Zeynep Gemuhluoğlu

Zeynep Gemuhluoğlu, kırk üç yaşında. On beş yaşında bir oğlu var. M. Ü. İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümünde görev yapıyor ve F. S. M. V. Ü. Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde Sanat Felsefesi ve Estetik dersleri veriyor. Akademik çalışma alanları, İslam Düşüncesi, Hermenötik, Dil Felsefesi ve Sanat Felsefesi.

Sabahı nasıl selamlarsınız?

“Bismillah, ya Allah ya Fettah ya Rezzâk, ya Hâfız.” Çocukluğumdan beri. Anne evinde veya yazlık evdeysem hemen bahçeye çıkarım, hangi yaprak baş göstermiş, hangi gonca açılmış. Yine de önce kedilerin yemeği suyu, sonra bahçenin. İstanbul’da isem önce denize açılan pencereler, sonra mahallenin kedileri, martıları ve kargaları. Mutlaka sofra, kahvaltı. Zeytin, peynir, reçel ve elbette demli çay. Kuşluk vaktini sabaha katarsak, az şekerli bir kahvenin de hakkını gözetmek lazım.

Gece en son kendinize ne söylersiniz?

Sevgili Abdullah Amca’nın tabiriyle “umumi vekalet” – 🙂 – veriyorum: “Hasbinallah ve ni’me’l-vekil”. Yine de uyuyuncaya kadar isimlere isimleri ekliyorum tabi, her gün birkaç tane daha artıyor hem –evet çok zor uykuya geçerim- : “Annemi, babamı, kardeşlerimi ve çocuklarını, Fethi’mi, Selman’ımı, Çatapat’ımı -arkadaşlarımın ve talebelerimin ismini vermeyeyim şimdi-, Sakinanım’ı, Bıyıklıyı ve yavrularını, Ağaç perisini, Kuyruğu yaralıyı, Tek gözlüyü, Bir görünüp bir kaybolanı, Hani okulun oradaki yavrularına hep iyi bakanı, Geçen gün benden kaçanı, Bütün bahçe çitlerinden sarkan kuyrukları, Özellikle de soğuk havalarda park etmiş arabaların altlarında saklananları…

Hangi sıklıkla, ne vesilelerle hediye alırsınız ve hediye alırken neye dikkat edersiniz?

Küçük, zarif ve güzel şeyleri severim, ama mülkiyet anlamında değil, “sahip” kelimesinin gerçek anlamında, sohbet etmek, yarenlik etmek.. o yüzden bir yüzük bir başka elde daha çok parlıyorsa, bir fular başka bir boyunda rüzgara daha yakınsa başka bir vesile gerekmez. Ancak beni cezbeden bir şey gördüğümde veya kendi ellerimle bir şey yaptığımda birini hatırlarsam işte bu vesiledir. Bir de hediye sayılır mı bilmiyorum ama bahçeye sevdiklerim için ağaç ya da köklü bitkiler dikmeye çalışırım, işte asmanın, yaseminin, nar ağacının hep “sahibi” var.

En son ne zaman hasta ziyareti, taziye ziyareti yaptınız?

Bir yakınım hasta uzun süredir, sık sık ziyaret etmeye çalışıyorum. Taziye ziyaretim, en son sevgili dostum Fatma’nın eşi rahmetli Özer bey içindi, geçtiğimiz yaz sonu.

Elinizle neleri üretmeyi seversiniz? Yemek yapar mısınız mesela ya da tadilat?

Şairin dediği gibi “ellerimle düşünmeyi” sevdim hep. Nakış yapmanın, ufak tefek giysiler ve takı yapmanın, toprakla uğraşmanın, bir şeyler çizmenin de yazı yazmak kadar yeri var hayatımda. Yemek yapmaksa her zaman çok önemli oldu, çocukluğumdan beri. Özellikle zeytinyağlılar, meyveli tatlılar ve içecekler. Reçel yapmayı severim bir de, renk renk ve çeşit çeşit. Tadilat da yaparım. Ama bozulan bir şeyi düzeltmekten çok tavan arasında bekleyen bir şeyi yenilemeyi ve boya yapmayı tercih ederim.

En uzun kullandığınız eşyanın yaşı?

Annemin hediyesi olan küpelerim ve deri bir ceketim var, lise yıllarımdan kalma. Yaklaşık yirmi beş sene olmalı.

Kalemleriniz? (Yazarken nasıl bir kalem kullanırsınız mesela?) Ve kelamlarınız? (En sevdiğiniz kelime ya da sözler)

Kurşun kalemle yazarım, açılabilir olanlardan, çeşit çeşit, boy boy, renk renk. Hem Le Guin haklı. Yere düşen, ya da bir çantada unutulan kalemlerin gittiği ve mutlu mutlu yaşadıkları – bu kısmını ben ekledim galiba- ayrı bir dünya var. Sık sık yenilemeli o yüzden, değil mi? Sadece resmi evraklarda ve zorunlu olduğunda mürekkepli kalemle yazarım, tercihen mavi veya turkuaz.

En sevdiğim kelime: “efendim”. Yöneldiğiniz veya size yönelen bütün “yüz”lere “efendim” diyebilirsiniz çünkü.

En sevdiğim söz Yunus’tan bir dize: “Hak bir gönül vermiş bana, ha demeden hayran olur.”

En sevdiğiniz vakit?

Sabahın seheri.

En huzurlu anınız?

Bir ağacın altında oturduğumda.

En çok neye öfkelenirsiniz?

Eşyaya, bitkiye ve hayvana karşı nezaketsiz olanlara.