Mustafa Özel: Hasta para toplumu bozar

Kurgu içinde kurgu: Robinson Crusoe’nun adasına bir yabancı gelir. Çıplak ve aç bîlaçtır. Crusoe’nun ise tam üç yıllık yiyecek/giyecek stoku vardır. Ekme biçme ve hasat günlerine kadar geçinmek için ondan yardım ister. Feleğin çemberinden geçmiş İngiliz, “sermaye”sinin bir kısmını faiz karşılığında borç vermenin neşesini hemen hissetmeye başlar. Fakat yabancı faiz ödeyemeyeciğini, çünkü dinî inancının faiz alıp vermeyi yasakladığını söyler.

Stop! İlk aklınıza gelen şu değil mi: “Mustafa Özel, İslamî bankacılığın reklamını yapmak için Defoe’nun kurgusunu istismar ediyor, ne ayıp!” Otuz yıl önce olsaydı, belki haklı olabilirdiniz. Okul arkadaşlarım Adnan Büyükdeniz ile Ufuk Uyan, Al Baraka ve Kuveyt Türk’te yönetici iken, ben de Faysal Finans grubundaydım. İslamî finans ve ticaretin mücahitleriydik! Rahmetli Adnan, Al Baraka’nın; Ufuk ise Kuveyt Türk’ün genel müdürü oldular. Yıllar sonra Ufuk, ölüm döşeğinde Adnan’ı ziyaret ettiğinde, kendisine “Bu murabahaların hesabını nasıl vereceğiz?” diye dert yandığını naklediyor (Dünya Bizim, 19 Ekim 2016). Kısacası Önce Özetler de bitti, Şimdi Reklamlar da! Ana haberi veriyorum:

Yukarıdaki kurgu Keynes, Wicksell ve Fischer gibi 20. yüzyılın en önde gelen iktisatçılarına ilham kaynağı olan; daha da önemlisi Momo’nun kuramsal temelini oluşturan Doğal Ekonomik Düzen başlıklı eserin 5. bölümüdür. Kitabın müellifi araştırmacı-yazar değil, düşünür-tüccar bir Alman’dır: Silvio Gesell. Bizi adaya çağıran o:

Robinson Crusoe (RC): Dininize hayran kaldım! Peki, hangi saikle size faizsiz ödünç vermeliyim acaba?
Yabancı (Y): Salt bencillik, dostum, kişisel çıkar! Bana borç vermekle hadsiz kazancınız olur.
RC: Valla size faizsiz borç vermede ben hiçbir çıkar görmüyorum; ispat edin hele.
Y: Önce giysiye ihtiyacım var.
RC: Şu sandık geyik derisinden libasla dolu.
Y: Aklınıza saygı duyarım ama, bu kadar giysiyi güveler yesin diye mi saklıyorsunuz?
RC: Haklısınız. Elbise dolabıma koysam, orada da farelere yem olur.
Y: Bakın, size güve ve farelere karşı emin bir yol öneriyorum: Giysilerinizin bir kısmını bana ödünç verin; ne zaman ihtiyaç duyarsanız, size aynen iade edeyim. Hem o zaman size vereceğim yeni giysiler, sandıktan alınanlardan daha iyi olacak. Burnunuza kötü kokular da gelmeyecek. Ne dersiniz?
RC: Evet, yabancı; galiba onları size faizsiz de versem yararıma olacak.
Y: İyi. Şimdi de bana buğday deponu göster. Hem ekmeğe hem de tohuma ihtiyacım var.
RC: Şu tümseğe gömdüm buğdayı.
Y: Üç yıl orda kalacak ha! Küf ve börtü böcek?
RC: Elimden gelen bu, n’apalım!
Y: Bak şimdiden böcek kaynıyor; buğdayı havalandırma vakti gelmiş.
RC: Off, bu sermaye beni harap edecek! Keşke onu tabiatın yıkıcı kuvvetlerine karşı koruyacak bir yol bilseydim.
Y: Bana buğdayını ödünç ver, vakti geldiğinde kiloya kilo, çuvala çuval iade edeyim. Bütün tehlikelerden kurtulmuş olursun.
RC: Teşekkür ederim. Buğdayı da sana faizsiz veriyorum.

Gesell’e göre ekonomik krizlerin parasal bir kökeni vardır. Parayı özgürleştirmeli ve böylelikle doğal bir ekonomik düzen kurmalıyız. Bunun için toprağı ranttan, parayı da faizden kurtarmamız lazım. Toprak ağası ve tefeci ortadan kalkınca hakiki rekabet doğar ve her çalışan hakkını alır. Parayı depolayıp sonra faizle borç verenler, gerçek çalışanların zamanlarını sömürmüş olurlar.
Gesell’in esin perisi Proudhon idi; Michael Ende’ninki Gesell. Marx’a da saygı duyuyordu elbette; çünkü o, modern iktisadi hayatı eleştirmemize yarayacak temel terimleri geliştirmişti. “Fakat kapitalizmin ana sorununu çözmedi. Sayısız özel girişimcinin yerine bir tek girişimci koydu. Yani kapitalizmi değiştirmeyi değil, onu devlete havale etmeyi tasarladı. Yirminci yüzyılda karşımıza çıkan düşman ikizler, özel kapitalizm ile devlet kapitalizmi oldu. Hiçbir yerde, kapitalist-olmayan ekonomik bir düzenimiz yok.” (Japon NHK televizyonu, Ende’nin Son Mesajı, 4 Mayıs 1999.)
Momo yazarına göre, kapitalizm para sisteminin bozuk işleyişinin eseridir. Bu bozuk düzenin kurbanları ise Üçüncü Dünya ile tabiattır. “Sistem”in işlemeye devam etmesi için acımasızca sömürüldüler. Paranın tiranlığı çağındayız. Ende görüşlerini netleştirmek/derinleştirmek için sayısız uzmanla (siyasetçi, iktisatçı, bilimadamı, sanatçı) diyalog kurdu. Bunlar arasında en özgün bulduğu, Goethe’nin Faust’undan hareketle sınırsız ekonomik büyümenin sorunlarını tartışan Hans Binswanger idi. Bu özgün Faust yorumcusuna göre, modern girişimci kurşunu altına çevirmeye çabalayan bir simyacı; Goethe’nin eseri ise bu imkânsız arayışın erken bir uyarısıdır. Simya bir Orta Çağ hurafesi değil, modern ekonominin kendisidir. Modern para, bir ölümsüzlük metaforu olmuştur.

Devamı Nihayet Nisan 2017 sayısında…