Selahattin Yusuf

SELAHATTİN YUSUF

Selahattin Yusuf, 1973’te Trabzon’da dünyaya geldi. 1991 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Üniversite yıllarında felsefi içerikli Mekteb-i Mülkiye dergisini dört yıl boyunca arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. Yeni Şafak ve Milli Gazete’de yazdı. Daha sonra çeşitli televizyon kanallarında kültür-sanat, sohbet programları yaptı. Edebiyat alanında yedi adet kitabı mevcuttur. Ayrıca Entel Köy, Efe Köy’e Karşı isimli bir sinema filminde rol almıştır. Yayımlanmış eserleri; İsa Hanginiz, Niçin Ağlıyorsun Elisabeth Mutlu Değil miyiz?, Şafaktan Çok Önce, Sirenleri Taşa Tutun, Bir Masal İsmet Özel’i, Başka Göklerin Altında, Şimdiki Zamanın İzinde. TV programları; Meksika Sınırı, Kafa Dengi, Kaçış Planı, Bize Müsaade.

Söküğünüzü kendiniz mi dikersiniz?

Çocukluğumda ve ilk gençliğimde becerebiliyordum. Ama çok zaman geçti, şimdi emin değilim.

Babanızdan öğrendiğiniz ev işi var mı (Yemek pişirmek, ortalık toplamak, misafir ağırlamak)?

Misafir ağırlamaya iş diyorsak, evet. Babamdan ve annemden öğrendiğim şekilde yürütüyorum. Başkaca pek bir şey yok.

Tamir ederken bozanlardan mısınız, tamirci çağıranlardan mı (Bırak bozuk kalsın diyen bir umursamaz bahsini, isteğe bağlı olarak açabilirsiniz)?

Genellikle kendim başlarım ve daha kötü olur. O zaman tamirci çağırırım. Bu konularda beceriksizliğim yıllar içinde arttı. Artık çok basit şeyler dışında tamircilere müracaat ederim.

Uzlete çekilseydiniz yapmakta en çok zorlanacağınız husus ne olurdu?

Ben karnımı basit bir şekilde, iki üç dakikada doyurabilen biriyim. Yemekle vakit geçirmek benim için sıkıcı. Asıl yemek sonrasına dikerim gözümü. En zoru galiba yemek için bir şeyler hazırlarken vakit harcamak olurdu. Çünkü vaktin tamamı benim olsun ki onu istediğim biçimde harcayabileyim, eğilimindeyim.

Modern zamanların en güzel, en hoş tarafı nedir?

Kadim Avusturalya yerlilerinden (Aborjin) biri, beyazlara mihmandarlık yapıyormuş. Gidecekleri yere doğru hızlıca gidiyorlarmış. Bir ara yerli rehber hiçbir şey yapmadan durmuş öylece. Beyazlar sormuşlar; “Neden durduk?” Adam cevap vermiş; “Ruhum yetişemedi, çok hızlı gittik; biraz bekleyelim onu…”

Kurbanınızı kendiniz mi kesersiniz?

Hayır, korkarım. Bakamam bile. Genellikle başkalarından rica ediyorum. Bir canlının ölümüne, kanına ve bu dünyadan ayrılış anına şahit olmak, hikmeti ne kadar derin olursa olsun, beni ürkütüyor.

Oğluma illa da öğretmem gereken şudur bahsini nasıl detaylandırırsınız?

Onu çok sevdiğim için iyi bir insan olmasını ve tamamen aynı sebeple hayatta ezilmemesini istiyorum. Ancak günümüzde bu iki beklentinin birbirlerini besleyen değil; birbirleriyle çatışan iki unsur olduğunu artık bilmezden gelemiyoruz. Asıl trajik çelişki de bu zaten. Ama biraz daha büyüdüğünde, ona gerekirse ezilme yükünü omuzlarına almasını ve sadece bu sayede olacaksa bile iyi kalpliliğin şarkısından kopmaması gerektiğini -bilmem nasıl- anlatacağım.

Kızımın bu hayatta ille de bilmesi gereken üç şey dediğinizde aklınıza neler geliyor?

Günün getirdiği modalara karşı yeterince dik başlı olmasını isterdim. Gerisi hallolur.

Ev işinde erkeklere en çok yakıştırdığınız işler nelerdir?

Ütü yapmak değil. Yemek hazırlamak değil. Yerleri süpürmek, silmek falan da değil. Ama kadının yetemediği her konuda yardımcı olması, onun yükünü paylaşması iyidir.

Hayat müşterek olduğuna göre sizin payınıza düşenden memnun olduğunuz/asla memnun olmadığınız hususlar nelerdir?

Bir uygarlık yerinden edildiğinde artık her parçasını ayrı ayrı ve yine her parçasını bütünün içinde yeniden düşünüp taşınmak ve yerli yerine yerleştirmek zaman alır. Şimdi bizler bunu yaşıyoruz. Ev işleri, kadın erkek ilişkileri vs. önce geleneğe göre düşünülüp taşınılıyor; ardından bir de modern hayatın gereklerine göre düşünülüp taşınılıyor. Sonunda hayat, ikisinin de uzanamadığı bir yerde cereyan etmeye başlıyor. Hiçbir şekilde yerli yerinde değil. Hukukla, yasayla falan olacak işler de değil bunlar. Sosyal hayatın içindeki canlı dokularla ancak ilerleyebilecek şeyler. Sosyal hayat nerede? Üsküdar’da başka bir sosyal hayat var; fakir mahallesinde başka, zengin mahallesinde başka. Eh, Beşiktaş’ta da farklı bir katmanlaşma var. Çok katmanlı, birbirinden uzak tasa ve emellerin zenginleştirdiği bir amalgam. Zenginlik mi? Emin değilim. Toplumun yerli yerine yerleşebilmesi için daha çok zaman geçecek gibi görünüyor.