Sibel Eraslan

Sibel Eraslan 1967’de İstanbul’un Üsküdar ilçesinde doğdu. 1985’de Üsküdar Kız Lisesi’ni, 1989 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İnsan hakları, kadınların eğitimi, istihdamı ve haklarıyla ilgili inisiyatiflerde görev aldı.
Teklif ve İmza dergilerinde yazdı. Bir dönem Vakit gazetesinde de köşe yazıları yazan Eraslan, 18 Şubat 2011 tarihinden itibaren Star gazetesinde yazmaya başlamıştır. Öyküleri Dergâh, Mostar, Hece ve İtibar dergilerinde yer aldı. İtibar dergisi danışma kurulu üyesidir.

Evin sıcak yüzü nerede başlar?
4 Defter: Rumeli Rüzgârı adlı son kitabımda da bunun izini sürdüm, ev vatandır bizde, muhacir âdetinde. Benim için uçak Marmara denizine girip İstanbul’u görmeye başladığında evin sıcak yüzü belirir. Yeşilköy’dür ilk nefes ve muhakkak Üsküdar İskelesi ve Mihrimah Sultan’ın etek uçları. Evin sıcak yüzü annemdir. Onu kaybettiğimden beri hava çok soğuk, tüm evlerin yüzleri eğreti, maske varmış gibi, düzelmediler bana.

Hangi zamanlarda “Şimdi evde olmak vardı” dersiniz?
Annemden sonra eve giremedim henüz. Bağlarbaşı ve Fıstıkağacı’ndan geçerken, çocukluğumun içinden geçerken yani… Şimdi eski evimde çocukluğumda olmak vardı, diyorum; bugün ağlamışım, minibüste ne oldu, dediler; buralarda evim vardı eskiden, dedim…

Ev kokusu deyince aklınıza ne gelir?
Annem gelir. Annemin lavanta torbacıkları, havuçlu keki, kolonyası, parfümleri, bamya kokusu…

Evin en çok sevdiğiniz eşyası hangisi?
Çalışma masam ve kütüphanelerim, kitaplarım… Ama genel kullanımda lambalar, ışıklar, mumlar, aynalar, kristalize ve parlak şeyler, müzik kutuları, billur kadeh ve kâseler, pencere kenarları ve pencere kenarlarına konan çiçekler, balık ve kuşlar, sandıklar, albümler, plaklar, dergiler, şemsiyeler…

İnsanların parmak izleri var, evlerin parmak izi var mıdır, her evi farklı kılan?
Koku ve ışık… Bir evi diğerinden ayıran en temel iki parmak ucudur bence. Eski İstanbul apartmanlarında küf, limon ve arap sabunu ve hava gazı kokar hâlâ… İhtiyar teyzelerin evlerinden naftalin kokusu gelir. Hacı teyzelerden gül suyu kokusu vurur yüzünüze, bazı evler nane veya okaliptus kokar, bazı evler yemek kokusuyla sarmalanmıştır. Anneannemin evi deniz kokardı, kekik kokardı. Babaannemin evi mercimek çorbasıydı, kuru karanfil kokusuydu. Ben biraz loş isterim odaları, çalışma masamı da… Işık balkonda olursa, iyi birini beklediğimde de her yanım ışık olur. Annemden sonra ışıkları söndü odalarımın…

Şimdiye kadar evinizde yapmak isteyip de yapamadığınız nedir?
Salonun ortasında bir havuz olsun isterdim hep. Çalışmaktan yorulduğumda masamdan doğru süzülmek isterdim o serin sulara.

Ev ile ilgili atasözü deyim ya da aile büyüklerinize ait bir söz var mı zihninizde?
“Dünyada mekân ahirette iman” derlerdi büyükler ama bu bana ağır yük gibi geldi her zaman. Onlar Rumeli’den göçertilmiş bir ailenin kızlarıydı. Onlarda mekân zorunluluktu, ev vatandı. Evsizlik beni de korkutur ama onlar kadar değil. Yazar ne kadar aidiyet-i milliyeti olursa olsun biraz vatansızdır, biraz evsiz, biraz yersiz yurtsuz… Ben böyleyim.

Eli her daim evin üzerinde olanlardan mısınız yoksa hiçbir şeye el sürmeyenlerden mi?
Temizliğe önem veririm ama fevkalade dağınık birisiyim.

Evde sizi dinlendiren en sevdiğiniz hobiniz nedir?
Annemden sonra şiire yeniden başladım ve resim çizmeye. Bunları 14’ümde bırakmıştım, 48’imde yeniden buldular beni. Bunun dışında sürekli okurum ve yazarım ve bundan hiç yorulmam.

Evinizde kimi ağırlamak isterdiniz?
İsmini vermekten hayâ ettiğim bir kimse var. Ama onu çok sık düşünürken bulurum kendimi. Güzel her ne görsem, keşke o da görseydi derim mesela. Ve tabii evim nasıl layık olsun ona, bakarım ki kalbimde oturur… Sonra arkadaşlarımı ağırlamak hep çok hoşuma gitmiştir. Çok güler ve çok konuşuruz bir ağızdan, onlar geldiğinde.

Kimin evinde ağırlanmak isterdiniz?
Bahçesinde ayva ve nar ağaçları olan o evde. Şiirle konuşulan o evde, insanların birbirlerini sessizce anladığı ve beklediği o evde.

Unutamadığınız ev ziyareti?
Kıbrıs’a her gittiğimde kaldığım öğrenci evlerini unutamam. Büyükbabamlar Kıbrıs ve Girit üzerinden göç ederek gelmişler. Büyük ninelerimin bazıları Kıbrıs’ta bazıları Girit’te yatıyor. Kıbrıs’ta yattığım evlerde sabaha kadar uyuyamam, “Büyükanneciğim, ben geldim” derim, yıllar sonra işte evdeyim derim. Ada, tek ve tenha havasıyla saklanmış, gizlenmiş, korunmuş bir ev gibidir…