Yasaklanan reklam, yaşanan reklam oldu o gece!

Yasaklanan reklam,
yaşanan reklam oldu o gece!

Merhum Erol Olçok, 2013 yılında bir reklam filmi yapmıştı. Bayrak tek bir partiye ait olamaz diye yasaklanmıştı o film.
Yayınlanmayan o reklamı, Türkiye olarak yaşadık 15 Temmuz gecesi.
Bu reklamdan geriye kalan iki kelime var şimdi dilimizde: kader ve keder.
Yasaklanan reklam, “çakalların gecesi”nde gerçek oldu.
Tıpkı reklam filmindeki gibi bayrak inmesin diye dört bir yandan koştu esnaf, memur, işçi, öğrenci, akademisyen, gazeteci, çiftçi, ev kadını…
Reklamda çiftçiler hasatlarını bırakıp koşmuşlardı bayrağı göndere çekmek için.
Gerçek hayatta ise Kazanlı köylüler başımızın üstünden uçan F16’ları durdurmak için, araba lastiklerini, saman balyalarını, mahsullerini yaktılar.
Merhum Erol Olçok, yazdığı metnin gerçekleştiğini görseydi şaşırır mıydı?
Türkiye’de hayat, sanatı geride bırakan bir enerji ile akıyor diye düşünür müydü?
Düşünürdü. Çünkü merhum, reklam filmine kınasını yarım bırakan gelini dâhil etmemişti. Ama Türkiye, söz konusu vatansa gerisi teferruattır, diyen gelinler ve damatlarla doluydu ve onlar o gece, kendi düğünlerini bırakıp meydanlara koştular.
Reklamın babası Erol Olçok, yazdıklarının ne kadar gerçek olduğunu göremedi. Darbecilerin tanklarının önüne dikilmeye giderken, 16 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip ile birlikte vuruldu o gece.
“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!”
Konuşulabilecek bir lisan var zannediyordu Olçok.
Zalimlerin bildiği tek dil emir almak ve emir vermekti. Aldıkları emir karşılarına kim çıkarsa çıksın acımasızca öldürmekti. Öldürdüler! Gavur askeri gibi öldürdüler… Kadın, çocuk, yaşlı genç demeden öldürdüler.
Dünya tarihinin bütün ilklerini yaşadık o gece. Kendi halkına kurşun sıkan ihanetin askerlerini hiç silahsız ele geçiren kahraman halkımızı, dünya tarihi yazmayı göze alamayacaktır, biliyoruz.
Tankların önüne tek başına çıkan Safiye Bayat’ı, eşinin kamyonunun direksiyonunun başına geçip bütün delikanlıları özgürlük nöbetine götüren Şerife Boz’u, iki defa tankların altında kalan Sabri Ünal’ı, tankın önüne yatan Metin Doğan’ı, kıyafetlerini çıkarıp tankın egzoz borularını tıkayan Danyal Şimşek’i dünya demokrasi tarihi kayıtlarına kolayına alamaz.
Kendisini topuyla tüfeği ile öldürmeye gelen ihanetin askerlerine meydan dayağı atan Türkiye insanını bazen anacaklar fakat. Ne zaman? Kendi halklarını korkutmak istediklerinde, “Dayakçı Türkler geliyor” diye çığlık atmayı planladıklarında… İşte o zaman diyecekler ki, “Ne kadar gelişmiş silahımız olursa olsun Türklerle başa çıkamayız. Adamlar tankların üstüne hiç silahsız çıkacak kadar gözü kara.”
Merhum Mehmet Akif Ersoy, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demişti.
Bu millet, İstiklal Marşı’nı satır satır yeniden yaşadı 15 Temmuz gecesi.
“Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.”
Kimler siper etmedi ki gövdesini! Bebekli kadınlar, gençliğinin baharındaki delikanlılar, pantolonunu bile giymeden vatanı kurtarmaya giden taksi şoförleri, baltasını kapıp traktöre binen nineler, tekerlekli sandalyesi ile yola koyulan dedeler, tek ayak üstünde dimdik yürüyen gaziler.
Vatan sevgisinin imandan olduğunu yeniden öğrendiğimiz 15 Temmuz gecesini biz hiç unutmayacağız.

F.B