Mehmet Şeker

Mehmet Şeker, 27 Ocak 1961’de Gemlik Umurbey’de doğdu. İlk ve ortaokulu Umurbey’de, liseyi Gemlik’te, üniversiteyi Ankara’da okudu. Kısa süre devlet memuriyeti dışında çoğunlukla yayıncılık ve gazetecilikle meşgul oldu. Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği kurucuları arasındadır, UKSD yönetim kurulu üyesidir. Aylık Haber Ajanda ve Kültür Ajanda dergilerinde yazmaktadır. Dem Dem Demokrasi ve Muhalif Tebessüm adlı kitapları bulunmaktadır. 1995’ten bu yana Yeni Şafak’ta görev yapmaktadır.

Tövbe deyince aklınıza gelen ilk kelime hangisi?

İlk kelime günah. İkinci kelime haram, üçüncüsü yanlış. Siz ilk kelimeyi sordunuz, ama ben aklıma gelenleri sıraladım gördüğünüz gibi. Aslında biri, diğerlerini de kapsıyor. Haram olup da günah olmayanı, yanlış olup da günah sayılmayanı düşünemeyiz.

Tövbe kaç renktir? Sizin tövbeniz hangi renk?

Daha önce tövbenin renklerle ifade edilebileceği aklıma gelmemişti. Bu soru üzerine düşününce mümkün olduğunu fark ettim. Renklere haksızlık etmek istemem fakat her renk olabilir. Kırmızıdan maviye, siyahtan yeşile kadar farklı renklerle tanımlayabiliriz herhalde. Her rengin çağrışımı kişiden kişiye göre farklı olabilir. Kendi tövbeme ise ateş kırmızısı yakışır sanıyorum.

Tövbeye eşlik eden en güçlü duygu nedir?

Pişmanlık.

İşlenmiş bir günahın ardından tövbe etmek ile edememek arasındaki fark sizce nedir?

İşte can alıcı nokta burası. Günah işlemek, yanlışa düşmek bizim için neredeyse sıradan bir durum. Hiç birimiz nebi değiliz. Yanlışların içinde yüzüyoruz. Fakat kurtarıcı bir ip var. Kuyudaki birine uzatılan ip gibi. Bazen o ipe tutunup çıkıyor, bazen de ipi görmüyoruz. Arkamızı dönüyoruz. Ya da gözlerimiz seçmiyor. Burnumuzun önü kadar yakında duran ipi görmek mümkün olmuyor. Tövbe etmek her zaman için imkân dâhilindeyken, dilimiz ya da gönlümüz uzakta duruyor.

Tövbe etmeyi ilk ne zaman öğrendiniz?

Tam olarak, onbir yaşındaydım, saat üçü çeyrek geçiyordu desem, inanır mısınız? Doğrusu hatırlamıyorum. Herhalde din, iman, helal, haram konularıyla ilgilenecek, anlayabilecek yaşa geldiğimde tövbeyi büyüklerimden öğrendim. Dedemden, ninemden, annemden, babamdan…

Tövbe etmek ve edememek bahsi size neyi hatırlatıyor?

Tekrar kuyunun dibindeki insan örneğine dönmeyelim, fakat her zaman tövbeye yakın durmak gerektiğini biliyorum. Yine de bazen aradaki makas açılıyorsa, tövbeden uzaklaşıyorsak, her şeyin iradî olmadığının bir işareti olarak görmek gerek herhalde. Belki de tövbe bizden uzaklaşıyordur.

Ettiğiniz tövbenin huzurdan geri dönmemiş olduğunu nasıl anlarsınız?

İç huzuru duymak ve duymamak arasındaki farka dikkat çekmek anlamlı olabilir bu konuda. Yine de kabul olup olmadığını bilmemiz ya da en azından hissetmemiz, benim gibi yanlışlar içinde bulunanlar için mümkün görünmüyor. Onu bilmek, epey yukarı merhaledekilerin nasibi olsa gerek.

Modern insanın tövbeleri ile kadim insanların tövbeleri arasında sizce fark var mıdır?

Doğrusu, eski insanların daha sade, daha temiz, daha içten yaşadıklarına dair yaygın bir kanaat var. Modern insan fazlasıyla kirlenmiş, çok daha fazla çamura batmış gibi düşünülüyor. Ben de aslında o kervanın bir yolcusuyum. Biz büyüdük ve kirlendi dünya diye düşünenlerdenim. Fakat günümüzde de çok temiz, çok nezih, çok yukarılarda birileri olduğunu sanıyorum. En azından öyle hissediyorum. Dolayısıyla tövbelerin kalitesini, zamana göre değerlendirmek yerine insanların seviyeleri, samimiyetleri ve inanca bağlılıklarına göre değerlendirmek daha isabetli olacaktır. Zaten doğrusunu Cenab-ı Allah bilir.

En etkilendiğiniz tövbe cümlesi hangisi?

Kur’an-ı Kerim’de verilen örnekler çok. Bu sorunuz üzerine hangisinde karar kılmalı diye düşününce, seçmekte zorlandığımı fark ettim. Doğrusu ümidi kesmemek, tövbe kapısının her zaman açık olduğunu bilmek en önemli yanı olsa gerek. Bunu bilerek, şöyle bir örnek vermek isterim: “Allah’ım, günahlarımı affet, beni bağışla. Beni kulluğundan ayırma, açtığım ellerimi boş çevirme, kapından kovma.”

Her pişmanlığa tövbe eşlik edemiyor. Kabil’in pişmanlık ateşi içinde tutuşmasına rağmen tövbe edememesi gibi. Tövbe sizce de bir nasip midir?

Çok doğru. Her pişmanlığın sonunda tövbeye varılamıyor. Demek ki bu da nasip. Bu durumda yine yüce kitabımıza başvuralım ve Zümer Suresi’nden bir ayete bakalım:“De ki, aleyhlerine karşı ölçüyü kaçırmış olan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Rabbimiz, bütün günahları affeder. Çünkü O, esirgeyen ve bağışlayandır.”