İsimleri Bile Sakınanların Resimleri Teşhir Eden Çocukları

Selim Demirci

Arka planı olan bir terimi meramımıza çare olsun diye ödünç alacağız sadece. Biliyoruz ki ancak onunla anlatabileceğiz bu muazzam dönüşümü. Sizleri temin ederiz ki ideolojik bir tarafı ve hedefi de yok söyleyeceklerimizin. Çağrıştırdığı en temel anlamı ile ‘devrim’den bahsediyoruz. Bir soğuk savaş terimi olarak değil, koca koca çınarları yıkıp yerine saksıları koyuveren ve ‘bu ne eşsiz bir şeymiş’ dedirten şekliyle yıkımın ta kendisi olan bir şeyden bahsediyoruz. Yoksa başka türlü nasıl anlatılabilirdi aşağıdaki ifadeler:

“Nâ-mahreme ben söyleyemem kızlarımın, karımın ismini… Hem öldürürüm, sorma sakın!”

Gönül isterdi ki bir tavrın ve toplumsal refleksin ifadesi olan bu cümlelerin serdedildiği zaman dilimi ile aramızda en azından birkaç asır olsun. Olsun ki o zaman izah edilebilir bir zihnî dönüşümden bahsedilebilsin, yukarıdaki başlığa ve giriş cümlelerine hiç ihtiyaç duyulmasın. Ne var ki bu cümleler Âkif’in Safahat’ından alınmıştır.

Yukarıdaki tepkinin oturduğu zemini ve pek tabiî olarak da ayağımızın altından kayıp giden bambaşka dünyayı görebilmek için bu cümlelere muhakkak birkaç kez göz atılmalıdır. Cümlelerin sahibi, kızının ve eşinin ismini söylemek istemeyen bir baba. Soruyu soran da nüfus tahriri için görevlendirilen herhangi bir kişi. Evet, tekrar teyit edelim; bir babayı yukarıdaki cümleleri söyleyecek kadar hiddetlendiren kızının ve eşinin ismini telaffuz etmesinin talep edilmesi. Hepsi bu mu? Bu kimselerden “tahrîr-i nüfûs istemeyen er kişiler(!)” şeklinde bahsedilmesinden anlıyoruz ki mesele sadece bundan ibaret değil.

Devamı Nihayet Şubat’ta…