Arsız Bela Atalay

Atalay’ın babası özel bir bankanın il müdürü idi. Banka demek para demek olduğundan ve paranın başında olana az çok hürmet edildiğinden Atalay’ın babası da iltifat edilen, selamı yere düşürülmeyen bir adamdı. Esnafın hemen hepsinin işi düştüğü için alışverişleri de kolay oluyordu. Hem Atalay hem kız kardeşi böyle bir rahatlık içinde büyüdüler. Alışveriş sırasında para verdiklerini pek hatırlamıyorlardı. Nasıl olsa babası bir selam verir, esnafın bir çayını içer ve anlaşır giderlerdi. Böyle olunca Atalay kot pantolonundan kolundaki saate kadar hep farklı idi. Bir de okulu o zamanın koleji sayılan Anadolu lisesi olunca “müdür babanın prensi” olarak yaşadı okul hayatı boyunca. Kullandığı parfüm olaydı. Yaz tatili olaydı…
Lise hayatı bitince karşı kıyıya yani üniversiteye geçemeyince arkadaş grubu da değişti. Artık onun parfümüne, kıyafetine değil ne kadar bıçkın, ne kadar deli, ne kadar uçuk oluşuna kıymet veriyorlardı. Ve Atalay hap kullanmaya, video kiralayıp kızlı erkekli organizasyonlar yapmaya başladı. Yaşadığı il küçük ve kendisi de müdürün oğlu olduğundan çok göze batıyordu. Laf söz çoğaldı. O günlerde babasını daha çok endişelendiren şey, Atalay’ın hap kullanmayı artırması tehlikesiydi. Ve doktor ahbaplarıyla konuştu. “Eğer madde kullanmaya başlarsa geri dönüşü olmaz” dediler.

 

Devamı Nihayet Aralık sayısında…