Ali Tunç: Ateş, pamuğu yakacak kudrete sahip olsaydı su ateşi söndürmezdi!

“… Alışılmışlığın sonucu olarak birinin sebep diğerinin netice olduğuna inanılan iki şeyden birinin, diğerinin yanında bulunması bize göre zaruri değildir. Hatta yan yana bulunan iki şeyden biri sebep, diğeri netice değildir. Bunlardan birinin ispatı diğerinin ispatını içermediği gibi, birinin nefyi de diğerinin nefyini içermez. Bunun için birinin vücudu diğerinin vücudunu gerektirmediği gibi, birinin yokluğu da diğerinin yokluğunu gerektirmez. […] yemek yemeden de karnın doymasını yaratmak, kafa uçurulmadan ölümü yaratmak, kafanın uçurulmuş olması ile birlikte hayatı devam ettirmek ve bunlar gibi yan yana bulunan şeylerin biri olmadan diğerinin olması Allah’ın kudreti dâhilindedir. […] Ateşe yaklaştırılınca pamuk yanar. Biz yanma meydana gelmeden bu ikisinin bir arada bulunmasını caiz gördüğümüz gibi, hiç ateş yüzü görmeden de pamuğun yanıp kül olmasını mümkün sayarız. […] Pamukta siyahlık yaratmak, cüzlerini dağıtmak ve onu yanmış kül hâline getirmek suretiyle yanma fiilini yapan yüce Allahtır. Bunu ya melekler vasıtası ile veya vasıtasız yapar…”

Tümevarımla keşfedilen bilimsel nedensellik yerine meleklerden bahsetmek! Pozitivizm ile iğdiş edilen akıllar için, Gazâlî Hazretleri’nin Tehâfütü’l-Felâsife’deki bu sözleri gerçekten şok edici görünebilir. Fakat asıl şok edici olan, aradan geçen bin yıl boyunca nedensellik üzerine kafa yoran filozof ve bilim adamlarının bu görüşü destekleyecek bulgu ve yorumları. Neden?
Nedensellik, çıldırmamıza engel olmak için gerekli bir vehim. Sebeplerin kudreti yok ve sonuçları ihtiva etmiyorlar. Aynı anda ya da peş peşe gerçekleşen (iktiran, Fr., Ing.: concomitance) olaylara bakarak aralarında fikrî bir bağ kuran biziz. Bu bağı kurarken beş hissimizi ve tümevarımı kullanıyoruz. Oysa hisler aldatılabiliyor; bilimsel “kanunlar” güncellenebiliyor. Yani suda kırık görünen kalemi “düzelten” zekâmız bile güvenilir gerçekler üretemiyor. Matematikçi ve epistemolog Bertrand Russell’dan (ö.1970) dinleyelim:

“…Mantıklı hindi çiftliğe varır varmaz her sabah saat 9’da yem verildiğini fark etti. Ama iyi bir tümevarımcı olduğu için hemen bir sonuca varmak istemedi. Bekledi ve her gün tekrar tekrar gözlemledi. Bu gözlemlerini değişik koşullarda tekrar etti: Çarşambaları, perşembeleri, sıcak ve soğuk günler, yağmurlu ve yağmursuz günler. Her gün yeni bir gözlem ekledi ve sonunda bir sonuç çıkardı: ‘Her sabah saat 9’da yemek veriliyor bana’. Fakat bir yılbaşı günü kural bozuldu: Mantıklı hindi saat 9’da yemini beklerken boynu kesildi…”
Zihnimizde kurduğumuz nedensellik ilişkileri, bilim ilerledikçe mükemmelleşiyor yahut başka kurallarla ikame ediliyor. Mesela Newton fiziğinin yetersiz kaldığı birçok soruya kuantum teorisi cevap verebiliyor. Nedenselliği Allah’ın melekleriyle açıklamayı yeterince “bilimsel” bulmayanlara, fizikçi Ernst Mach’ın şu sorusunu hatırlatalım:

“…Elektron ve protonların nasıl davrandıklarını öğrenmek için biz okula gittik. Peki ama elektronlar ve protonlar hangi okula gittiler? […] Nesneyi içinde bulunduğu hareketli ortamdan ayrı düşündüğümüzde ne oluyor? Gerçekte bize daha tutarlı ya da kalıcı gelen bazı hislerimizi sel gibi akıp giden diğerlerinin arasından çekip alıyoruz. […] Varsayalım ki tabiat benzer koşullarda benzer olayları üretebilsin. Bu benzer koşulları nasıl bulacağımızı bilemeyiz. Tabiat tektir, eşsizdir. Olaylar arasındaki benzerlikler bizim tasavvurumuzdan kaynaklanmaktadır …” (Die ökonomische Natur der physikalischen Forschung, 1882)

Devamı Nihayet Haziran/Temmuz sayısında…