Gökhan Ergür

1989 Beyoğlu doğumlu. Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra klinik psikoloji yüksek lisansı yaptı, şu an yine aynı alanda doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Üzüntüden isimli bir kitabı bulunan Ergür, özel bir kurumda çocuk ve ergen terapisi hizmeti vermekte ve İtibar dergisinin yayın kurulunda bulunmaktadır.

Söküğünüzü kendiniz mi dikersiniz?
Evet. İlkokula giderken biraz haşarı bir çocuktum, önlüğümün cepleri ve düğmeleri sürekli sökülüp yırtılırdı. Annem de bir yerden sonra artık usandı ve erken yaşlarda benden acemi bir terzi yetiştirdi.

Babanızdan öğrendiğiniz ev işi var mı? (Yemek pişirmek, ortalık toplamak, misafir ağırlamak…)
Babam askerliğinden bu yana keyvanidir (aşçı). Sıkıcı memuriyetinden arta kalan zamanlarda küçük mutfağımızda bizlere yemek yapar, sofra adabından ve yemek yapmanın püf noktalarından bahsederdi. Birçok kez salata yaparken parmağımı kesmeme rağmen bıçağı hiç almadı elimden. Öyle de devam ettim.

Tamir ederken bozanlardan mısınız, tamirci çağıranlardan mı? (Bırak bozuk kalsın diyen bir umursamaz bahsini, isteğe bağlı olarak açabilirsiniz.)
Her erkek çocuğu gibi ilk önce kendi oyuncak arabalarımı daha sonra da evdeki teknolojik aletleri kurcaladım. Bu ilgi daha sonra ufak tefek tamirat işlerine (musluk, elektrik, badana) doğru kaydı. Bir erkeğin tamirat işlerinden anlaması gerektiği kanaatindeyim, gerekmedikçe tamirciye muhtaç olmamaya gayret gösteriyorum.

Uzlete çekilseydiniz yapmakta en çok zorlanacağınız husus ne olurdu?
Yalnızlığın getirdiği ilhama ve şifaya inanırım. Barındığımız konutlarda, iş hayatında, kafelerde, toplu taşımada hatta piknik için gittiğimiz yeşil alanlarda bile fazlasıyla yakın ve dip dibeyiz. Sosyal alan ve mahrem alan fazlasıyla iç içe geçti. Bu bitişik hâl düşünmeye dolayısıyla da bir iç muhasebeye engel. Kıstırıldığımız bu alanlardan çıkmak için elimden geldiğince yalnız kalmaya, yalnız gezmeye ve yalnız düşünmeye gayret gösteriyorum. Sanırım fıtrat olarak da buna müsaitim. Bol kahkahalı arkadaş toplantılarının, doğum günlerinin, yazlık sohbetlerin aranan adamı olmadım hiç, biraz daha kendimle, kendim üzre yaşamaya gayret ediyorum. Tüm bunların toplamı olarak geride bıraktığımda üzüleceğim, zorlanacağım ve arayacağım çok az şey var.

Modern zamanların en güzel, en hoş tarafı nedir?
Modern zamanların bir sonu olduğunu bilmek. Şimdilik buradayız, Allah nasip ederse 100 yıl sonra burada olmayacağız. Marka laptoplarımız, akıllı telefonlarımız, ankastre mutfaklarımız, pahalı saatlerimiz ve çantalarımız da bizimle beraber anlamını kaybedecek, nihayetinde yok olacak. Bunları bilmek fazlasıyla iyi hissettiriyor.

Kurbanınızı kendiniz mi kesersiniz?
Kurban konusu bizde başlı başına bir dünya güzelliği olmuştur hep. Namazdan sonra Beyoğlu’ndaki kurban pazarından kurbanlığımızı teslim almamız, babam önde aile üyeleri arkada kurbanı sokak aralarında fazla ürkütmeden eski hamamın oraya götürmemiz, kaçan kurbanlıklar, payların adil taksimi ve daha nicesi. Babam yaşını aldıktan sonra kurban kesme işini bana devretti, diyebilirim. İnşallah ben de benden sonra gelecek olanlara bu güzelliği devredebilirim.

Oğluma illa da öğretmem gereken şudur bahsini nasıl detaylandırırsınız?
Bir erkek hayata karşı, hayata rağmen ahlakıyla nasıl direnir bahsini iyice öğretmek isterim. Gördüğüm o ki hayattan kopuk, ebeveyn korumasıyla, dünyaya dokunmadan yetişen çocuklar ergenlik ve yetişkinlik döneminde dünyanın ilk taarruzuyla mağlubiyete uğruyor, kendisini yerden kaldıracak bir ele ihtiyaç duyuyor. Hayat her zaman size uzanacak bir eli barındırmayabilir, bazen tek başınıza öylece kalıp etrafınıza bakarsınız, hele ki erkekseniz yerde kalmanız kabul edilebilir bir durum değildir benim ölçülerimde. Ayağa kalkıp ahlaklı bir savaş vermeniz, haysiyetinizle zorluklara karşı ayak diremeniz gerekir.

“Kızımın bu hayatta ille de bilmesi gereken üç şey” dediğinizde aklınıza neler geliyor?
Ehl-i sünnet çizgisini hayatının her alanında ailesiyle beraber takip etmesi hem onun hem de bizim için büyük bir mükâfat olur. Şükretmeyi öğrenmesi, ibadetlerini dünyalık işlerinin önüne koyması ve ev idaresini bilmesi en büyük dualarımdan biridir.

Ev işinde erkeklere en çok yakıştırdığınız işler nelerdir?
Ev işi deyince sanki biraz hafif bir işmiş gibi geliyor kulağa. Fakat hakikaten bir evi çekip çevirmek ciddi anlamda çok büyük bir olay, hem fiziksel hem de zihinsel olarak yıpratıcı bir süreç. Düşünsenize annesiniz ve hayatınızın sonuna kadar eşinize ve çocuklarınıza sabah kahvaltısı ve akşam yemeği hazırlamanız gerekiyor. Bunu düşünmek bile başlı başına yorucu bir durum. Allah sabrını veriyor demek ki.
Annem titiz bir hanımefendiydi; küçük yaştan itibaren bulaşık yıkama, yer silme, toz alma gibi birçok işte kendisine yardımcı olmamı bekledi, mecburen oldum ben de. Ama şimdi de bu işlerden hiç gocunmam, gücümün yettiği kadar her işe el atarım.

Hayat müşterek olduğuna göre sizin payınıza düşenden memnun olduğunuz/asla memnun olmadığınız hususlar nelerdir?
Çok şükür bugünlerimize. Hanımlar olmasaydı erkeklerin hâli nice olurdu, bilemiyorum. Allah hepsinden razı olsun.