Ayşegül Genç

Ayşegül Genç, 1978 yılında Konya’da doğdu. Selçuk Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü’nden 1999 yılında mezun oldu. Çeşitli dergilerde deneme ve öyküleri yayımlandı. 2007 yılından beri Genç Dergi’de yazan Ayşegül Genç, evli ve iki çocuk annesidir. Ayşegül Genç, ESKADER’in düzenlediği Kültür Sanat Ödülleri’nde 2016 yılının en iyi roman ödülünü, Kuğu Boynu isimli romanı ile kazanmıştır. Yayınlanmış kitapları: Metropol Bedevisi (2010), Ölü Serçe Dönemeci (2013), Çile Kırgını (2014), Dünyayı Kurtaran Kız (2014), Kuğu Boynu (2016).

Tevbe deyince aklınıza gelen ilk kelime hangisi?
Nedamet…

Tevbe kaç renktir? Sizin tövbeniz hangi renk?
Bir af dilekçesi olduğunu düşünürüz, bu yüzden beyaz olsa gerek…

Tevbeye eşlik eden en güçlü duygu nedir?
Kalp kırıklığı…

İşlenmiş bir günahın ardından tövbe etmek ile edememek arasındaki fark sizce nedir?
Beşer olmak ile kul olmak arasındaki fark gibi olsa gerek.

Tevbe etmeyi ilk ne zaman öğrendiniz?
Bir komşumuz “tövbeliyim” sözünü çok kullanırdı. Ondan öğrenmiş olabilirim.

Tevbe etmek ve edememek bahsi size neyi hatırlatıyor?
Hz. Yunus kıssasını hatırlatır. Balığın karnında geçen günlerden her insana muhakkak bir pay düşer. Balığın karnı karanlıktır, tıpkı bir hatadan duyulan üzüntünün insanın dünyasını karartması gibi. Ardından içsel bir hesaplaşma gelir. Neden buradayım, bu karanlığı nasıl aşarım diye düşünür insan. Acı çeker, acıyı keşfeder. Bu acının neden acıttığını keşfeder. Belki de asıl karanlığın bu acı olduğunu düşünür. Ve yeniden aydınlığa ulaşmak için tutuşur. Bu tutuşma olmadan ışık da kara da görünmez muhakkak.

Ettiğiniz tevbenin huzurdan geri dönmemiş olduğunu nasıl anlarsınız?
Hâlin talebindir diye bir söz vardır. Derin bir elem ve pişmanlık duymadan o kapıya yönelemezsiniz. Tüm zerrelerinize kadar pişman olduğunuzda ancak huzurdan temiz ayrılırsınız.

Modern insanın tövbeleri ile kadim insanların tövbeleri arasında sizce fark var mıdır?
Pişman olmak, af dilemek insana dair özellikler. Şekli değişse bile derin bir pişmanlık duymak için insan olmak yeterli. Ama modern hayat, insanı kendinden uzaklaştırdığı için günahın farkına varmak zorlaşıyor. Hatta pek çok günah, günah olmaktan çıkıyor. “Benim hayatım, benim kararım” diyenler, özgürlük adı altında günahı savunur hâle geliyor. Oysa bir kötülüğü savunmak, onu yüceltmenin başka bir şeklidir. Hatalar günahlar yüceltildikçe insan tövbeden kopuyor elbette. Hz. Yunus kıssasında değindiğimiz gibi her insan kendi karanlığı/acısı ile tanışmak zorundadır. İhsan Oktay Anar’ın Kitab-ül Hiyel romanında, tahtelbahir adlı icadıyla denize inen Yafes Efendi’nin sonuna bir vurgu vardır. Pek çok icadı olan Yafes Efendi’nin sonunu başka bir icat getirmiştir. Modern insan da yaptığı seçimler ve hatalar ile kendi balığını kendisi tasarlıyor aslında, etrafını saran karanlığı kendi elleri ile şekillendiriyor.

En etkilendiğiniz tevbe cümlesi hangisi?
“Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümü bî-karar ettin.
İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim.”

Her pişmanlığa tövbe eşlik edemiyor. Kabil’in pişmanlık ateşi içinde tutuşmasına rağmen tövbe edememesi gibi. Tövbe sizce de bir nasip midir?
İnsan, bana tövbe nasip olmadı, diyebilir mi bilmiyorum. Belki de insana nasip olmayan asıl şey tevazu ile boyun bükmektir. Kibir bir kalkan gibi tövbenin kalbe girmesini engelliyordur.