Fatma Barbarosoğlu: Peki anlatılan kimin hikâyesiydi?

Bezgin Kadınlar romanının yazarı Pierre Loti ile romanın kahramanları olduğu söylenen kadınların birlikte çektirdikleri fotoğraf. Bu fotoğraf, romanın hikâyesinin ve kahramanlarının gerçek olduğuna delil olarak kullanılmıştı.

Pierre Loti’nin Les Désenchantées adlı kitabı, “Roman mı hayattan, hayat mı romandan çıkar?” sorusuna verilmiş trajik bir cevap niteliğindedir.
Roman, Çerkez asıllı üç Osmanlı kadınının (Loti’nin, konusu Osmanlı coğrafyasında geçen iki romanında da kadın kahramanlarını Çerkez kimliği ile çizmesini, o dönemde Çerkez kızlarının güzelliği ile öne çıkmış olmasında mı aramak gerekiyor?) romanın anlatıcı yazarı olarak tiplenen André Lhéry’den kendi hayatlarını anlatan bir roman yazmasını isteyen mektup ile başlar.
Türkçeye Bezgin Kadınlar adıyla çevrilen roman, 1906’da Fransızca olarak yayınlanmış, iki yıl içinde pek çok Avrupa diline çevrilmiş, yayınlanışından P. Loti’nin öldüğü 1923 yılına kadar geçen sürede 419 baskı yaparak best-seller olmuştur. Paris basınında roman hakkında art arda yazılar çıkarken İstanbul’da sansür uygulanarak hakkında tek bir satır yazılmamıştır. İstanbul’un haremlerinde Fransızca bilenler tarafından Hachette Kitabevi’nde satılan kopyalarından acele bir şekilde okunmuş, Türkçeye ise ancak 1946 yılında Nahit Sırrı Örik tarafından çevrilmiştir.
Hakkında konuşulması, yazılması yasak olan bu roman, İstanbul’da niye bu kadar çok okundu?
Çünkü roman Hariciye’nin üst düzey memurlarından Mehmet Nuri Bey’in iki kızının Pierre Loti ile nasıl gizli gizli buluştuklarını anlatıyordu ve kimliklerinin ortaya çıkacağından korkan kızlar roman yayınlanmadan sahte pasaportlarla Fransa’ya kaçmışlardı. Kaçtıkları yerlerde hayat hikâyelerini Fransızca anlatmaya devam ettiler.
Roman, “haremin iç yüzünü anlatıyor” etiketi ile Avrupalıların özellikle de Fransızların yoğun ilgisine kavuşsa da anlattığı pek bir şey yoktur esasında. Bu konuda en iyi yorum Roland Barthes’a aittir. Barthes, Loti’nin konusu Osmanlı coğrafyasında geçen ilk romanı Aziyade ile ilgili olarak, “Ne olmuş yani, bir kadın bir adamı sevmiş” diyecektir. Barthes’ın bu yorumunu pekâlâ Loti’nin Bezgin Kadınlar romanı için de ödünç alabiliriz.

Oryantalist meraklar için turistik tasvirler…

Loti’nin kaleminden can bulmuş her iki roman da oryantalist meraklara malzeme sunan turistik dış gözün tasvirleri dışında bir özelliğe sahip değildir. Ne ki Yahya Kemal’den Tevfik Fikret’e Osmanlı yazarları Loti’nin turistik tasvirî bakışına hayran olmaktan kendilerini alamazlar. Yazar sokakları, kabristanları, camileri, sokak kedilerini ve köpeklerini, kahvehaneleri romantik tasvirler eşliğinde çizer, ama romanın kahramanları söz konusu olduğunda, harflerin gövdesine yüklenmiş naylon karakterlerden başka bir şey çıkmaz ortaya. Romanın en dikkat çeken özelliği, kadın karakterleri özgürlük istedikçe, anlatıcı yazarın, “eski hayat”ın güzelliğine vurgu yapan cümleleridir.
Loti, Bezgin Kadınlar romanını eski/yeni ikiliği üzerine kurmaya çalışmış, Sur İçi ile Pera’yı birbirinin karşısına, birbirine zıt mekânlar olarak çıkarttıktan sonra, kendisinin “eski İstanbul”dan aldığı lezzeti uzun uzun tasvir etmiştir. Bu tasvirler Ömer Seyfettin ve Ahmet Haşim’in tepkisini çekse de, Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından dilinin şiiriyeti üzerinden beğenilip, benimsenmiştir.
Loti bir yazar olarak Sultan Abdülhamit’in öfkesini üzerine çekmemek için olabildiğince ihtiyatlı bir dil ortaya koyarken; romanı, Loti ile birlikte yazdıklarını iddia eden Zinnur/Zeynep ve Melek/Nuriye, Avrupa’nın ilgisini romana çekebilmek için her türlü fedakârlığı göze alırlar. Nitekim Nuriye (romandaki adıyla Melek) Le Figaro’da İstanbul-Berlin-Viyana-Venedik üzerinden gerçekleşip Fransa’da noktalanan kaçışlarının arka planını anlatır. Romanın Melek’i, makaleyi Nur el-Nisa olarak imzalayacak ve bu yazının yayınlanması, romanı best-seller yapmaya büyük katkı sunacaktır.

Devamı Nihayet Mart sayısında