La/İlla

 

 

 lailla1 Kitapların olduğu ortam içime ferah bir duygu yayıyor. Bazen kütüphanede dolaşan kitaptan kitaba konan bir toz zerreciği olmak istiyorum. Böylece tarihin ilk allame ‘toz bebeği’ olacağını sanıyorsun. Ne toz bebeği olabilirsin ne göz bebeği.
  Evde bir şey okumaya niyetlendiğim an zil çalıyor. Ya komşunun -yalnız içerse öleceği- nescafe saati gelmiş oluyor ya da muhakkak bir çay daveti aklımı çeliyor. Oynamasını bilmeyen gelin misali neye bahane bulacağını şaşırdın. De git bacım de git hele.
Tam çalışma masamı hazır hale getiriyorum gözüme parkelerde oluşmuş bir dalgalanma ya da aynalarda bana haince sırıtan parmak izleri görüyorum. Evde oldukça kitaplarımla değil toz bezlerimle hem hal olmak durumunda kalıyorum. Kütüphanenin temizlik kadrosunun boşalmasını bekle sen en iyisi. Aklın fikrin tozda, közde.
Çocuklarım tam kitabı elime aldığımda şeytan dürtmüş gibi masal anlatmam konusunda ısrarlara başlıyorlar. Onların da okuyacağı meşgul olacağı bir kütüphane ortamına düzenli olarak gitmem şart. Yoksa tezini yazamamış mutsuz bir anne olacağım. Tezini yazdığında da tezi bitmiş kadrosu gelmemiş mutsuz bir kadın olmaya devam edeceksin. Sorun senin bakış açında olmasın sakın. (Masal anlatmanı bekleyen çocukların olduğu için şükretmesini bilmediğine göre hayatın boyunca şikâyet etmeye devam edeceksin.)
Bütün kitapları almaya bütçe ve zaman ayırmam mümkün değil. Kaynak eserlerin tümüne bir hamlede başka ne şekilde ulaşırım ki… ‘Kütüphane’ çocuk parkları kadar gerekli ve her mahallede olmalı. İyi güzel de sen bunu oyunu verirken de hatırlıyor musun? Hatırlatıyor musun ilçeni beldeni yönetmeye talip olanları!
 lailla2 İstanbul’da her daim gidebileceğim bir kütüphane olması, beş vasıtayla dahi ulaşsam kendimi şanslı hissetmeme yol açıyor. Bu kadar iyimserlik Polyanna’yı bile öldürür.
  Kütüphaneye gidip gelmem altı saatime mal oluyor ama geriye kalan koskoca beş saat harika işler başarabiliyorum. Şu atasözünü atalarımız seni düşünerek evvelinden dile getirmiş olsalar gerek: Delinin getirdiği odun üstünü kurutmaz.
Kütüphanede çalışırken etrafımda gördüğüm kitaplara sinmiş ömürler, ilme adanmış hayatlar ve tek yürek olmuşçasına çalışan başların varlığı işime odaklanmamı sağlıyor. Nasıl bir odaklanmaysa bu sendeki; kim ne çalışıyor, nasıl çalışıyor sürekli dikizleme halindesin.
Aynı zamanda akademik camianın buluşma mekânı da olan kütüphanelerde karşılaştığımız dostlarımızla çay içme, çalışmaktan daha verimli oluyor.  E tabii çaylar bedava ve tavşankanı. İşte bunlar hep İSAM yüzünden.
 lailla3 Kütüphaneden aldığınız bir kitapta, kitabı kütüphaneye bağışlayan kişinin o alanda çalışan en ünlü hoca olduğunu gördüğünüzde onun altını çizdiği yerleri okumanın zevki bir başkadır. Tabi tabii. Biz de kütüphaneye bunun için gideriz. Yürünmüş yolların emniyetine kavuşalım, evvelinden altı çizilmiş kitapları bulup okuyalım diye.
  Varlığından haberdar olmadığım ama ihtiyacım olabilecek pek çok kitabı, kütüphanedeki bütün kitapların yerini bilen bir kütüphane görevlisiyle ayaküstü yaptığım sohbetler sayesinde buldum. Şanslıymışsın, şansının kıymetini bil. Bize her daim eli sopalı görevliler düştü. Beyazıt Devlet’in girişteki görevlisi, burada bedava çorba mı veriliyor ne çok geldiniz be yav, diye azarlardı mesela. 
Kütüphanelerin veri tabanları sayesinde internette bulamayacağım, kaynağına erişemeyeceğim birçok makaleyi bulabiliyorum. Aradığını buluyorsun da bulduklarınla ne yapıyorsun hele ondan haber ver.
Piyasadaki dergilerin birçoğunu okumak istiyorum ancak maddi olarak hepsini alacak imkânım yok. Kütüphanelere gelen süreli yayınlar sayesinde satın alamadığım bütün dergileri okuyabiliyorum. Bütün dergileri? Siz Türkiye’de kaç dergi çıktığından haberdar mısınız acaba? 
İhtiyacım olan ama erişemeyeceğim bir kitabı kütüphaneden istediğimde ellerinde yoksa kısa sürede kütüphaneye getirtiyorlar. Hangi eyalette yaşıyorsunuz? Yalnız ve kederli ülkemizde böyle bir hizmet mi varmış?