Yatmaktan onsa ölüler onar, gezmekten onsa deliler onar

Kübra Demir

Nihayet bizi parça parça etmiş bir ders dönemini atlatmış ve bir tatili “hak” etmiştik. Uzun, stresli bir yolculuğun sonunda yazlığa ulaştığımızda onca yolu, stresi, sıkıntıyı yaşayan biz değilmişiz gibi (ve spoiler vermek gibi olmasın, başımıza geleceklerden habersiz olduğumuz için) sosyal medyada ilk tatil temalı paylaşımımızı yaptık: “ooo zamaaaan… TATİL BAŞLASIN #deniz #kum #güneş #ohh #miss #bis #tatil #yaparıs #kiii”
İlk günler her şey olması gerektiği gibiydi, sabahları dilediğimizce uyuyor, akşamüstü denize giriyor, geceleri sahilde oturuyorduk… Bu durum rutine dönüp bizi sıkmaya başladığında teker teker cephaneliklerimizi boşalttık. Filmler, oyunlar, kitaplar… Hepsini taçlandıran sosyal medya paylaşımları… Bazen ölesiye patlasam da takipçilerime hâlâ tatilde olduğumu ve çok eğlendiğimi söylemeyi ihmal etmiyordum. Babaannemse günlük rutinine yalnızca sırt ağrılarına iyi gelsin diye balkonda güneşlenmeyi eklemişti. Yine bütün gününü ibadetle geçiriyor ve mutfakta, ev işlerinde anneme yardım ediyordu. Aylaklar ve anti-aylaklar olarak ayrılan iki cepheli bir savaşın kapımızda olduğundan, babaannemin liderliğini yürüttüğü anti-aylaklar cephesinin, bize karşı soft power (yumuşak güç) stratejisi geliştirdiğinden habersizdik. Ta ki… Ta ki o güne kadar…
O meşum sabahın gecesi her şey olması gerektiği gibiydi oysa… O sabah (sabah vakti görecelidir elbette) mutfaktan gelen takırtılara aldırış etmemek için başımı yastığa gömdüm… Her ne kadar uyumak için çaba sarf etsem de sesler şiddetini artırıyor, âdeta üzerimize doğru yağıyordu. Siperlerimizde mevzi almamıza fırsat bırakmadan, babaannem içeriye girdi. “Daha yatır mısınız? Dışarısı öğlen oldu, kalkın artık guzum” dedi. Günlerdir kendi hâlimize bırakıldığımızdan olacak, bu sözlerin yeni bir şeylerin habercisi olduğunu anladık. Yaklaşıyordu, yaklaşmakta olan… Mutfağa girdiğimde hislerimde ne kadar haklı olduğumu anladım. Babaannemin ifadesiyle dışarısı gerçekten öğlen olmuştu. Hatta pazara gidilmiş, kışlık hazırlıkları için gereken malzemeler alınmış, mutfak imalathaneye dönüşmüştü. Ocağın üzerinde kaynayan, kazan ebadındaki tencereler, dört koldan doğranan domatesler, biberler; durmaksızın ayıklanan barbunyalar, bamyalar… Tatilin artık uzaklarda parıldayan bir yıldız olduğunu düşündürüyordu. Bütün bu olanlara biraz bozulmuştum ve ne yalan söyleyeyim, biraz da gözüm korkmuştu. “Kırk yılda bir tatile geliyoruz, yapılacak iş mi bu” diye söylendiğimi duymuş olacak, babaannem, “Yavrum, yatmaktan onsa ölüler onar, gezmekten onsa deliler onar. Yatmakla da gezmekle de adam ne uzar ne kısalır. Bu kadar eğleştiğimiz yeter. Gayrı iş tutma zamanı…” dedi. Ben yıl boyunca yorulduğumuz ve biraz da olsa boş kalmak, serbest zaman geçirmek istediğimizle ilgili birkaç şey gevelesem de, babaannemin frekansını tutturamıyordum. Babaannem benim her an itiraz etmeye hazır olduğumu anlamış olacak önüme ayıklanması gereken beş kilo fasulyeyi bıraktıktan sonra, “Tatilde değilken de bıraksak akşama kadar yatırdınız guzum, tilkiye tavuk eti yer misin diye sormuşlar da gülesimi getirmeyin demiş. Sizin ki de o hesap, tatil sizin avareliğe mahananız (bahane)”
Babaannem her daim sosyolojik ve antropolojik gerçeklerle bizi alt ettiğinden, bu konuda da başa çıkamayacağımı ve biraz daha itiraz etsem tatilin ontolojik problemine, aylaklık ve boş zaman teorilerine kadar varacak bir tartışma içine gireceğimizi bildiğimden, çaresizce fasulyeleri ayıklamaya başladım.
Ve veda ettim her şeye teker teker…
Elveda öğlene kadar uyumak, elveda özgürce dolaşmak, elveda sabahlamak, elveda deniz ve dahi kum ve güneş, elveda yarım kalan dizilerim, elveda kitaplarım… Elveda… Ve Merhaba…
(#tatilde #kışlık #hazırlıkları #da #yaparıs #ki #ohhh #miss #çok #hamaratız #bis)
P.S: “Tatilin” devamını merak ediyorsanız on kilo salça ve beş kilo tarhana mutfaktaki yerlerini alırken, kilolarca bamya, barbunya, domates, biber derin dondurucuya stoklandı. Eğer geçen sene kıtlık yaşansaydı, Hotel Rwanda gibi hizmet edebilirdik insanlığa. Bu yaz da babaannemle annem beni yazlığa gitmek için ikna etmeye çalışıyorlar, ama ben tabii ki türlü çeşit tatil vaatlerini yemiyorum. Tatilimi paşalar gibi evde oturup, rutin hayatıma devam ederek icra etmeyi planlıyorum. Babaanneme rağmen başarabilirsem tabii.