Tuluyhan Uğurlu

Tuluyhan Uğurlu

Müzisyen

15 Kasım 1965′te İstanbul’da doğdu. Yeteneği dört yaşında keşfedildi ve aynı yıl İstanbul Belediye Konservatuarı Piyano Bölümü’ne kabul edildi. Yedi yaşında devlet tarafından açılan Harika Çocuklar Sınavı’nı kazanarak yüksek müzik eğitimi için yurt dışına gitti. Eğitimini Viyana Müzik Akademisi’nde tamamladı ve mastır yaptı. Sanat yaşamının en ciddi kararını vererek klasiklere veda etti ve sadece kendi eserlerini seslendirmeye başladı. Canlı konser kayıtlarından oluşan Go With God ve Kutsal Kitaplardan Ayetler isimli ilk iki albümünde hayranı olduğu Bach’dan esinlenerek inanç konularına eğildi. İstanbul Kanatlarımın Altında film müziği ile geniş kitlelerce tanındı. Tuluyhan Uğurlu, 2003 yılından itibaren konserlerini konser salonlarının dışına taşıyarak tarihi mekânlarda gerçekleştirmeye başladı. Diğer albümleri; Beyazıt’ta Zaman, Senfoni Türk, Dünya Başkenti İstanbul, Akdeniz ve Sonsuza Kadar İstanbul’dur.

Sabahı nasıl selamlarsınız?

Çok erken kalkarım. Güneşin doğuşunu seyrettikten sonra günün ilk haberlerine bakıp dünyayı izlemeye çalışır, ardından güne başlarım.

Gece en son kendinize ne söylersiniz?

Bugün neler yaptım diye kendimi sorgularım. Ruhsal muhasebe yaparım. Genelde konserim olur, uzun uzun konserin kendimce iyi ve kötü yönlerini tartar, sonuçlar çıkarırım.

Hangi sıklıkla, ne vesilelerle hediye alırsınız ve hediye alırken neye dikkat edersiniz?

Çok hediye almam. Birine hediye almayalı çok uzun zaman olduğunu şimdi hatırladım.

En son ne zaman hasta ziyareti, taziye ziyareti yaptınız?

Hasta ziyaretine gitmekten çok hoşlanmam ama mezarlıklarda geceleri dolaşmayı çok severim. Hayatın manasını anlamak için insanların zaman zaman özellikle geceleri mezarlıklara gitmesini şiddetle tavsiye ederim. Ruhun arındırılması meselesinde gece ziyaret edilen mezarlıklar insanlar ve insanlık için çok değerlidir.

Elinizle neleri üretmeyi seversiniz? Yemek yapar mısınız mesela ya da tadilat?

Ben hayatımı ellerimle kazanan bir konser piyanistiyim. Dolayısıyla ellerimle başka bir şey yapmaya hiç ihtiyaç duymadım. Yemek yapmam, yemek yapan erkek imajını da hiç sevmem. Televizyondaki yapmacık yemek programlarının ve özellikle Ramazan günlerinde televizyonlarda uzun uzun kurulan sofralar gösterilmesinden de haz duymuyorum. İmkânları olanların olmayanları düşündüğü bir Türkiye istiyorum.

En uzun kullandığınız eşyanın yaşı?

Kol saatim. Yirmi beş yıl. Genelde giysilerim, kullandığım aksesuarlar, üzerime giydiğin kaban, mont gibi eşyalarımı minimum on sene kullanmaya dikkat ederim. Özenli, temiz ve sade giyinmeyi çok severim. Giyeceklerime özenle davranırım, onların da bir ruhu olduğunu düşünürüm.

Kalemleriniz (Yazarken nasıl bir kalem kullanırsınız mesela) ve kelamlarınız (En sevdiğiniz kelime ya da sözler)?..

İnce uçlu stabilo kalemler nota yazımı için çok uygun. Gerçi artık hayatımızda nota yazmak için bile bilgisayarları kullanıyoruz. Ama tabii kalem çok önemli bir şey. Kalem bize İslam’ın bir armağanı onu da elden bırakmamak gerekiyor. En sevdiğim söz; “Bugün bundan sonraki hayatınızın ilk günüdür.”

En sevdiğiniz vakit?

Geceyi çok severim.

En huzurlu anınız?

Başarılı ve insanların coşku ile alkışladıkları bir konser sonrası tekrar kulise gittiğim an…

En çok neye öfkelenirsiniz?

Yalana öfkelenirim. Aslında çok otoriter, dediğim dedik biriyimdir. Dediklerim yapılmadığı zaman orada sonu gelmeyecek bir kavga başlayabilir.