M. İhsan Karaman

Prof. Dr. İhsan Karaman, İstanul’da doğdu (1962). Kadıköy İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1991 yılında üroloji uzmanı, 1996 yılında doçent, 2008’de ise üroloji profesörü ünvanını aldı. 2001 yılında Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Şefi olan Prof. Dr. Karaman, 2013 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyeliğine, 2014 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörlüğü görevine atandı. Türk Çocuk Ürolojisi Derneği’nin kurucularındandır.
Hâlen, Dünya İslami Tıp Birlikleri Federasyonu (FIMA) Başkan Yardımcısı olan Karaman, mesleki faaliyetleri yanında, küresel bir sosyal sorumluluk projesi olarak, kurucuları arasında yer aldığı “Yeryüzü Doktorları Türkiye” nin 10 yıl süreyle genel başkanlığını yürütmüştür. 2012-2015 yılları arasında Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı yapan Prof. Dr. Karaman, İngilizce ve Arapça bilmekte olup, evli ve iki çocuk babasıdır.

Tövbe deyince aklınıza gelen ilk kelime hangisi?
“Afv” yahut “bağışlanma”.

Tövbe kaç renktir? Sizin tövbeniz hangi renk?
Öncelikle, kelimenin Arapçadaki orijinali olan “tevbe” şeklini daha çok sevdiğimi ve kullandığımı ifade etmek isterim. Bence tevbe tek renk olmalı. Aynı Rabb’e, aynı pişmanlıkla ve aynı samimiyetle yapılmalı. O renk de “cennet yeşili” olmalı. Benim hayal dünyamda öyle bir yeşil var. Yeryüzünde ona en yakın yeşili de Mescid-i Nebi’de, Kubbe-i Hadrâ’da görüyorum.

Tövbeye eşlik eden en güçlü duygu nedir?
Pişmanlık ve acziyet tevbeden önceki, samimiyet ve huzur tevbeden sonraki en güçlü duygularım benim.

İşlenmiş bir günahın ardından tövbe etmek ile edememek arasındaki fark sizce nedir?
Bir günahı işledikten sonra pişman olunca tevbe edecek bir Rabbinin olması, öyle bir Rabb’e imanının olması bir insanın en büyük saadetidir. Tevbe edecek kapısı olmayanların vay hâline…

Tövbe etmeyi ilk ne zaman öğrendiniz?
Herhâlde çocukken, annem, “Tövbe de bakiyim!” dediği zaman duymuşumdur bu kelimeyi. Ama, “Benim Rabbim, benim samimi tevbemi kabul eder, çok şükür!” noktasına gelmem imam hatip tahsilim sırasında olmuştur.

Tövbe etmek ve edememek bahsi size neyi hatırlatıyor?
Her insan hata yapabilir ve pişman olabilir. Bunun dini, imanı olmaz. Ama yaptığı hataya, kusura, günaha tevbe edebilmek ancak müminlere mahsus bir imkândır. Demek ki tevbe edebilmek ve edememek, aynı zamanda imana taalluk eden bir husus oluyor. Ne mutlu o imana sahip olanlara!

Ettiğiniz tövbenin huzurdan geri dönmemiş olduğunu nasıl anlarsınız?
İnanın bana; her tevbemden sonra Rabbim ile konuşmuş, acziyet ve pişmanlığımı arz etmiş ve affedilmiş gibi hafiflerim. Bu hafiflik, itminan ve huzur duygusu tevbenin kabulüne işarettir gibi geliyor bana. Ayrıca biz “lütfun da hoş, kahrın da hoş” diyenlerden olmaya çalışıyoruz.

Modern insanın tövbeleri ile kadim insanların tövbeleri arasında sizce fark var mıdır?
Tek fark, modern insanın tevbe edecek çok daha fazla günah ve kusuru olmasındadır bence. Bir de modern insan, yaptığı hatalara daha fazla kılıf bulmaya çalışıyor, hani “mahkemedeki hafifletici nedenler” misali. Bu da artık daha fazla seküler ve faydacı düşünce yapısına sahip olmamızdan. Ama benim inandığım tevbe, kâlû belâdan beri aynı tevbedir!

En etkilendiğiniz tövbe cümlesi hangisi?
“Ey Rabbim! Hesapların görüldüğü günde beni, anne babamı ve bütün inananları bağışla!” Yani, meşhur “Rabbenağfirlî…” duası.

Her pişmanlığa tövbe eşlik edemiyor. Kabil’in pişmanlık ateşi içinde tutuşmasına rağmen tövbe edememesi gibi. Tövbe sizce de bir nasip midir?
Tevbe etme iradesi nasipten öte bir niyet, azim ve gayret meselesidir. Yani kulun kendi nezdindeki cüzi iradenin eseridir. Nasip kavramını külli iradeye izafe edersek, tevbenin kabulüne “nasip işi” diyebiliriz ancak.