Türküler, türkücüler-Mustafa Kutlu

Epeyce zamandır TRT-Türkü dinliyorum. Türküler gerçekten de bu toprağın sesidir. Yani tarım toplumunun-köylerin ürünüdür. Ancak aynı dönemde ülkemiz kasabaları ve şehirleri de tarım toplumu şehri idi. Bizde sanayileşme Batılı anlamda yok ve sanayi şehri de geçmişte yok. (Şimdi var mı?)
Türkü de köy-şehir ayrımını çok yapmamalı. Mesela İstanbul türküleri. Ama onlar makamla okunuyor demeyin. Çünkü Anadolu türkülerimiz de makamla okunuyor.
Hâlen yüksek seviyede türkü okuyan pek çok sanatçımız var. Bunları tek tek sayamam. Ama bazıları bence istisna.
Aynur Gültekin bunlardan biri. Erzurum yaylasının dağlarda yankılanan sesi. Hele uzun havalarda kendinden geçiyor. Sanki mistik bir atmosfere girip âlemi dolaştıktan sonra yeniden aramıza dönüyor.
Emel Taşçıoğlu Kırşehir merkez olma kaydı ile İç Anadolu türkülerini kıvrak ve oynak, neşeli ve hüzünlü terennüm ediyor.
Ona Bedia Akartürk’ü de ilave edebiliriz. Nev-i şahsına münhasır bir ses ve yorumdur.
Gülşen Kutlu telaffuzundaki hafif rekâket ile okuduğu parçalara başka bir güzellik katar.
Kerkük-Urfa-Diyarbakır-Harput havzası sıra geceleri ile anılmalı. Muzaffer Ertürk Harput ağzına hâkim tavrı ve ses rengi ile, Mehmet Özbek Urfa ve Kerkük havalarıyla, İzzet Altınmeşe Diyarbakır türküleriyle bu havzayı zenginleştirir. Ege türkülerinde Hale Gür’ü anmalıyız.
Sazı bir orkestra gibi konuşturan, akıllara ziyan besteleri ile bozkırın tezenesi rahmetli Neşet Ertaş başlı başına bir ekoldür. Ne yazık ki kıymeti çok sonra anlaşıldı.
Sayıp dökmeyi bir kenara bırakıyorum. Bu yazının maksadı türkü yolunun bir çıkmazda olduğunu belirtmektir.
O da şudur: Radyolarımızda okunan türküler iki yüz iki yüz elli parça arasına sıkıştı. Hâlbuki hâlâ daha yeni derlemeler ve araştırmalar yapılabilir. Bir türküyü ne kadar çok tekrar ederseniz o kadar yıpranır, etkisini kaybeder. Sanatçılar ve TRT yetkilileri “Bizim repertuarımızda üç bin beş bin türkü var” deseler de aşina olduğumuz yukarıdaki rakamdır.
Ne yapmak lazım?
…..

Devamı Nihayet Temmuz’da