Anlayana sivrisinek saz-Suavi Kemal Yazgıç

Çift kanatlılar (Diptera) takımının Culicidae familyasından bir böcek demek ne kadar anlamlı bilemeyeceğim. Bu zarif görünümlü böceği sivrisinek namıyla biliriz esasen. Görünümün zarif olması ise iki sebeple dikkatimizi çekmez. Zira sivrisinekler geceleri vızır vızır dolaşırlar ve daha da önemlisi kanımızı emerek beslenirler. Sivrisinek küçüktür küçük olmasına ama onda da bir mikrokozmos gizlidir. Bakara suresinin 26. ayetinde Cenab-ı Allah mealen şöyle buyurur: “Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, ‘Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?’ derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.”

Sivrisineğe yenilenlerden birinin de kendini “rab” ilan eden Nemrud olduğu düşünülürse “ibret” bahsi derinleştikçe derinleşen bir mevzu olur elbette. Tevrat’ta bahsi geçen ve Firavun, İbrani halkını azat edip ülkeyi terk etmeye izin vermediği için Mısır’ın başına gelen on felaketten biridir, sivrisinek istilası. Sivrisinek ve musibet bahsi edebiyatta da çok zikredilir zaten. 19. yüzyılda yaşayan Galip Paşa’nın,

“yaz günü insana can yoldaşıdır sivrü sinek.
muzu heyvanlarınun hep başıdur sivrü sinek,

gövdemü dişleyüşü hem acıdır hem gabarur,
sayki guyruk urunun gardaşıdur sivrü sinek.”

demesiyle, Ümit Özaltın’ın 21. yüzyılda,

“ah bu yalnız sen aralanan kapıdan
yay sesleri ve
keman çiziği bir kulak
gece körlüğüne çarpan
bir sivrisinek tokadını
kaç aslan pençesi durduramadı
kaç bu sevmek öldürürken
kaç sevmek öldürür usta
göklerde kamaşan su
sesinde kulak
yağmur çarpması bulutlar
bıraktığın konçertodan”

demesi arasındaki süreklilik bir tez konusu olsa yeridir.

İbrahim Şinasi’nin sivrisinek ile bal arısını karşılaştırdığı şiiri de unutmuş değiliz elbette… Sivrisinek ile bal arısının bir fablda dile gelip polemiğe girişmesi muhakkak ki bu tezde yer almalı. Şiirin tamamı Müntahabat-ı Eş’ar’da, diyelim ve iki alıntı ile yetinelim.

Sivrisinek,

“Gördü bir bal arısın sivrisinek
Dedi böyle ana fahr eyleyerek
Var mı bir bencileyin nefs-i nefis
K’ola âzâde vü bî-havf-i reis
Nice bir kasr ü saraya girerim”

sözleriyle övünür de
balarısı susar mı?

“Biz ki ya’sûba olup fermân-ber
Fırkamız yek-dil olur ser-tâ-ser
Nûr ü ezhâr üzerin cây ederiz
Vus’umuz mertebe işler gideriz
Bir kovanda yaparız şem’ü asel
Zevkimizdir bu iki hüsn-i amel
Mumumuz halka bütün şevk verir
Balımız zâikaya zevk verir”

Sivrisineğin bir polemiği de rüzgârla. Hatta bu polemik Hz. Süleyman’a kadar ulaşmış da çözümsüz kalmış. Zira sivrisinek rüzgârın bulunduğu yerde yaşayamadığı için davacıyla davalı kendilerini ifade edememişler. Sivrisinekle rüzgârın Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkmayan davasını Mevlana, Mesnevi’de anlatmış ve sözünü “Allah’ın kapısını arayan da onu buldu mu yok olur. Nur arayan gölgeler, nur zuhur etti mi kaybolur” diyerek bağlamış.

Sivrisineğin ziyaret ettiği başka şairler de var. Mesela İlhan Berk, uzun yıllar yaşadığı Bodrum’un sivrisineklerinin âdeta kemikli olduğunu düşünüyor.

Söz edebiyattan, sivrisineklerin insanlara verdiği ibretten açılır da Gürcü yazar Erlom Ahvlediani’nin Sivrisinek Şehirde adlı romanını anmadan bu yazıyı nihayetlendirmek doğru olmaz elbette. Romanın kahramanı olan sivrisinek, yaşadığı bataklığın kurutulmasından sonra intikam almak için şehre gider.

Refik Halit Karay da mizah yazılarından bir bölümünü derlediği Ago Paşa’nın Hatıraları adlı kitabında yer alan yazıda “Sivrisinekler Kulağımıza Ne Der?” diye soruyor. Sivrisinek vızıltısının bir kibarlık işareti olduğu, sivrisineklerin bu esnada karınlarını doyurmak için izin istedikleri kanaatinde olan üstat, sivrisineğin kulağına fısıldadıklarından keyifli bir yazı çıkarmış.

Bir Kızılderili efsanesinde ise iki dev sivrisineğin musallat oldukları insanları öldürmesi anlatılır. Iroquoislar’ın anlattığı efsane, insanların zaferiyle sonuçlansa da neticesi Erlom Ahvlediani’nin romanını da çağrıştırır. İki dev sivrisineğin bedeninden bir sürü küçük sivrisinek çıkmış ve kısa sürede hava onlarla dolmuş. Ataları gibi bu küçük sivrisinekler de insan kanını çok seviyormuş. Atalarını öldürdükleri için insanlardan nefret ediyorlarmış ve bundan dolayı sürekli intikam almaya çalışıyorlarmış.

Peki, edebiyatımızda lakabı “Sivrisinek Sultanı” olan yazarımızı biliyor musunuz? İlkokul yıllarında Peyami Safa’nın iki lakabı varmış. Biri “Şair Bey” diğeri ise “Sivrisinek Sultanı”. Cılızlığı dolayısıyla Sivrisinek Sultanı olarak anılan Peyami Safa’nın cüssesiyle “çelişen” bir merakı varmış hatta. O da boks sporu. Boksta genelde başarılı olan Safa, Arnavut Recep’e karşı aynı başarıyı gösteremezmiş. Safa, yıllar sonra kaleme aldığı bir yazısında sağlığı ile boks maçları arasındaki bağı şu sözlerle kurmuş: “Bütün o [boks] maçların bana neye mal olduğunu, o tarihten sonra yakalandığım bir mafsal iltihabı üzerine, tam dokuz sene, hastanelerde geçirdiğim ameliyatlarda anladım. Yabancı dillere de tercüme edilen bir küçük romanım olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu yazan benim; ama galiba, yazdıran Arnavut Recep’tir. Bunu ilk defa şimdi açıklıyorum.”

Sivrisineği elbette bir yazının sınırlarına sığabildiği kadarıyla anlatmaya çalıştım. Yoksa sivrisinekten alınabilecek ibret ve ilham tabii ki bundan ibaret değil. Yeter ki sivrisinek de neymiş diye küçümsemeyelim. Gerçi sivrisinek onu ciddiye almama şansı bırakmayan meziyetlere sahip.
Aksini iddia eden var mı?