Yıldız Ramazanoğlu

Yıldız Ramazanoğlu Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Deneme ve hikâyeleri pek çok dergide yayımlandı. Derin Siyah ve Bağdat Fragmanı adlı eserleriyle iki kez Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü aldı. İnsan hakları derneklerini ve kadın örgütlerini temsilen New York’ta, Avrupa’da ve Orta Doğu’da uluslararası kadın zirvelerinde tebliğler sundu. Kitapları: Bir Dünyanın Kadınları, Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihî Dönüşümü (editör), Derin Siyah, İkna Odası, İçimden Geçen Şehirler, Kırmızı, Angelika, Bağdat Fragmanı, Görme Bahçesi, Türkiye’nin Ortak Vicdan Tecrübesi, Zilha Günü, Çiçekli Bir Boşluk, Şehrin Gizli Öznesi, Bu Sefer Lila Olsun Saçlarım.

Sabahı nasıl selamlarsınız?
Karanlığın içinden ışığın anbean renk değiştirerek süzülmesini seyrederim. Sonra balkondaki çiçekleri gözden geçiririm açan, tomurcuğa duran var mı; topraklarını yoklarım, susuz mu?

Gece en son kendinize ne söylersiniz?
Yatsı namazındaki sureler çınlar biraz. Yarın diye bir şeyin olmadığını bu
hâlimle de hesabın çok çetin geçeceğini düşünürüm çoğu kez. Her gece daha erken yatmalıydım bu gecikmeler mümince değil diye hayıflanırım. Gücüm yettiği hâlde harekete geçemediğim nice işlerin pişmanlığı kaplar; bu ziyareti yapmalıydım, şu metni bitirmeliydim, şu erzakı gecikmeden bugün götürseydim…

Hangi sıklıkla, ne vesilelerle hediye alırsınız ve hediye alırken neye dikkat edersiniz?
Aile üyelerinden hediye alırım genelde, çeşitli vesilelerle. Kızlarımın incelikli hediyeleri. Arkadaşlarım oturmaya gelirken çiçek ve benzeri şeyler getirip gönlümü alırlar. Gittiğim okullarda bazen elleriyle hazırladıkları küçük anılar verir genç okurlar. Elle hazırlanmış sayfalardan bir mektup, boyanıp süslenmiş bir tarak ayna. Bu incelikler çok etkiliyor insanı. Gittiğim her seyahatten saklamak üzere kendime küçük bir anı hediye mutlaka alırım.

En son ne zaman hasta ziyareti, taziye ziyareti yaptınız?
Geçen hafta. Komşumuzun annesi vefat etti. Annenin kaybı tarifsiz bir boşluk olmalı. Babamı genç yaşta kaybettiğim için anlayabiliyorum az da olsa. Hiç kimseye anlatamazsınız bu derin yokluğu. Taziyeye gittiğimde içim hep şunu söyler; anlamak için daha erken, asıl sızı sonra gelecek.

Elinizle neleri üretmeyi seversiniz? Yemek yapar mısınız mesela ya da tadilat?
Yemek tabii ki yaparım. Çocuklarım küçükken mutfakta yazdığım olurdu yazılarımı, bir yandan çörek yapıp bir yandan zihnimden geçen hikâyeleri, konuları iki arada bir derede kayıt altına almak gibi. Yazmak hayatı yutuyor, yoksa evimle daha çok uğraşmak isterdim.

En uzun kullandığınız eşyanın yaşı?
Salondaki kütüphane. Evlendiğimiz günden beri hizmet ediyor bize. Nice kitaplar geldi geçti, evde olup biten okunan ve yazılan her şeyin, nice heyecanlı tartışmaların dünyayı kurtarmaların şahidi. Çok eski porselenler de var, renkleri hâlâ solmayan, bir de ayrılamadığım eski işlemeli örtüler.

Kalemleriniz (yazarken nasıl bir kalem kullanırsınız mesela) ve kelamlarınız (en sevdiğiniz kelime ya da sözler)?
Pilot kalemleri tercih ediyorum. Mutlaka renkli kalem bulundururum, aldığım notların önemli kısımlarını belirginleştirmek için. Kitapları çizerek okuma alışkanlığım var ve kurşun kalem kullanmaya çalışırım bunun için. “Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı sanır” ve “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı” ayetleri.

En sevdiğiniz vakit?
Gecenin bir vakti, sabahın seheri, ikindinin sükûneti, günün zevali. Fakat en çok gece.

En huzurlu anınız?
Uzun bir bahis elbette. Şu an itibariyle hayvanlar için bıraktığımız su ve yemek kaplarına güzelliklerin birer ikişer gelişlerini seyretmek.

En çok neye öfkelenirsiniz?
Üstünlük iddialarına. Savunmasız bir hayvana ki bu salyangoz da olabilir, tekme atanlara.