Demet Lüküslü: Gençlik bir mit midir?

(Röportaj: Beyza Karakaya)

Türkiye’de gençlik sosyolojisi alanında öncü çalışmaları olan sosyolog Demet Lüküslü ile gençlik ve kuşak kavramlarını, “kuşaklar” arasındaki dönüşümü konuştuk.

Gençliğin dönemlendirilmesinde “kuşak” kavramı ne oranda açıklayıcı?
Ben çalışmalarımda farklı kuşakları analiz ederken Karl Mannheim’ın kuşak kuramını kullanıyorum. Kuşak kavramı hiç şüphesiz tıpkı diğer sosyal bilimler kavramları gibi kendi içinde geniş bir kategoriyi içeriyor ve tıpkı diğer kavramlar için olduğu gibi teorik bir tartışmayı gerektiriyor. İki dünya savaşı arasındaki dönemde, 1928 yılında Almanca yazdığı “Kuşaklar Sorunu” makalesinde Mannheim, kuşağı oluşturanın önemli tarihsel olaylar olduğunun altını çizer. Ancak bu tarihsel olaylara kuşak kendi içinde pek tabii ki homojen bir tepki vermez. Bu sebeple, kuşak kendi içerisinde homojen bir kategori oluşturmamakta, farklı “kuşak kümelerini” kendi içinde barındırmaktadır. Ancak bu farklı “kuşak kümeleri” aynı büyük tarihsel olaylara tepki verdiklerinden büyük tarihsel olayların kuşağı oluşturmasından ve bu büyük tarihsel olaylara karşı ortaya çıkan ortak bir kuşak bilincinden bahsetmek mümkündür.

Biz kuşak çatışması deyince ebeveyn çocuk çatışmasını anlıyoruz daha ziyade. Hâlbuki mesele farklı bir dünyada yaşamak galiba...
Evet. Kuşak analizi aslında “kriz” üzerine kuruludur. Kuşaklararası eski süreç işlemez hâle gelip de kuşaklararası kriz meydana geldiğinde kuşaklararası bir yeni zemin, yeni bir sözleşme oluşturmak gerekir. Çünkü yürürlükte olan toplumsal sözleşme sosyoekonomik ve teknolojik değişimlerden dolayı işlemez hâle gelmiş ve yeni bir kuşak ortaya çıkmıştır.

Kuşak deyince bizim aklımıza hemen 68 kuşağı geliyor. Sol damar üzerinden mitleştirilen bir kuşak...
Aslında ben Türkiye’de Gençlik Miti çalışmamda 68 kuşağını ve sol damar üzerinden inşa edilen gençlik mitini tartışmıyorum. Çalışmamın tezi şu: Osmanlı’da modernleşme hareketlerinden itibaren (tıpkı diğer modernleşme serüvenlerinde olduğu gibi) gençlik, geleceği inşa etmenin bir yolu olarak görülmüş ve devleti kurtarma misyonu verilen bir genç kuşak devlet eliyle inşa edilmiştir. Bu süreç, siyasal kültürün önemli bir öğesidir. Tanzimat dönemi ile başlayan bu durum, Cumhuriyet’le devam ettiği gibi bugün de oldukça kuvvetli bir şekilde yaşanıyor bence. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin özellikle 2011 yılından itibaren vurgulamakta olduğu “dindar nesil” vurgusunu da hükümetin gençlik miti olarak görmek mümkün.

Cumhuriyet gençlerinin, 68 kuşağının, 80’lerin ve 2000’lerin gençliğinin kendilerini ifade etme biçimleri nasıl farklılık gösterir?
Karl Mannheim’ın kuşak kuramının izinde Türkiye’nin 68, 80 ve 2000 kuşaklarını analiz edebilmek de bir o kadar çetrefilli bir hâl alıyor. Çünkü kuşakları analiz ederken onların içine doğmuş oldukları dünyanın etraflıca anlaşılması, anlatılması gerekiyor. Türkiye’nin 68’i: Bir Kuşağın Sosyolojik Analizi kitabımda, örneğin, Türkiye’nin 68 kuşağını anlatmaya, dönemin dünyası ve Türkiyesi’ni anlatarak başlıyorum. Kısaca söylemek gerekirse bu kuşakların neredeyse farklı dünyalar ve toplumların “çocukları” olduğunu belirtmek gerekir.

80 sonrası kuşak için “apolitik” tanımlaması yapılabilir mi?
2000 yılından itibaren 1980 sonrası genç kuşakla yaptığım niteliksel araştırmalar, söz konusu kuşağın siyasetten tamamen uzak bir kuşak olmak yerine, geleneksel siyasetin kurumlarına ve siyasete eleştiriler getiren, olumsuzladığı yanlarıyla siyasetin içinde bulunmak yerine dışında bulunmayı yeğleyen bir kuşak olduğunu gösteriyor. Bu sebeple eğer bir apolitizmden bahsedilecekse pasif bir apolitizm değil, aktif apolitizmdir söz konusu olan. Pasif apolitizm, yönetilenlerin siyasete karşı hiç olmayan ilgisini ya da daha doğru bir ifade ile tam bir ilgisizliği ifade eder. Aktif apolitizm ise tıpkı Kilise’nin tutumları, diplomasi ve savunma gibi konularda örneği görüldüğü gibi kendini siyasetin dışında konumlandırmayı, siyasetin üzerinde partizan bakış açılarının uzağında geniş bir konsensüs sağlama çabasına işaret eder. Genç kuşakla derinlemesine konuşmalar yaptığımda ne siyasiler ne siyasi partiler ne de siyasi tartışmalardan bihaber olmadıkları hemen gözüme çarpıyordu.

Yani size göre genç kuşak pasif bir apolitizm içinde değil...
Evet. Bir taktik olarak kullandıkları aktif apolitizm bence genç kuşağın kendilerini siyaset üstü/ideolojiler üstü bir şekilde konumlandırmalarına imkân tanımıştır. Bu nedenledir ki, birbirinden tamamen farklı siyasal tutumlara sahip kişiler bir araya gelebilmektedirler. Aktif apolitizm bu farklılıkların birlikteliğini mümkün kılabildiği gibi kutuplaşmayı da azaltıcı/engelleyici bir rol oynayabilmiştir. Genel uzlaşma tabanını “aktif apolitiklikte” yani hiçbir ideolojinin veya partinin partizanı olmamak olarak kuran gençler, aralarındaki farklara rağmen arkadaş olabilirler ya da en azından oturup konuşabilirler.

Bugünün gençlerinin hâlâ “aktif apolitik” olduğunu söyleyebilir miyiz?
80 sonrası kuşağı, niteliksel gençlik araştırmaları ışığında anlama ve anlatmaya çalışıyorum. Gezi’yi analiz ederken de temel iddiam Gezi’nin 1980 sonrası kuşak olarak tanımlanan kuşağın aktif olarak katıldığı bir kitlesel hareket olarak bu kuşağın dilini ve mizahını içinde barındırdığı idi. Gezi’de gözlerden kaçamayacak şekilde ortaya çıkan ve farklı bir dil kullanan “yeni” siyaset yapma tarzı ve bu yeni siyasette aktif olarak kullanıldığı görülen mizah aslında tamamen yeni değildir. 1980 sonrası kuşağının geliştirmiş olduğu siyaset ve mizahtadır temelleri.

Yarınları “inşa” eden genç tahayyülü olmadan nasıl bir gelecek kurgulanabilir?
Bizim bugün kullandığımız anlamda çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak gençlik, daha önce de belirttiğim gibi modern toplumun bir ürünü. Modern sanayi toplumu çalışma yaşamı ve üretim üzerine kurulu olduğundan aynı zamanda yetişkin merkezli bir toplum. Bu yetişkin merkezlilik yaş kategorileri arasında da belirli bir hiyerarşi yaratıyor. Merkezde yetişkinler dururken, örneğin yaşlılık artık daha fazla üretilemeyen, “toplumun işine yaramayan” bir kategori olarak görülmeye başlanıyor. Modern sanayi toplumu çocukluk ve gençlik kategorilerini ise toplumun geleceği olarak görüyor. Bu açıdan genç nesillerin geleceği temsil etmesi, geleceğin iyi bir şekilde inşa edilmesi için bugünün çocuk ve gençlerinin ona göre yetiştirilmeleri gerektiği düşüncesi de modern bir düşünce. O yüzden soru çok güzel bir soru. Gençliği yarın olarak gören bir bakış açısı dışında düşünebilmek zorlaşıyor. Ancak bunun yapılmasının (en azından sosyal bilimlerde gençlik kategorisi üzerine düşünürken ya da gençlik politikaları oluştururken) önemli olduğunu düşünüyorum. Üstelik şöyle ikircikli bir durum söz konusu olarak beliriyor çoğu zaman: Bir taraftan gençlik yarınlar olarak görülüyor ancak yarınlar olarak görürken ideal bir genç tanımı yapılıp, o gencin geleceğin yurttaşı olarak inşa edilmesine gayret ediliyor. Bu ideal genç tanımına uymayan her genç ise tehlikeli genç olarak tanımlanıyor.