Korkularınla insan, cesaretinle kahramansın…

  • Korkuyorum… Hava kararınca dışarıda yürümekten, hava kararınca dışarıda yürürken arkamdan gelen adım seslerinden… Arkamdan gelen tüm ayak seslerini potansiyel suçlu olarak itham etmekten korkuyorum… Korkumdan aldığım motivasyonla Olimpiyat rekorcusu Usain Bolt’tan daha hızlı koşuyorum gideceğim yere… Sonra, “Ne oldu, nefes nefesesin, korktun mu?” diye sorduklarında da korktuğumu söylemeye korktuğumdan, hemen alelacele “Spora başladım, artık kısa mesafelerde koşuyorum” diyorum…

Hava kararınca… Pek acıklı bir ifade olmuş. Hava akşam 6’da kararıyor. Senin eve gelme saatin ise gecenin 11’ini buluyor. Korkularımızı yenmek için önce kendimize dürüst olmamız lazım. Gecenin 11’inde sizin sokakta en kabadayı adamlar bile korkar emin ol. Korkularımızla insan, cesaretimizle kahramanız. Lakin Allah hepimizi cahil cesaretinden saklasın. O sokakta cesur olmana gerek yok. Otobüsten indiğin yerde, gecenin 11’inde baban seni beklesin bir zahmet.

  • Hayvanlardan korkmam aslında… Saygı duyarım olsa olsa… Mesela, kedi gördüğümde saygıdan ayağa kalkarım… Yer veririm ona… Köpek gördüğümde onun yolunda yürümek haddim değil diye düşündüğümden, belki de tüm geçiş haklarımı ona vermek istediğimden yolumu değiştiririm. Yoook korkmam ki… Neden korkayım canım… Az önce kedi gördüm diye çığlık mı attım? Yok canım, o sadece sevinç çığlığıydı…

Biz sana kediden korkar mısın, diye sormadık ki. Yılandan korkar mısın, dedik. Sen hayvanlardan korkmam aslında diye başlayıp kediyi, köpeyi araya sıkıştırıverdin. (Derinlerde sakladığın bir korkun var, onu söyleyemediğin için kediden köpekten medet umuyorsun, demek vardı ama. Misafirimizsin şuracıkta. Hiç şık olmaz.) Sen korkularınla güzelsin bir tanesi.

  • Metrobüse binerken yaşadığım korku, tüm korkularımdan büyük… Hani durakta, sıranın en önündesinizdir. Derken uzaktan metrobüs görünür. O anda arkadan hafif hafif kıpırdanmalar başlar. Daha metrobüs gelmeden, metrobüse binmenizi beklerler sizden. Sonra metrobüs durağa girer, ama kapıları henüz açılmamıştır. Ama olsun, tipik bir homo-metrobüsus olduğunuzdan kapı açılmadan da metrobüse binebilme yeteneğine sahipsinizdir artık. Ama arkadan öyle bir iterler ki, kapının açılmasıyla içeriye düşmemek için tutunacak bir dal ararsınız. “Tutunamayanların” toplu taşıma şubesi olmuşunuzdur. İşte ben bu yüzden, metrobüse binerken bir izdihamda ezilmekten ya da itildiğim için henüz durağa yanaşmamış metrobüsün altında can vermekten korkuyorum…

Bu korku evrensel bir korku. Yapılabilecek pek bir şey yok. Birkaç gün Tokyo metrosunda yolculuk yapman İstanbul metrobüsleri ile uyum içinde yolculuk yapmana katkı sağlayabilir elbette.

  • Sandığınız kadar korkak değilim. Evde yalnız kalmaktan korkmam mesela… Hatta evde yalnız kalmayı çok severim. Hem çok da tedbirliyimdir. Çelik kapının sahip olduğu tüm kilitleri kilitlerim. Kapının arkasına, bütün kilitleri aşacak kadar yetenekli biri çıkar, diye sandalye koyarım. Evin bütün lambalarını yakar sonra da ses olsun diye TV’yi açarım. En son da yatacağım zaman odamın kapısını kilitlerim. Yastığımın altındaki bıçak mı ne? Dedim ya çok tedbirliyim diye…

Belki de sen üç harflilerden çok korkuyorsun. Bunca tedbirin kaynağında bu korku var. Felak ve Nas surelerini okumayı ihmal mi ediyorsun acaba?

  • Öyle konuya komşuya, eşe dosta akrabaya güvenme devri bitti… BİTTİ! Karşı komşumla bile üç yıldır hiç karşılaşmadık. Geçenlerde evde mahsur kaldım da çilingir geldi kapıyı kırmak için, kimse kafasını çıkarıp ne oluyor diye bakmadı. Hâl böyleyken ne başıma bir şey gelse imdada yetişecek bir komşum olduğuna inanıyorum, ne de komşumun başıma bir şey getirmeyeceğine. Herkesin her şeyi yapabileceğine inanıyorum sadece…

Sigorta reklamlarının fazla etkisinde kalmışsın. İnsana insandan zarar gelmez. Güvenilir ol ki güven bulasın. Konuyla komşuyla ne selamı ne kelamı eksik etme.

  • Ölmekten korkmuyorum… Ölümü tebessümle karşılarım… Korkum, basiretsiz bir habercinin, “Feci şekilde can verdi” başlığına haber olmak… Sosyal medya durmadan ve durmadan bu feci şekilde can verme fantezisini besliyor habercilerin… Ve doğal olarak takipçilerin… Kendim için korkmuyorum hem. Ailemin o haberin muhatabı olmasından, adımı google’layanların karşısına ilk çıkan şeyin o haber olmasından korkuyorum… Benden geriye kalan tek şeyin “O, feci şekilde can verdi” olmasından korkuyorum.

Öldükten sonra buraya ait değilsin. Dünya dünyada kalıyor. “feci şekilde verilen canlar” şehadet mertebesine yükselmemize vesile. Yeter ki iman ehli olalım.

  • Sevdiklerimin başına bir şey gelmesinden, onları kaybetmekten korkuyorum en çok… Ölüm hak… Ama bu korkuyu bastırmaya yetmiyor… Hain bir pusuya kurban vermekten korkuyorum onları… Bu korku aklımın bir köşesinde durmadan kaşınıp duran bir sivilce gibi…

Hain pusular hainlerin başına olsun. Allah bütün sevdiklerimize üç gün peygamber döşeği ile sıralı ölümler nasip etsin.