Doktor olacaktı, oyun bağımlısı oldu

Röportaj: Ahmet Toros

Ahmet; terbiyeli, çalışkan, başarılı bir çocuktur; OKS’de il birincisi, Türkiye ellincisi olur. Ankara’da bir kolej burs verince Ankara’ya yakın küçük bir şehirde yaşayan ailesinden ayrılıp yatılı okur liseyi. Üniversite sınavında ise Ankara’da bir tıp fakültesini kazanır. Derslerin stresini atmak için oynadığını söylediği bir bilgisayar oyunu hayatını değiştirir. Okula uğramadığı, üç ay gece gündüz internet kafeden hiç çıkmadığı dönemler olur. Devamsızlıktan sınıfta kalır. İkinci sınıfı üç yıl tekrar eder. Anne babası ile Ahmet’in nasıl oyun bağımlısı olduğunu konuştuk. Oğullarının yaşadığı dönüşümü, durumu düzeltmek için neler yaptıklarını samimiyetle anlattılar.

Oğlunuz ne zaman bilgisayar oyunu oynamaya başladı?
Anne: Ahmet her zaman oyun oynayan biriydi. Ama bilgisayar oyununa başladıktan sonra değişti. Kuzeni gelir, dışarı çıkarlardı. Ben de onlara fazla fazla para verirdim, yemek yesinler, aç dolaşmasınlar diye. Birkaç kez dışarıdan geldiklerinde, karnımız çok aç, dediler. O kadar acıkmışlardı ki, önlerine ne koyduysam yediler. Dayanamadım sordum, oğlum size yemek yiyin diye para veriyorum, siz ne yapıyorsunuz? Bana, biz internet kafeye gittik, dedi.

Bilgisayar oyunu oynadığını öğrendiğinizde kaçıncı sınıfa gidiyordu? O an nasıl bir tepki verdiniz? Evde bilgisayarı var mıydı?
Anne: 7. sınıfa gidiyordu. Hadi bakalım, bu seferlik baban duymasın, bir daha da olmasın, dedim. Evde çok eski bir bilgisayarı vardı, onunla oynardı. Bıraksam onun da 24 saat başından kalkmaz. Sınavlarda çok başarılı olduğu için, OKS’yi kazanırsam mutlaka yeni bilgisayar isterim, diye tuttururdu.

Dereceleri var demiştiniz. OKS’de kaçıncı oldu Ahmet?
Anne: OKS’de il birincisi, Türkiye ellincisi olmuş. Çok sevindik. Ankara Fen Lisesi’nden tutun, Galatasaray Lisesi’ne kadar bütün okullara yerleşebiliyor bu dereceyle. O günlerde bize Ankara’daki özel bir okuldan teklif geldi. Biz de oraya gönderdik.

Ortaokulla kıyasladığınızda lise yılları nasıl geçti Ahmet’in? Üniversiteye hazırlanma sürecinde sıkıntı yaşadınız mı?
Baba: Ahmet evin tek erkek çocuğu, o yüzden çok kıymetli, kendisine çok güveniyoruz. Başarılı bir öğrenci olduğu için özel bir kolej Ahmet’e burs vermek için talip oldu, biz de devlet okulundan alıp oraya verdik. Ama bugün baktığımda çok da iyi bir şey yapmadığımızı görüyorum.

Neden?
Baba: Çünkü orada gözetim altında diye düşündük, rehavete kapıldık. Bu, birçok aile için böyle. Çocuğumuzu güvenilir bir kuruma emanet ettik, diye düşünüyor ve ilgilenmiyorsunuz. Oğlum ortaokulda çok başarılı, yalan söylemeyen, aklı başında bir öğrenciydi. Biz o zamanlar Ahmet ile arkadaş gibiydik. Bizimle her şeyi paylaşırdı. Lisede ise hiç ilgilenmedik. Çünkü oğlumuza ve gittiği okula güveniyorduk. Hâlbuki okulda Ahmet çok sıkılmış, çok baskı görmüş, okulun ismini vermek istemiyorum. O baskı yüzünden oyuna kaçmış, derslerini ihmal etmiş. Fakat temeli sağlam olduğu için üniversiteyi kazanmasına engel olmamış bu durum. Belki çalışsa üniversite sınavında da derece yapardı.

Anne: Ahmet üniversite sınavına hazırlanırken biz hiç zorlandığını görmedik. Sınavının iyi geçtiğini söyledi. Sonuçların açıklandığı günde kanepeye uzanmış, bilgisayar oynuyordu. Sonucunu öğrenmiş, gayet sakin bir şekilde, anne tıp fakültesini kazanmışım, dedi. Başka çocuk olsa sevinir, havalara uçar, hiçbir tepki vermedi, mutlu değil gibiydi.

Burada arkadaşları var mı oğlunuzun? Onlarla birlikte bilgisayar oynar mı?
Anne: Evet, ortaokul ve liseden arkadaşları var. Onlar da oyun oynuyor ama hepsi başarılı çocuklar. Evlerinde bilgisayarları var. Ahmet tıp fakültesinin hazırlık ve birinci sınıfını iyi bir ortalama ile geçti. 70’ti notu.

Ankara’da kaldığı evde bilgisayar var mıydı?
Anne: Hayır, yoktu. Kaldığı evden ayrılmak istedi hep, biz izin vermedik.

Baba: Okulundaki arkadaşlarıyla beraber malum evlerde kalıyorlardı. Hazırlıkta başarılı, birinci sınıfta normal bir öğrenci gibi sınıfını geçti. Bana birinci sınıfta sürekli kaldığı evden çok rahatsız olduğunu söylerdi. Oradan çıkmak, arkadaşlarıyla ev kurmak istedi. Ben bu durumdan endişelendim ve izin vermedim. Bunu da ona güzel bir şekilde izah edemedim aslında. Bir başka grubun yurduna yerleştirdim. Oradan şikâyet etmedi, memnundu. İkinci sınıfın birinci döneminde notları iyiydi. İkinci dönem ise bilgisayar bağımlılığı iyice artmış.

Hafta sonları ya da dönem tatillerinde eve geldiğinde sizlerle iletişimi nasıldı?
Baba: Eve gelişlerinde hep bilgisayar oynardı. Ben bu kadar tehlikeli olabileceğini hiç düşünemedim. Bu durumdan rahatsızlığımızı belirttiğimizde hep aynı şeyi söylerdi: “Derslerim çok yoğun. Hafta sonları ve yaz tatillerinde kafamı dağıtmak için oynuyorum.” Biz bu isteği geri çevirmedik, oyununa hiç karışmadık. Mesela gece yarılarında oynuyordu, meğer sonradan anladık ki, bizim gece yarımız Amerika’da gündüz. Oradaki insanlarla sanal ortamda oynuyorlarmış. Tutku hâline gelmişti artık, ben birkaç defa çok sert davrandım ama engel olamadım.
Anne: Eve geldiğinde bizimle doğru düzgün hoşbeş etmezdi. Sanki evin içinde ruh gibi dolanırdı. Eskiden de sakin bir çocuktu ama bu kadar değil. Alelacele yemeğini yer, bilgisayarını açardı. Sabaha kadar oyun oynardı. Bir gün babası dayanamadı çok kızdı, elinden bilgisayarını aldı. Ahmet çocuk gibi babasına küstü: “Bir daha eve gelmeyeceğim, bana rahat vermiyorsunuz, gezmem yok tozmam yok, bir tek bilgisayar oynuyorum” dedi. Derslerinin stresini gelip burada atıyor diye düşünürdük hep. Sonraları eve gelirken hiç ders kitabı getirmediği, ders çalışmadığı dikkatimizi çekti. Sabaha kadar bilgisayarla oynar, çok az uyurdu. Sabaha karşı beşte yattı ise dokuzda kalkar; hemen bir kahve içer; bakkala gidip cips, kola alır; bilgisayarı kucağında saatlerce yatar vaziyette oyun oynardı.

Evde ayrı bir odası var mı Ahmet’in? Siz ondaki değişimi ne zaman fark ettiniz?
Anne: O zamanın şartlarında kendine ait odası yoktu. Ama geldiği zaman bir odayı ona veriyorduk. İkinci sınıfa geçtikten sonra hızla kilo almaya başladı. Eve paspal bir vaziyette geldi, hâline çok şaşırırdık. Ders çalışmaktan kendine vakit ayıramadığını söylerdi. Bir keresinde valizini açtım, bazı kıyafetlerini hiç ellememiş, benim yıkayıp ütülediğim gibi duruyor. İkinci sınıfın ara döneminde 65 not ortalamasıyla geçti. Yaz tatilinde ise bütünlemeye kaldı. Bütünlemeyi verdim diye ramazanda eve geldi. Yine sabah ezanına kadar oyun oynuyor, arada babasıyla teravihe gidiyor, namazın yarısından sonra çıkıp eve geliyordu. Sahura kadar sürekli cips yiyor; kola, kahve içiyordu. Bilgisayar oynarken evde ne olup bitti, kim girip çıktı, hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Bir gün ben ayağımı kanepeye çarpıp, parmağımı kırdım. Ahmet fark etmedi bile. Babası apar topar eve geldi, oğlum annene niye bakmıyorsun, diye Ahmet’e kızdı.

İbadet eder mi oğlunuz? Oyun ibadetlerine engel oluyor muydu?
Baba: İbadetlerine engel oluyor, namazlarını çok kısaltıyor. Ben evde yokken, namaz kılmıyor. Ben evdeysem hatırlatıyorum, o zaman kalkıyor.
Bilgisayar oynarken eğleniyor muydu peki? Durumu dışarıdan nasıl görünüyordu?
Anne: Eğleniyor, ağız burun, mimik hareketlerinden belli. Bir gün yanıma geldi, “Bana bir iş yaptıracağın zaman yarım saat önceden haber ver, oyuna başlamayayım” dedi. Oğlum bu nasıl oyun, düğmesine bas durdur, dedim. O da “Yok anne öyle olmuyor, grup oyunu bu, dokuz on kişi aynı anda oynuyoruz, onun için oyunu bölmek istemiyorum” dedi. Anlayacağınız öyle kaptırmış oluyor ki kendini, ev yansa duymayacak. Yine bir gün babası çok kızdı, elinden bilgisayarını alıp faresini kırdı, bilgisayarını da kıracaktı, ben engel oldum.
Baba: Keşke bilgisayarını da kırsaymışım o zaman. Çocuklarınıza güvenin diyor ya uzmanlar, aslında haklı değiller. Yaşadıklarımızdan sonra ben böyle düşünüyorum. Çocuklarımızı takip etmemiz gerekiyor.
Anne: Bu olaydan sonra babasına bir şey diyemedi ama bana bir daha okul kapanana kadar gelmeyeceğini söyledi. Okuluna döndüğünde telefon iletişimimiz de kesildi. Günde üç, beş, on kez aradım; telefonlarımın hiçbirine cevap vermedi. Sadece parası bittiği zaman telefonu açardı. Tek söylediği, “Bu sene dersler çok yoğun, ben çok stresliyim!” olurdu.

Çok para harcar mıydı? Bir tıp öğrencisi kadar mı daha fazla mı?
Anne: Onu babası bilir, ben bilmiyorum. Üç ay yurt parasını ödememiş ortadan kaybolduğu zaman. Biz on gün Ahmet’e ulaşamayınca babası yurdu aradı, onlar da “Üç aydır oğlunuz yurda uğramıyor” dediler.

Bu olay kaçıncı sınıftayken oldu?
Anne: Artık üçüncü sınıfı bitirmek üzereydi. Biz öyle biliyorduk yani. Bir gün eşim canı çok sıkkın bir şekilde eve geldi. “Oğlunun ettiğine bak, üç aydır yurda uğramıyormuş, parasını da ödememiş” dedi. Ben hemen Ahmet’i aradım, telefonumu açtı, nerde kaldığını sordum. “Arkadaşım Emre’de kalıyorum, Emre beni ders çalıştırıyor, onlarda kalınca kira ve mutfak masraflarına ortak oldum, o yüzden yurt parasını ödemedim” dedi. Biz buna da inandık. Yıl sonunda yine bütünlemeye kaldı. Bir gün beni aradı, “Artık eve geliyorum” dedi, sesi çok yorgundu. Yolda bir daha aradı, “Oruçluyum, akşama ne yemek var?” dedi; ben de “Ne istersen yaparım” dedim. Eve bir geldi ki şok geçirdik. Üstünde eskimiş bir eşofman; saçı sakalı uzamış; darmadağın bir hâlde. En son gördüğümüzden tam 30 kilo daha fazla. Üç ay içinde almış bu kiloları. “Oğlum sen ne oldun böyle?” dedik. “Ne yapayım, sınavların stresinden böyle oldum” dedi. Meğer o dönemde internet kafede yatıp kalkıyorlarmış üç arkadaş. Ömer, Enes, Ahmet… Ömer de üçüncü sınıf, o da tıp öğrencisi. Lisede çok başarılı bir öğrenciymiş o da.

Siz bu hâlinden şüphelenmediniz mi?
Anne: Ben şüphelenmedim ama kızım şüphelendi. O günlerde beni aradı. “Kardeşim geldi mi sınıfını geçmiş mi?” diye sordu. Ben de, “Evet, 70 ile geçmiş” dedim. “Anne, Ahmet bizi kandırıyor olmasın?” dedi. Çok şaşırdım, “Niye kandırsın kızım?” dedim. Kızım hukuk mezunu. Onların döneminde hukuk hazırlığı geçemeyip, ailesini kandıran, sürekli para isteyen öğrenciler varmış, onları anlattı bana. Benim içime bir kurt düştü. Aradan on gün geçti, kızım çoluk çocuk tatile yanımıza geldi. Ahmet, ablası ile muhabbet etti, yeğenleriyle ilgilendi. Bir taraftan da her fırsatta oyun oynamaya devam etti. Babası öğlenleri eve yemek yemeğe gelince, bilgisayarın başından kalkardı. O bir saat sancılanıyordu sanki. Biz hâlâ farkında değiliz oyun bağımlısı olduğunun.

Nasıl anladınız bağımlı olduğunu, kendi mi itiraf etti?
Anne: Biz üzerine gittik. Kızıma dedim ki, “Artık ortaokul, lise çocuklarının bile notlarına internetten bakılıyor, Ahmet’in notuna bakamaz mıyız?” O da kardeşinin yanına gitti, “Hadi Ahmet, T.C.’ni ver, sınıf geçme notuna bakayım” dedi. Önce yanlış bir numara verdi bize. Bu sırada yüzü gözü alı al, moru mor… “Sen bana doğru T.C. vermiyorsun” dedi kızım. Ahmet de, “Abla internette sorun vardır, ben sana neden yanlış numara vereyim” dedi. Eli ayağı titriyordu, gitti mutfaktan kendine bir kahve aldı, yanımıza oturdu. Başını ellerinin arasına alarak, “Abla, ben bu sene sınıfta kaldım, çok utanıyorum” diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. “Babama söylemeyin” dedi.
Baba: Eniştesi bana olan biteni anlatmadan önce, sakin ve dirayetli ol, dedi. Çok önemli bir şey söyleyeceğim dediği için ilk olarak Ahmet’in bir hastalığı var sandım. Sınıfta kaldığını duyunca, oh dedim, sorun değil. Baş başa konuşmak istedim. Zor bir okul okuduğunu sınıfta kalmasının normal karşılanabileceğini söyledim.

O dönemde bilgisayar oynadı mı, vaktini nasıl geçirdi?
Anne: Sıkıntıdan yerinde duramıyor, dışarı çıkıp arabayla geziyor, eve gelip televizyon izliyor, yürüyüş yapıyor, yüzünde sürekli ağlamaklı bir ifadeyle tatil bitsin diye bekliyordu. Geceleri uykusu gelmiyor, sürekli evin içinde geziyordu. Ablasıyla Antalya’ya tatile gitti. Bir gece ağzından kan gelmiş, doktora gitmiş. Ablası şüphelenmiş, beni aradı. “Anne, bu oğlanın başka bir derdi var, bize söylemiyor” dedi. Ben çok korktum, saçı sakalı birbirine karışmış olduğu için terör örgütüne katıldı sandım. Birkaç gün sonra kızım beni aradı ve kara haberi verdi, “Anne, sana kötü bir haberim var, oğlun iki senedir sınıfta kalıyormuş, bizi kandırmış.” Hazırlığı ve birinci sınıfı geçmiş. İkinci sınıfta iki sene üst üste kalmış. Ablasına gönder kardeşini, eve gelsin, dedik. Babası şaka ile karışık dedi ki; Ahmet tartıya çık tartıl bakalım, yüzmüşsün, kilo vermiş misin? Ahmet bir parladı, “Sen bana şişman mı diyorsun, sen benimle hiç ilgilenmedin, değer vermedin.” Küstü bize, girdi odasına… “Babamla konuşmak istemiyorum” dedi, “O arkadaşlarımla kalmama izin vermedi, ben çok sıkıntı çektim.” “Peki oğlum, sen ortadan kaybolduğun üç ay boyunca ne yaptın?” dedim. Meğer paraları varken üç arkadaş internet kafede yatıp kalkmışlar. İkinci dönemden sonra devamsızlıktan sınıfta kalmışlar. Okula hiç gitmemişler. Orada yatıp kalkmışlar; cips, kola, hamburger, ne buldularsa onları yiyip içmişler. Bir arkadaşlarının üçüncü senesiymiş, ben daha sonra öğrendim.

İtiraf etti yani en sonunda? Anlattı mı her şeyi?
Anne: Evet. “Kafama sıkıp kendimi öldürmeyi çok istedim, ama yapamadım. Öyle zamanlarım oldu ki hiçbir şey düşünmeden saatlerce yürüdüm. Sabahlara kadar kitap okudum. Ama dönüp dolaşıp oyun oynadım. Artık hiçbir şeyi sağlıklı düşünemiyorum. Ben yapamıyorum, ben başaramıyorum, ben işe yaramazın tekiyim” dedi. Babasına anlattım olanları, o konuşmaya çalıştı. Kaçtı babasından. Babası da beni odadan çıkartıp kapıyı kilitledi. Konuştular.
Baba: Bir sene kaldığını öğrendiğimde normal karşılamıştım. İki sene üst üste kaldığını öğrenince, bunun bir hastalık olacağını düşündüm. “Sıkıntının kaynağını gidermek lazım. Bu uyuşturucu gibi kötü bir bağımlılık… Psikiyatriste gidelim” diye Ahmet’i ikna ettim. En sonunda doktora götürdük, kendisine iyi geldiğini söyledi.

Sonraki dönemde neler oldu? Siz nasıl davrandınız?
Anne: Aslında eskiye nazaran çok iyiydi. Telefonlarıma cevap veriyor, bizi durumundan haberdar ediyordu. Bir hafta sonu eve geldi, üstü başı çok düzgündü, eski hâline dönüyor diye çok sevindik. Bu ziyaretinden on beş yirmi gün sonra telefonuma cevap vermedi. Ben de telaşlanıp arkadaşı Emre’yi aradım. O da “Teyze korkma, ben seni yarım saat içinde aratacağım” dedi. Arattı da, Ahmet ile konuştuk. Aradan bir saat geçmeden Emre beni tekrar aradı. “Teyze ben bu olayı daha fazla saklayamayacağım. Bunlar üç arkadaşlar. Ahmet ileri derecede internet bağımlısı, yanına mı gelirsiniz, ne yaparsınız, bunun bir çaresine bakın. Bunlar Ahmet, Enes, Ömer üç kafadarlar. Enes’in annesinin de ikinci dönem haberi oldu, annesi gelip başında durdu da toparlandı” dedi.

Baba: Hâlâ endişeliyim, tehlike geçmiş değil. Oğlum iyice bilgisayara kaptırmış kendini. Bu sene ikinci sınıfı üçüncü kez okuyor. Sene başında başka bir yurda yerleştirdim. Bu telefondan sonra takip etmeye karar verdim. Ankara’ya gittiğimde, Ahmet ile ders arasında yarım saat görüştük, bana derse gideceğini söyledi. Ben de okulun yakınlarındaki internet kafeleri merak ettim. Gidip neye benzediklerini görmek istedim. Gittiğim internet kafenin kapısında karşılaştık. O yarım saatteki teneffüs vaktini bile kafede geçirecek kadar bağımlı olmuş benim oğlum. O kadar çok öğrenci vardı ki kafede… Gözlerine inanamıyor insan, etraflarından habersiz sadece oyun oynuyorlar. Kafenin sahibi ile konuştum. Ahmet’in buraya borcu var mı diye sordum. Bilmezden geldi, “Ahmet’i tanımıyorum” dedi. Ben de, “Üç beş kuruş kazanacağız diye çocukları burada zehirliyorsunuz” dedim. Neticede sürekli takip ettik Ahmet’i. Belli bir mesafe kat ettik diye düşünüyorum.

Şu anda durumu nasıl?
Baba: Üçüncü sınıfta şu anda. Bize 57 dediği not, 24 imiş. Bize sürekli yalan söylüyor. Bir tıp öğrencisine yakıştıramazsınız değil mi? Ama hocalarıyla görüştüm, imkânsız değil çalışırsa başarır, dediler. 24 olan notunu sene içerisinde 55’e yükseltti. Fakat geçme notu 60 olduğu için sınıfta kaldı. Bütünlemede de 65 aldı, 66 ile geçiliyordu. Sorular yanlış diye öğrenciler sınava itiraz ettiler. Ahmet yarım puanla yine sınıfta kaldı. Biz de sorularda başka yanlışlar da var diye mahkemeye verdik. Anlayacağınız zar zor, mahkeme kararıyla geçti ikinci sınıfı…

Oyun oynamaya devam ediyor mu?
Baba: Okuldaki başarısı oynamadığının bir göstergesi. Çok emin değiliz tabii, sonuçta 24 saat gözetim altında tutamıyoruz. Bazı aileler Ankara’ya yerleşmişler çocukları için. Bizim memlekette kalmamızı mecbur kılan başka durumlarımız var. O yüzden yanına gidemiyoruz. Buradaki tıp fakültesine almak istedik, ama beşinci sınıftan önce geçiş yapamıyormuş. Şu anda durum böyle devam ediyor. Ancak uzaktan takip ediyoruz, bazen yanına gidiyoruz. Zor bir süreç. Bu işten başarıyla çıktık, diyemem.

Doktora devam ediyor mu?
Baba: Evet, sürekli devam etmesi lazım. Zor bir hastalık, zor bir dönem. Desteksiz kurtulamaz, onun için destek alıyoruz. Umudumuz başarmak.

Sizin anne baba olarak şurada hata yaptık dediğiniz bir yer var mı?
Baba: Aileler çocuklarına güvensinler, güvenmek çok önemli. Ama temkini elden bırakmasınlar, çocuklarını takip etsinler. Çocukların aile ortamından uzak olmaları, onları küçük yaştan itibaren kendi ayaklarının üzerinde durmaya alıştırabilir, bunu başaran çok çocuk var. Ama bizim gibi Anadolu’da yaşayan bazı ailelerin çocukları dış dünyada yalnız kalıyor, destek arıyor, zorlanıyor. Şimdi geriye dönüp baktığımda oğlumu keşke koleje göndermeseydim, diyorum. Bizim yanımızda kalsaydı, liseyi burada okusaydı, çok daha başarılı olurdu. Yaşantı olarak, ahlaki olarak ayağının kaydığı yerleri hissederdik, ona yardımcı olurduk. Ama biz, o okullara çok güvendik. O okullar iyidir, sahip çıkıyorlar çocuklara, diye düşündük. Oğlumuza çok güvendik, hiç takip etmedik. Yanıldık. Hiçbir ortam anne baba, aile gibi olamaz.