“Gençlik sadece bir kelimedir!”

“Gençlik sadece bir kelimedir!”

Yaşlanmanın ertelendiği bir dünyada genç olmak nedir?
İhtiyarlığın/olgunluğun kabul edilmediği, yaşlılardan sürekli hayattayım ve tüketebilme kabiliyetine sahibim performansının beklendiği, uzun eğitim sürecinden dolayı gençlerin para kazanma yaşının giderek yükseldiği 21. yüzyılda, genç olmak nasıl bir durumdur?
P. Bourdieu, “Gençlik sadece bir kelimedir” demişti.
Ne belli bir yaş aralığı ne yapılan meslek ne de hayat tecrübesinin yokluğu, bizi, gençleri tanımlayabileceğimiz bir alana götürüyor.
21. yüzyılda genç olmak demek, anne babanın sahip olduğu “hayat yordamı”na asla sahip olamamak anlamına geliyor.
Genç, gençler, dindar gençler, bizim gençler, ideal gençler, özgürlükçü gençler, gün boyu dilimizden düşmüyor, ama genç dediğimizde kimi ve neyi kastettiğimizi aslında hiçbirimiz tam olarak bilemiyoruz. Daha da önemlisi bir gencin nasıl yaşadığını, ne hissettiğini, nelere maruz kaldığını, maruz kaldıkları ile nasıl başa çıkmaya çalıştığını da bilmiyoruz.
P. Bourdieu’nün gençliğin sadece bir kelime olduğu ve homojen bir kategori olarak ele alınamayacağı eleştirisine meslektaşları karşı çıkmıştı.
Ama 21. yüzyıl, meslektaşlarını değil, Bourdieu’yü haklı çıkaracak bir şekilde ilerliyor.
Yaygın kanaat, belirli bir yaş aralığını gençlik kategorisi olarak değerlendirmekten yanadır.
Yaş aralığının gençlik kategorisi olarak hiç de işlevsel olmadığını yaptığımız iki söyleşi üzerinden dikkatinize sunuyoruz.
Servis şoförlüğü yaparak ekmeğini kazanan Hakan Adak, otuz sekiz yaşında. On üç yaşında hayata atılmış, on altı yaşında evlenmiş, on yedi yaşında baba olmuş. İki oğlu var, büyük oğlu yirmi yaşında ve askere gitmeye hazırlanıyor. Askere gitmeden önce evlenmekte ısrarcı. Oğlunun hikâyesi Hakan Bey’in hayat izinden ilerliyor. Bütün anlaşmazlıklarına rağmen oğlunun hayatında bir rol model olarak duruyor, Hakan Adak.
İnşaat işçisi babasından tamamen farklı bir hayatının olmasını isteyen Remzi Akdoğan, şoför Hakan Adak’tan sadece iki yaş küçük. Fakat hayat tecrübesi açısından değerlendirdiğimizde Hakan Adak’ın hikâyesi hayattan besleniyor, Remzi Akdoğan’ın hikâyesi kitaplardan.
Remzi Akdoğan kitapların arasında bir hayat geçiriyor. Fakat kitaplarla geliştirdiği teşrikimesai onun henüz diline ve kalemine inmiş değil. Aldığı bursların yardımı ile bir okulu bitirip öbür okula başlayarak hayatını sürdürüyor. Hayata atılmamasına mazeret olarak “devam eden eğitimi”ni gösteriyor. Ama eğitimini hayatı erteleme bahanesi olarak kullanan da bizzat kendisi; iki lisans, bir yüksek lisans diploması var. Şu an üçüncü üniversitesine başlamış durumda. Şimdiye kadar yedi kez ÖSS’ye, yirmi beş kez YDS’ye, on dört kez ALES’e, on kez KPSS’ye girmiş.
Remzi Akdoğan, kendisine iki keskin tercih sunuyor. Ya köyüne dönecek ya da YDS’yi geçerek hayran olduğu Ali Hocası gibi sadece kitaplarla dolu bir odada yaşayacak.
Müzmin öğrenci Remzi Akdoğan, evlenmeme sebebini de kendisini ifade edemeyişi üzerinden açıklıyor.
Servis şoförü Hakan Adak, belki birkaç yıl sonra dede olacak. Trafiğin sıkıştığı noktalarda yazdığı şiirlere, torununa yazdığı şiirleri de ekleyecek.
Peki, Remzi Akdoğan hayatını müzmin öğrenci olarak ertelemeye ne kadar devam edecek?
Remzi Akdoğan, sosyal medyanın incitici dilinin farkında olmadığı için kendi hayat hikâyesi ve fotoğrafları ile yer almak istedi dergimizin sayfalarında. Bizse hayat hikâyesinin başkalarının yargılarına muhatap kalmaması için kimliğini saklı tutmayı tercih ettik.
Önemli olan onun gerçek ismi ve görüntüsü değil, yaşadığı hayatın gerçekliği idi.
Kapağımıza gelince…
Kapağımızı değerli çizer Hasan Aycın’a borçluyuz.
Bizim kuşak için gençlik bir kelime değildi, yıldızlara kement atma idealine sahip olmak demekti.
Velhasıl bugün genç olmak bir hayli zor zanaat.

Fatma Barbarosoğlu