Mustafa Özel: Çocuklaş ki, insan ol!

Muhtemelen bu yazı bayram günü elinizde olacak. Bayramlar, çocuklaşma günlerimiz. Çocuk, insana en yakın beşer. Hayvan yanımız, çocukta kendini ifadeye imkân bulamıyor, yahut kurban ediliyor. Ve büyüdükçe, çocukluğumuz nispetinde eksiliyor insanlığımız. Daha iktisadi bir açıdan bakarsak: Mülk denizi kabardıkça artıyor gönül darlığımız; dönüşüme uğruyor, âdeta mahiyet değiştiriyor varlığımız.
Varlığımız? Bu ne demek acaba? Var, varlık, varlığımız. Bir söz yığını. Birçok dinî veya felsefi metinde rastlamışsınızdır: Önce Söz vardı! Hangi söz, nasıl söz, kimin sözü? “Var” sözü bile her dilde farklı ifade ediliyor. Mesela İngilizcede “vardır” için kullanılan ifade şu: “There is.” Türkçe tam karşılığı: “Oradadır.” (Nerededir?) Almancada vardır’ın karşılığı: “Es gibt.” Türkçesi: “O verir.” (Kim verir?)
Varlık kavramı sadece bu üç dilin birbiriyle ilintisi içinde ele alındığında bile, bir dilde sanki gayet açıkmış gibi gözüken durumun hiç de öyle olmadığı hissediliyor. Türk’ün “var” dediği şeye, İngiliz bir yer tayin ediyor; Alman ise onu veren dış özneye dikkatleri çekiyor. Şaşkınlığımıza rehber olması için Yunus Emre’ye müracaat edelim mi?
Ey sözlerin aslın bilen
Gel, de, bu söz nerden gelir
Söz aslını anlamayan
Sanır bu söz benden gelir.

Söz karadan aktan değil
Yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil
Hâlık âvâzından gelir.

Ne elif okudum ne cim
Varlığındandır kelecim
Bilmeye yüzbin müneccim
Tâliim ne’ıldızdan gelir.

Evet, müneccimler bile talihimizin hangi yıldızdan geldiğini bilmez, bilemez. Belki biliyorduk da, unuttuk! Yirminci asrın en ciddi filozofu Heidegger’e göre Yunan fikir/inanç dünyası ve topyekûn Batı uygarlığı Varlık’ın ifşasıyla (vahy?), unutmama (zikr?) ile başladı. Sonra unutuldu Varlık (Vücud) ve varlıklarla (Mevcudat) uğraşmaya başladık. Hâlık âvâzına kulak tıkayıp, Vücud’u terk edip mevcudla uğraşmak, mutantan felsefenin başlangıcıdır. İşitme yeteneğini yitirmeyen Yunus, bunun da farkındadır:

İş bu Vücud şehrine bir dem giresim gelir,
İçindeki sultanın yüzün göresim gelir

İşidirim sözünü, göremezem yüzünü
Yüzünü görmekliğe canım veresim gelir.

Varlık geri çekildi!
Heidegger’le devam edelim: Yunanlıların en önde gelen eseri polis idi (site, şehir). Polis onlar için sadece devlet işlerinin yürütüldüğü bir yer değil, tanrılarla insanların birbirleriyle münasebet kurdukları, insanoğlunun ilk kez yeryüzündeki ölümlülüğünün farkına vardığı bir mekândı. Yunanlılar sanatlarında, din, felsefe ve siyasi kurumlarında otantik bir ölüm anlayışını ve dolayısıyla kendi fânilik ve kaderlerini temsil edebildiler. İnsanoğlu, ölümsüz tanrılara karşıt olarak, kendi fâniliğini fark ettiği ölçüde kendine ait bir yer ve ethos sahibi oldu. Ahlak ve siyaseti, bu temel gerçekliği yansıtır.
Sokrat öncesi Varlık deneyimleri esas olarak trajiktir. Hayret ve tefekküre yol açan Varlık uçurumu aynı zamanda insanı eşyanın gündelik düzeninin dışına fırlatmıştır. Varlık her şeyi sorgulamakta ve Antigone, Oedipus, Heraklitus gibi kurgu veya gerçek kişiler, Varlık meselesiyle yüz yüze geldikçe a-polis duruma düşmektedirler: Şehir ve yer’den yoksun, tek başına, yabancı. Bu yersiz/yurtsuzların anlam ve önem sahibi oldukları trajik çağ, Varlık’ın tecellisinin gözden kaybolmasıyla sona erdi. Varlık geri çekildi. Geri çekiliş Sofistlerle başladı ve Eflatun ile Aristo’nun eserlerinde doruğa ulaştı. Tek istisna Sokrat oldu. Eflatun ise Varlık sorusuna sırt çevirdi; hatta bu soruya kesin bir cevap vermek suretiyle meseleyi kapattı. Batı tarihi Varlık’ın unutulmasının; buna mukabil varlıkların zaferinin tarihidir. Eflatun’dan bugüne gelen bütün filozoflar, Varlık ile aramıza giren engellerdir ve onları aşmadıkça O’na ulaşma imkânımız yoktur.

Ol sultan halvetinin yedi hücresi vardır
Yedisinden içeri, seyran kılasım gelir

Her kapıda bir kişi, yüzbin çerisi vardır
Aşk kılıcın kuşanıp cümle kırasım gelir

Erenlerin sohbeti, arttırır marifeti
Bî-dertleri sohbetten her dem süresim gelir.