Erkeklere de ‘Başörtüsü’ – İsmail Kara

Erkeklere de ‘Başörtüsü’ – İsmail Kara

28 Şubat süreci devam ederken başörtüsü problemi bütün yıkıcılığı ve yakıcılığıyla benim de çalıştığım Marmara İlahiyat Fakültesi’nin kapılarına gelmiş dayanmıştı. Tarafların ve aktörlerin hepsinde, bu arada talebe ve hocalarımızda sıkıntılı ve bıktırıcı haller kendini göstermiş, zaman içinde meseleyi uzun vadeli ve derinliğine kavrama ve yorumlama kapasitelerinin ne kadar zayıf olduğu da ortaya çıkmıştı. Fakat aktüel problemin ağırlığı ve aciliyeti her zaman olduğu gibi ‘ama’ demeyi imkânsız kılıyor, kafaları dar bir alana hapsediyordu.

Bir gün erkek talebelerin başörtüsü takarak yeni bir protesto eylemi gerçekleştirdiklerini duyduk, gördük; polis efendilere “hadi bakalım, biz de başörtülüyüz, bizi de içeri sokmayın bakalım!” demeye getiriyorlardı. Aslında hiç de fena olmayan bir buluştu bu; hedefi gösteren, esprili, görselliği olan ve medyatik… Karşılık da buldu.

Fakat benim o günün şartlarında dışa çıkamayan iç konuşmalarım başka taraflara kayıp gidiyordu. Biraz da sıkıntıdan, fazla bir şey yapamamaktan… Şöyle diyordum içimden: Namazda bile başına takke takmayı çoktan terk eden siz ilahiyatçı erkek talebeler, protesto için niye kendinize yakışır bir şekilde, sünnete, geleneklerimize uygun olarak başınızı kapatmıyorsunuz da “kadınlar gibi” örtünüyorsunuz?! Erkek gibi kapanın, bakın bakalım sizi içeri alacaklar mı?! O gün bunu söylemenin yeri ve zamanı değildi elbette. Ayrıca kime söyleyecektim? Fakat daha önemli olan bunun o gün de bugün de anlatılmasının, anlaşılmasının imkânsız denecek kadar zorlaşmış olmasıdır. Köprülerin altından çok sular akmış, devirler değişmişti çünkü.

Yine de belki bazı şeyleri anlatmayı denemek, olmadı ima etmek doğru yol olabilir.

Örtünme yani tesettür veyasetr-i avret sadece kadınlara mahsus bir vecibe değil, erkekler de bununla mükellef. Yalnızca ölçüleri değişik. Hangi ölçüleri? Farz olan örtünmenin kadın ve erkeklerde farklı ölçülerinin olması her şey demek değil. Sünnet ölçüleri var, adap ölçüleri var, gelenek-görenek ölçüleri var… Mekruhu var, müstehabı var…

Farz olanlar dışındaki ölçüleri bilir ve önemser misiniz, yahut ne kadar önemsersiniz, hiçbir fikrim yok! Fakat bugünkü mütedeyyin kadın veya erkek örtünme biçimlerinin pek de ölçü tanımadığı, kademe gözetmediği şüphe götürmez olmalı. Örtünme bazı yönleriyle katılaşıp sıkılaşmışken birçok tarafıyla da kendini yele vermiş, sele vermiş…

1‘İbret’ için biraz etrafa, yakın tarihe bakalım isterseniz: Buradaki 1 numaralı fotoğraf kenarına düşülen nota göre 11 Haziran 1928 tarihli. Bursa’da ikamet eden, artık tekkesi kapanmış, ilim ve irfan sahibi, eserleri olan bir şeyh efendinin ailesiyle birlikte çekilmiş güzel bir fotoğrafını görüyorsunuz.

Soru şu: Bu fotoğrafın kadınları mı yoksa erkekleri mi daha kapalı ve mütesettir sizce? Niçin böyle?

2Ya diğeri? 2 numaralı fotoğraf İstanbul’da çekilmiş. Hidiv ailesinden, merhum Âkif’in dostu ve hâmisi, Osmanlı paşası ve nâzırı Abbas Halim Paşa’nın zat-ı devletlerini ve ailesini görüyorsunuz burada. Rivayetlere göre yıl 1917, Bebek’teki dede Abbas Paşa Yalısı’nda poz veriyorlar. Belli ki havalar güzel, belki de yaz.

Sorular bizi takip ediyor: En kapalı ve en mütesettir olmak niçin her yaştan hanımefendilere değil de Paşa’ya terettüp eden bir vecibe olmuş acaba?! Hem de bu kadar, bu mevsimde…

Farz, vacip, sünnet, müstehap, adap, görgü; örtünmek, kuşanmak…

(Bu fotoğrafları onlarca benzerleri arasından seçtim. Nihai karar elbette size ait, ama bir istisna olmadıklarından emin olabilirsiniz. Ailenizin, yakınlarınızın eski fotoğraflarına yeni gözlüklerle baktığınızda da bunu göreceksiniz sanıyorum. Belki donuk gibi duran fotoğraflara bakışınız da biraz değişecek Onlar da canlı, anlayana konuşuyor, konuşacak…)

Çok eskiye gittik, bunlar emsâl olmaz diyorsanız biraz yakınlaşabilir, fotoğraflarımızı da daha yakınlardan seçebiliriz.

Benim yetiştiğim hocaların, mütedeyyin erkeklerin dış kıyafetlerinde de bu örtünme ölçüleri, hassasiyetleri ve kademeleri vardı. Hem şehirlerde ve kasabalarda hem de köylerde… 3 ve 4 numaralı fotoğraflar kendilerine yetiştiğim babamın hocalarına ait. Biri Rize Müftülüğü yapmış rahmetli Yusuf Karali Hoca (öl. 1969), diğeri İkizdere Müftülüğü yapmış rahmetli Memiş Toprak Hoca (öl. 1972).

Bugünkü ölçülere göre hayli uzun bir ceket (cüppe ile ceket karışımı), içinde derleyip toparlayıcı yelek, onun içinde üst düğmesi mutlaka/çoğunlukla iliklenmiş gömlek… Bu fotoğraflar resmî görevleri sırasında çekildiği için başları açık gözüküyor. Kapalı mekânlarda, evlerinde takkeli, hatta sarıklı oturuyorlar, dışarıda yasaklar dolayısıyla bu mümkün değilse baş açıklık yanında ehven-i şer olarak (!) kasket takıyorlar. Fotoğrafların şahitliklerine bakılırsa özellikle şehirlerde, büyük kasabalarda aynı uzun/örtülü kıyafetle fötr şapka takanlar da olmuş.

3Rivayet olunur ki Müslüman halkın Sultan İkinci Mahmud’a, halife-i rûy-ı zemine ‘gâvur padişah’ demesinin sebeplerinden, kaynaklarından biri de pantolon giymesi imiş. Çünkü pantolonla şartlarına, âdabına riayet ederek namaz kılmak mümkün değilmiş onlara göre (Ya bize göre?!). Halbuki herkes biliyor ki pantolon erkekler için farz olan örtünmeyi fazlasıyla yerine getiriyor, karşılıyor.

Ama farz kademelerden sadece bir tanesidir, en üstte olanıdır lâkin her şey için yetmez, her şeyi ifade etmez. Bir de örtünmenin bazı organları belli etmeyecek genişlikte olması lazım.

4Tarihten iki not:
17. yüzyılda İstanbul’a gelen ve Türkçe konuşma kitabı hazırlayan Macar Jakob Nagy de Harsany, resmî bir kabulde saygı ifadesi olarak şapkasını çıkarıp başını açtığında mihmandarı tarafından şöyle uyarıldığını yazar: “Ört başın[ı], zira âdet değildir. Padişah yanında dahi kimse başın[ı] açmaz, her vilayetin [ülkenin] başka âdeti vardır; [senin yaptığın] hoş, amma Osmanlıya ayıptır.”

Uzun yıllar İstanbul’da kalan hukuk tarihçisi C. L. Ostrorog’un (öl. 1932) Şapka İnkılabı çerçevesinde yaptığı değerlendirme de şöyle: “(…) İslâm âdeti hürmet makamında [erkekler için] başın örtülü kalmasını istiyordu. Eski nezaket düşüncesine sahip bir Türk efendisi bir Hıristiyan evine ziyarete gitmişken dahi önceden müsaade rica etmeden asla fesini çıkarmaya cesaret edemezdi ve selâmla[mala]r baş örtülü olduğu halde eli dudaklarından alna doğru götürmek suretiyle icra edilirdi.”

5Sonuç: Modernleşme süreçleri birçok şeyi değiştirdi, dönüştürdü. Aslından uzaklaştırdı, katılaştırdı veya gevşetti. (Belki bazı şeyleri de iyileştirmiştir). Değişen, altüst olan, biçimsizleşen, (belki iyileşen) unsurlar arasında elbette doğrudan dinle alakalı hususlar da vardır. Örtünmeyle alakalı olanlar da…

Turhan Selçuk’un başörtüsü probleminin çok canlı olduğu bir tarihte, Nisan 1993’te çizdiği karikatür, örtünme üzerinden paradoksları, anlayış mesafelerini vermek açısından çok imkânlı ve ‘başarılı’ bir metin gibi duruyor. Altyazısı: “Eyi bak gız! Bunlar sosyetedenmiş.” Buradaki kahramanların kadın oluşu çizgiyi ve mizahı, anlamı ve inceliği elbette kolaylaştırıyor. Ama mana itibariyle erkeklerin durumu da böyle (Keşke elimizde vasıflı öyle bir karikatür de olsa!).

Zor bir problemi anlatabilmek yahut ima etmek için görseller üzerinden şekille alakalı, dışa odaklanan örnekler ve zahirî ifadeler ağırlık kazandı bu yazıda. Halbuki bir de işin bâtını, ruhu ve içi, manası ve derûnu var. O, hiç ihmale gelmeyecek olan şimdilik ihmale uğradı.

Ortalıkta bedeni örtülü fakat ruhu çırılçıplak ne kadar çok insan var değil mi; kadın ve erkek cinsinden, üryan…