Hainlerin fotoğrafını evvelinden görebilseydik…

Hainlerin fotoğrafını evvelinden görebilseydik…

Hayatımıza giren her teknoloji zaman ve mekân algımızı değiştirir.
Her yeni teknoloji, nimetleri ile birlikte külfetlerini de beraberinde getirir.
Bazı aletlerin, araçların hayatımızı temelden değiştirdiğini fark ederiz. Mesela demir yolu taşımacılığı, otomobil, uçak, televizyon, çamaşır makinesi.
Bazılarının hayatımızı nasıl değiştirdiğini ise hiç fark etmeyiz. Mesela fotoğraf makinesi.
Gösteri toplumunun mayasının kabarması fotoğraf makinesinin icadı ile başlar. Hayatın envanterini çıkarmak, zamanın elinden anıları kurtarmak olarak hayatımıza giren fotoğraf makinesinin değerler hiyerarşisini değiştirdiğini/değiştireceğini hiç tahmin etmeyiz.
Fotoğrafın paylaşımı, değerler hiyerarşisini de değiştirmiştir baştan aşağı. Olmanın yerini sahip olmak almıştır. Sahip olunan şeylerin “bir fotoğraf karesi” olarak sunuma açık olması yeterlidir. Görülebilir olanlar gençlik, güzellik, para. Görülemeyenler/gösterilemeyenler ise şefkat, merhamettir. Zaman zaman iyiliğin fotoğrafı yayınlansa da şiddetin fotoğrafını yayınlamak kadar kolay değildir iyiliğin, erdemin fotoğrafını yayınlamak.

Ağustos sayısı için fotoğrafı dosya konusu olarak seçtiğimizde 15 Temmuz kalkışmasını yaşayacağımızı bilmiyorduk elbet. Darbeye direnen halkımızın tarihe muazzam fotoğraflar bırakacağını da bilmiyorduk; değerli mesai arkadaşımız Mustafa Canbaz’ın “Başkumandan’ın emri ve isteği ile sokağa çıkıyoruz” diyerek gövdesini vatan hainlerine siper eden vatansız bir şehid olacağını da bilmiyorduk.

15 Temmuz cinnet kalkışması her birimizin fotoğrafın gramerini en iyi şekilde öğrenmemiz gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.
Bir insanlık fotoğrafını, sadece kadrajı daraltarak şiddet haberi olarak vermenin mümkün olduğunu gördük.
Türkiye’mizde yaşanan/yazılan destanın, kurgusal fotoğraflar aracılığı ile kara propaganda olarak dış dünyaya nasıl servis edildiğini gördük.
İçinde bulunduğumuz dijital çağda fotoğrafın gramerini iyi bilmek gerekiyor.
Fotoğraf anı kaydeder, ama fotoğraf hiç olmayan bir şeyin olmuş gibi kurgulanmasını da sağlar aynı zamanda.

15 Temmuz iyiliğin, cesaretin ve yiğitliğin fotoğrafını sundu kalbiyle akledenlere.
Kolayına resmi çekilemeyecek anların doğaçlama karesi olarak doldu meydanlar.

15 Temmuz gecesi “Tiyatro bitti, balkon konuşmasına geçebiliriz” diyenler, darbe girişiminin teferruatları ortaya çıktıkça nasıl büyük bir bela atlatıldığını idrak edebilmiş midir acaba?

15 Temmuz gecesi bir kere daha bölündük ve bir kere daha bütünleştik.
İnsanlar ikiye ayrıldı yeniden: Vatanı için canını verenler ile F16’lar üzerinden geçince bankamatiğe koşanlar ve makarna kuyruğuna girip de “Bütün bunlar senaryo” diyenler olarak. Bu bölünmede hainlerin yeri yok. Çünkü onlar hiçbir zaman Türkiye’ye ait olmadılar.

Türkiye’ye ait olabilselerdi TBMM’ni bombalayabilirler miydi?

Kapağımız, tarihinde ilk defa bombalanan TBMM’nin fotoğrafı. Bu fotoğrafı unutmayalım.
Fotoğraflardan her birimizin hanesine düşen ışığa ömrümüz yettikçe sahip çıkalım.

Her birimizin hanesinde acı bir pişmanlığın kaydı tutulsun: Ne olurdu hainlerin resmini evvelinden görebilseydik. Ah görebilseydik…

Fatma Barbarosoğlu