Kemal Sayar:Umut ediyorum öyleyse yaşıyorum

İçimde var olmanın sancısı var” diyor. “Acı bütün etrafıma yayılıyor gibi. Hayata benzemiyor ama benim hayatım bundan ibaret, yaşadığım bütün acı olaylardan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. O zamandan beri geçmişi tekrar tekrar yaşıyorum, çok yalnız hissediyorum, çok korkmuş… İfade etmeyi beceremiyorum. Bu hayatta var olduğum için suçluluk hissediyorum. Varlığım anneme yük vermiş gibi, annem sürekli suçluluk duyar. Suçluluk duygumla başa çıkamıyorum. Bu belki de doğmuş olmamla ilgili. Öyle bir kırılma noktasındayım ki ya batacağım ya çıkacağım, kendime karşı tahammülüm tükendi. Kendime karşı yenildim ben, her şey bana bir oyun gibi geliyor, günlük ilişkiler, burası, artık her şey bir oyun gibi geliyor. İnsanlara iyi gibi görünerek oyun oynadım.”
“Girdaptan çıkamadığım için kendime öfke doluyum: Keşke doğmasaydım. Acı çekmem gerekiyor gibi hissediyorum. Annemi mutsuz ettim. Bunun yükü çok ağır. Benden kopan bir şeyler var, içimi bir yere oturtamıyorum. Her şeyin sonunda bir endişe yaşıyorum, çok yalnızlık hissediyorum, bir şey eksik, bir şey yarım… o kadar somut ve dolaysız ki anlatamam. İçimde size tarif etmeye çalıştığım duygu; bunun adı boşluk. Bu, Tanrı’yla ilgili. Çocukluğumdaki Tanrı’yı çok özlüyorum, saflığı çok özlüyorum. Bunu onarmak çok güç, bir şeyleri çok bozmuşum ve bunun yoksunluğunu çok hissediyorum. Bu yalnızlık hissi beni çocukluğa götürüyor, sanki hep örtbas etmem gereken bir şeyler var.”
“Annemin suçluluğunu üstleniyorum. Hikâyesi öyle ağırdı ki daha öğrenmeden sözlerinden, yüzünden dinledim. Hamileliğinde ben beş aylıkken ateşlenmiş ve hastalanmış, fiziksel hastalığımı ona bağlar. Çocukken insanlara anlatırken duyardım bu hikâyeyi. Suçluluk, önce yüzüne ve gözüne sonra sesine ve sözlerine yerleşmişti benim için, her baktığımda görürdüm. Kendimi yalnızlıkla cezalandırıyorum şimdi, yalnızlığa hapsediyorum, bir hücre cezası gibi.”

Devamı  Nihayet Dergi 35. sayısında…