Çocukların Elindeki Büyük Koz: Yeme(me)k

H. Salih Zengin

Elinde kaşıkla çocuğunun ardından koşturmak günümüz modern ebeveynlerinin dramı! ‘Az yedi, çok yedi’ şeklinde tezahür eden ancak çocukların yeme mevzuuna çok da kafa takılmadığı bir nicelik döneminden yemeğin niteliğine takılan bir çağa ne ara geldik bilinmez ama ‘sağlıklı beslenme hastalığı’mızı çocuklara da yansıtmaktan geri durmuyoruz. Lahana sarmasının içine zararlı ilan edilen pirinç yerine daha sağlıklı diye bulgur koyarsan kusura bakma da o çocuğa ne lahanayı sevdirebilirsin ne de bulguru! Aldığı karbonhidratlarına bakıp hayıflanan bir anne-babanın diyet bisküvisi kemiren çocukları olur elbet. Sonra da meyve yemeyen, her yemeğe burun kıvıran bir evladınız olur ki sofralara şenlik!

Sofralar teknolojik dadılara emanet

Evet, kabul etmek lazım ki anne-babaların en büyük sorunu çocuklarına yemek yedirmek. Bu yüzden kafayı yemek üzere olan birçok ebeveyn var. Abur cubur ya da hamburger-kola denince gözleri faltaşı gibi açılan çocukların lahana, ıspanak, havuç söz konusu olunca mırın kırın etmesi genetik bir değişimin göstergesi olmasının yanında bizim yanlışlıklarımızın toplamının da bir sonucu.

İştahsız çocuklar neslindeyiz beyefendiler hanımefendiler! Tehlike büyük. Sofraya küs, ayaküstü atıştırmayla içli dışlı bir nesil için başvurulan yemek yöntemlerin birçoğu işe yaramıyor. Sofradan ve tencere yemeklerinden fellik fellik kaçan bu iştahsız nesli teknolojik dadılar marifetiyle bir an uyutup ağızlarına bir şey sıkıştırırsak kâr sayıyoruz. Cep telefonları, iPad, televizyon, bilgisayar ne varsa devreye sokup, o an ağızlarına koyduğumuz her lokmaya zafer edasıyla bakıyoruz.

Çocuklar sünnete uygun yer

Unutmayalım ki çocuklar hayatının ilk yılında hızlı bir şekilde büyür ve bu sebeple de kalori ihtiyacı fazla olur. Ancak bir yaşından sonra büyüme hızı yavaşladığı için kalori ihtiyacı da azalır. Dolayısıyla bizim iştahsızlık dediğimiz şey aslında doğal bir süreçtir. Zira çocukların yeme şekli Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uygundur. Bunu da bilmek lazım. Sofradan doymadan kalkıp, tek çeşit ve az yemek gibi bir sünneti devam ettirirler.
Daha ileri yaşlarda yememesini şımarıklığa bağlamak mümkünse de aslında yanlış beslenme alışkanlığının kurbanı olurlar. Göz yumduğumuz abur cuburlar, fast foodlar, glikozlu ve gazlı içecekler, envai çeşit çikolata ve şekerlere teslim ettiğiniz her çocuk, yaptığınız yemekten an be an uzaklaşır.

A, B, C; Ayran, bamya, meyve

Her tür numaraya karşı evde yeme alışkanlığı kazandıramadığımız çocuklarımız için can simidini gönderdiğimiz kreş ve anaokullarından beklememiz de burada devreye girer. Bu beklentimizde de haklılık payı var. İlk kez başka çocuklarla bir araya gelip kendi yaş grubuyla birlikte yeme alışkanlığı deneyimi az şey olmasa gerek. Bu yüzden anaokulları ve kreşlerdeki öğretmenlere büyük iş düşüyor. Çocuklara baskı yapmadan yemekleri ve meyveleri oyunla öğretmek, yemeği eğlenceli hale getirip çocuklara sevdirmek ABC öğretmekten çok daha önemli bir görev. Bu yüzden okulöncesi eğitim kurumlarının yapması gereken en önemli iş evde pişen yemek ve yenilen meyve ve sebzeleri sabırlı bir şekilde bu çocuklara sevdirme eğitimi olmalıdır.

Yufka yüreğiniz yufkaya engel olmasın

Tabii bu arada anne-babalara düşen görevler de var: Çocuğu yemek için zorlamamak, elinde kaşıkla peşinden koşturmamak, birlikte sofraya oturma alışkanlığını sürdürmek, sevdiği çizgi film karakterlerinden esinlenerek hazırlanan kurabiye, kek, börek gibi şeyler üretmek, yanlış kıyaslamalar yapmamak, yemeği bitirince ödüle alıştırmadan takdir etmek… Ha bir de unutmayalım ki yemek çocuklar için bir kozdur. Kendinize karşı bu kozu kullandırmayın. Hep aynı şeyleri yemek istiyor ya da yememeyi tercih ediyorsa biraz sabredin. Korkmayın bir iki öğün yemedi diyen hiçbir çocuk hasta olmaz ya da zarar görmez. Yufka yüreğiniz onların eninde sonunda yiyeceği yufkaya engel olmasın.