Deklanşör göz

Ali Ayçil

Yaptığım işten ötürü, on yılı aşkın bir süre her hafta yüzlerce fotoğrafı gözden geçirmek, ayıklamak, seçmek zorunda kaldım. Bunlar dergi yapraklarına yerleştireceğim fotoğraflardı. Bazen bir kentin ulaşabildiğim en eski fotoğrafını arıyordum, bazen artık unutulup gitmiş bir edebiyatçının fotoğrafını, bazen de çok tanınan birinin poz vermek kaygısıyla çekilmemiş hâl fotoğrafını. Öyle ki, bir yazıyı tashih edip sayfaya hazır hâle getirmem en fazla bir saatimi alıyor ama ona uygun bir fotoğraf bulabilmek için saatlerimi harcadığım oluyordu. Bunlar, fotoğraf çekilmenin bir çılgınlık hâlini almadığı zamanların fotoğraflarıydı ve bu hâlleriyle de birer belge sayılabilirlerdi. Zeytin Dağı’ndan çekilmiş eski bir Kudüs resmi, Yassıada’da çekilmiş bir mahkûm başbakan resmi ya da meydanlarında yalnızca birkaç araba, birkaç insan görünen eski kent resimleri. İnsan bu resimlerden de tıpkı kitaplar gibi bazı şeyler öğrenir. Ayrıca eski fotoğraflar mimarlar, sosyal bilimciler, modacılar, tarihçiler ve daha pek çok araştırmacı için birinci elden kaynak görevi de görürler. Çok az metin, ikinci dünya savaşı öncesinde önündeki bir çuval dolusu parayla sobayı tutuşturmaya çalışan kadının fotoğrafı kadar dönemi yansıtabilir. Fiyatlar öylesine yükselmiş ve para öylesine değer kaybetmiştir ki, banknotları yakmak, yakacak almaktan daha ucuz hâle gelmiştir. Soba, kadın ve çuval dolusu para, bir deklanşör aracılığıyla tarihin o buhranlı döneminin tanığıdır…

Devamı Nihayet Ağustos’ta…