. Onunla paylaşamadığım coşkuyu, zaman tünelimde benim gibi düşünenlerle paylaşabiliyordum. Genelde siyasi ve dini paylaşımlar yapıyorum. Beni rahatlatıyor.

Eşiniz sizin partizan paylaşımlarınıza kızmıyor mu?

Onunla çok büyük kavgalar ettik. Zaman zaman ayrılmanın eşiğine geldik. Üç kız çocuğumuzun istikbalini düşünüp birlikteliğimizi bozmamaya karar verdik. En son hesaplarımızı birbirimize engelledik. Şimdi o da ben de istediğimiz yayını istediğimiz gibi yapabiliyoruz. Kendi aramızda bu konulara hiç girmiyoruz. Neden kızsın ki? O benim sevdiğim kimselere hakaret ederek motive oluyor, ben de onun sevdiklerinin ikiyüzlü olduklarını ifade eden paylaşımlar yapıyorum. Ama aramızda hiç konuşmama kararı aldık. Çünkü konuşursak işin içinden çıkamıyoruz. Anlatsam sayfalarca yazmanız gerekir.

Gittiğiniz yerleri, dışarıda yediğiniz yemekleri paylaşır mısınız?

Maalesef evet. Onun da nedenini düşünürken sonunda buldum. Annem beni genç kızken çok ezmiş ve çok aşağılamıştı. Sen adam olmazsın, doğru düzgün bir hayat kuramazsın derdi bana, sürekli ilenirdi.

Nasıl yani beddua mı ederdi?

Evet, beni bir birey olarak görmezdi. Hep ezerdi. Küçük düşürürdü ve sürekli iş yapmamı isterdi. Başka genç kızlar süslenip gezerken annem beni en ağır işlerle vazifelendirirdi. Takdir etmez, sürekli burnumu sürterdi. Onun normal hayatta görüştüğü arkadaşları benim sosyal ya da sanal hayatta olan arkadaş listemde varlar. Ya da annemin kulağına paylaştığım şeyleri söyleyecek birileri diyeyim ben size… Sırf anneme nispet olsun, annem duysun ve huzursuz olsun diye çok saçma paylaşımlar da yapıyorum.

Mesela?

İşte “Paraya kıydım filanca markadan iki tane pardösü aldım”, “Bugün yine eşimle kahvaltıda Emirgan’dayız”, “Belek’te falanca otelde tatil keyfi” gibi paylaşımları, sırf annem ne kadar mutlu olduğumu görsün ve bana “sen adam olmazsın” dediği o günlerden utansın diye fotoğraflarla paylaşıyorum. Bir ara bunları o kadar abartıyordum ki… Fakat arkadaşlarımdan bir tane bile uyaran olmuyordu. Ben günler sonra profilimi denetlerken utanıp siliyordum birçok paylaşımımı. Bu tür paylaşımlar dostu da düşmanı da tedirgin ediyor aslında. Pek çok yakın arkadaşım beğen butonuna basmıyordu mesela. İnsanlar böyle paylaşımlardan rahatsız oluyor. Ama benim niyetim başka olduğundan umursamıyorum.

Annenizin kulağına gidiyor muydu?

Aaa gitmez mi? Çok geçmeden annem de bir akıllı telefon edindi. Bizzat beni kendi takip etmeye başladı. Tabii artık eskisi gibi diş gösteremiyor. Evli barklı, çocuklu bir kadın oldum. Ama mesela bir gün benim Alaçatı’da meyve suyu keyfimin altına “Safiye baban hastaneye kaldırıldı” diye yazmış. Ben o zaman anladım, Facebook’tan onun tadını kaçırmışım ki o da benim tadımı oradan kaçırmak istemiş. Yoksa mesaj atar veya arar değil mi? Öğrendim ki babamın bir şeyi yokmuş. Sadece benim gezmem ve mutlu olmam her zamanki gibi annemin zoruna gitmiş.

Çok ilginç! Sosyal medya sizin hesaplaştığınız, yer yer meydan okuduğunuz bir mecraya dönüşmüş.

Rahatlıkla söyleyebilirim ki orada herkesin derdi aynı: nispet yapmak ya da laf sokmak. Benimle paylaşan arkadaşlarım var. Kimisi sol görüşlü arkadaşlarına laf sokmak için orada, kimisi görümcesine veya eltisine hava basmak için. Ben ayet, hadis paylaşıyorum bahanesiyle girdiğimiz sosyal medya, aslında bizler için boks çuvalı gibi ya da bağırıp rahatladığımız kör bir kuyu gibi. Bu kör kuyu bizi dibine çekiyor aslında. Yüzüne söylemeye cesaret edemediğimiz her şeyi oradan özgürce söylüyoruz. Ama karşılaşınca sahte bir nezaketle kahvelerimizi içebiliyoruz. Beni rahatlatıyor. Bazen eşimi şikâyet ediyorum insanlara, bazen sevmediğim bir kişiyi bir olayı… Siyasi görüşlerimi ifade ediyorum. Bu çok güzel bir rahatlama metodu… Sonra silebiliyorum nasılsa.

Sanal dünyadan bir şeyleri silmek mümkün değil. Yazdıklarınız evrende kaybolmuyor. Muhakkak depolanıyor. Kızım adına hesap açtım demiştiniz. Kaç yaşında?

O zamanlar ilkokul birdeydi! Yani yedi sekiz yaşlarındaydı.

Onun rızası var mıydı?

Yooo hayır. Ondan onay almak hiç aklıma gelmedi.

Peki, onun/onların ileride gurur duyacakları sahiplenecekleri paylaşımlar yaptığınıza emin misiniz?

Hayır, emin değilim. Ben sizin kadar ciddiye almıyorum. Silersiniz olur biter. Telaş edecek ne var bunda.

Peki, sizin tadınız kaçıranlar var mı aynı yolla?

Benim de takip ettiklerim arasında rekabet ettiğim ya da sevmediğim fakat ne yapıyor diye denetlediğim bazı insanlar var elbette. Sadece sevdiklerimizle takipleşmiyoruz. Çok canımı sıkarlarsa engelliyorum fakat onların gezmeleri, mutlulukları benim de huzurumu bir parça kaçırıyor.

Bir de annemin anne hakkıyla ilgili ayet ve hadis paylaşımlarını, bana mesaj olarak yolladığını gayet iyi anlıyorum. Kafama taş atıyor aklı sıra.

Ağabeyimin eski karısının hesabına bakıyorum bazen, onun yeğenlerime nasıl fedakâr bir anne olduğunu anlatan yapmacık paylaşımları beni çok sinirlendiriyor. (Arkadaş olmasam da paylaşımlarını görebiliyorum.)

Sosyal medyada başınıza hiç olumsuz bir şey geldi mi?

Maalesef, bir keresinde eski nişanlım bana Facebook aracılığıyla ulaşmayı denedi. Çok asabım bozuldu. O zamanlarda bir ay kadar hesabımı dondurdum. Sonra ismini engelleme listesine aldım ve devam ettim. Kendisi ile biraz olaylı ayrılmıştık. Evli barklı bir kadın olduğum halde bana ulaşmak istemesi çok tuhaftı. Eşim duysa aramızda tamir edemeyeceğimiz sorunlar oluşurdu. Ama atlattım çok şükür. Bu olaydan başka canımı sıkan bir olay olmadı.

Bu kadar olumsuz etkileri olmuş ama aldırmamışsınız. Israrınızın nedeni nedir?

Diğer türlü muhabbetin dışında kalıyorsunuz. Mesela hanımlarla bir güne gittik diyelim. Konu hep sosyal medyada dönen hadiseler üzerinden şekilleniyor. O videoyu izledin mi, falancanın lafı ne kadar da etkileyici, filanca sayfanın yemek tarifleri tam tamına tutuyor gibi. Salavat kampanyaları, hatim için cüz paylaşımları bile artık sayfalar üzerinden ilerliyor. Kandil geliyor, sosyal medya sayesinde haberdar oluyoruz. Ramazan yaklaşıyor, bunu sosyal medyada paylaşılan hadislerle öğreniyoruz. Espriler, orada gezinen capsler üzerinden yayılıyor, gelişiyor. Siz takip etmezseniz öyle şaşkın şaşkın bakıyorsunuz. Geride kalmama duygusu diyelim buna. Aslında hepimiz ev hanımıyız ve yeterince meşgulüz. Çocuklarla evde, işlevi olmayan bir rolün içine hapsedilmiş olmamızın etkisi de var. Sosyal medya bize, bir şeyler biliyor, bir şeyler yapıyor duygusunu kazandırıyor. Belki eşlerimizin belki de işi gücü olan çalışan arkadaşlarımızın üzerimizde kurduğu bir baskı var. Bak ben de senin kadar sosyalim ve evden çıkmadığım halde bunu başarıyorum. Üstelik senin gibi çalışmak zorunda da değilim tarzında bir refleks bizimkisi. Ne bileyim, aslında bu cevaplarımdan hoşlanmadığınızı biliyorum ama durum tam da bu. Size ne hissettiğimi açıkça ifade edeceğimi söylemiştim. İsterseniz ben de iki dakikada size ve okuyuculara bu işlerin boş olduğuna dair açıklamalar yapabilirim. Ama bu sorunu görmemek anlamına gelir. İnsanlar teknolojiye, sosyalleştiren teknolojiye o kadar bağımlı ki artık bunu görmezden gelemezsiniz. Biz genç kızken radyo programlarına bu kadar saplantı şeklinde bağlıydık. Ezgilere ve ezgileri söyleyen kişilere… Bu iptila şimdi şekil değiştirdi, sekülerleşti… Umarım bu kelimeyi doğru kullanmışımdır.

Peki, hafızlık yaptınız, ayetleri hadisleri su gibi içtiniz. Hakikatlerle nasıl bir düzlemde birleştiriyorsunuz bu olanları? Mesela özendirme, haset, kul hakkı, riya, göz hakkı gibi mevzular için tehlikeli bir ortam değil mi?

Haklısınız ama kaçırdığınız bir şey var. Orada bulunan insanların ekonomik seviyesi belli bir limitin üzerinde. Yani benim Belek’te tatile gitmemi tetikleyen zaten Belek’te tatile giden başka bir sosyal medya kullanıcısı. Ben de o gitti diye gittim. Ben gittim diye başkası da gidecek. İnsanlar tatile gitmeyi dinlenmek için değil, sosyal medyada paylaşmak için istiyor zaten. Bir de çoğu yalandan yer bildirimi yapıyor. Yakınlarda oturan bir hanım İzmir’den yer bildirimi yaptı, hemen o sabah onunla fırından ekmek alırken karşılaştım. Şok oldum. Sordum hayırdır diye, “bir arkadaşa çok sinirlendim de, o görsün diye öyle yaptım” dedi. Ben en azından gerçek paylaşımlar yapıyorum. Mutsuzsam, mutluyum taklidi yapmıyorum. Açık sözlü ve dobra olmaya özen gösteriyorum. Eşi tarafından aldatılan ya da terk edilmesine az kalmış kadınlar ne mutluluk oyunları oynuyor bilseniz şaşarsınız.

Sosyal medya kullanıcılarının ekonomik durumları hakkında yanıldığınızı düşünüyorum. İnsanlar asgari ücretle ev geçindiriyor ama muhakkak bir internet alıcısı ediniyorlar. Bu da ayda yetmiş liraya tekabül ediyor. Aç kalıyor ama modem alıyor. Ya da bunun için borçlanmayı göze alıyor. Ona göre internet ekmek gibi su gibi bir ihtiyaç.

Bazen ben de bunun farkına varıyorum. Okul ödevleri bile internet gerektiriyor. İnternet cafelere gitmek yerine herkes evine internet alıyor. Geliri çok düşük bir aileyi tatile pahalı yemeklere özendiriyorsam bu vebali olan bir şey. Ama bunun bir standardı var mı? Benim içimde hesaplaşmak istediğim konular o kadar ağır basıyor ki bunları fazla düşünemiyorum. Canımı vaktiyle acıtmasalardı böyle olmazdım diye düşünüyorum.

Had bildirmek sizin yönteminizle mümkün mü? Ya da had bildirmek haddimiz mi?

Siz muhtemelen annemle hesaplaşmalarımı bir yere oturtamadınız. İşte böyle alışılmışın dışında bir anne-kız diyalogumuz var bizim. Bir anne nasıl bu kadar evlatları arasında ayırım yapar, ben de bunu hala anlamıyorum. Biz zaten hafızlık kursum nedeniyle çok küçük yaşlarda ayrı düştük. Neden bu kadar agresif ve sevgisiz olduğunu ben de hala çözemiyorum. Diğer kardeşlerime karşı tutumu çok farklı. Oysa öğrendiğim doğrular onunla kavga etmeyi, ona karşılık vermeyi, şiddet uygulamayı engelliyor. Ben de bana yaptıklarına rağmen hala gidiyorum ona, hayırlı bir evlat olmayı tercih ediyorum. İşlerini yapıyorum. Ağır temizlik işlerinde yardımcı oluyorum. Hala memnun değil, hala rızasını alabilmiş değilim. Ama onu duygusal olarak cezalandırmak istiyorum. Bunu bana ancak sosyal medyanın imkânları sunabilirdi. Yoksa sözel olarak kalbini kıracaktım.

Nasıl kırdığınız veya nasıl bir şiddet uyguladığınız kullandığınız materyallere göre değişiyor mu sizce?

Bilmiyorum Allah hepimizi affetsin. Öğrendiğimiz dini pratikler daha çok sokağı, mahalleyi ve evin içini denetliyor. Bu sosyal medya macerası onların dışında kalmış bir ortam gibi geliyor. Ama asla riyâ yapmıyorum.