İnci Ertuğrul

İnci Ertuğrul

Spiker

İnci Ertuğrul, Trabzon Akçaabat’ta doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Akçaabat’ta tamamladı. KTÜ İşletme Bölümü mezunu olan Ertuğrul, TRT’nin Spikerlik sınavını başarıyla geçerek sunuculuk mesleğine adım attı. 1993 yılında TGRT’nin kuruluşuyla birlikte çalışma hayatına İstanbul’da devam eden Ertuğrul üç ay Londra-Reuters binasından gerçekleştirilen yayınlarda görev aldı. Son olarak TRT Haber’de “İnci Ertuğrul ile Haber Tadında” adlı programı sundu. Öğretim görevlisi olarak çalışmayı sürdürmektedir. Evli ve bir kız çocuk annesidir.

Evin sıcak yüzü nerede başlar?

Evin girişinde başlar. Kapıyı açan kişinin yüzündeki ifadede. Size gülümsemesinde ‘hoş geldiniz’ derken sesinin tınısında, sizi kucaklamasında başlar. O ev ‘gerçek bir yuva’dır, bunu daha eşikteyken hisseder insan.

Hangi zamanlarda “şimdi evde olmak vardı” dersiniz?

En zor ve en iyi anlarımda böyle söylerim. Ya canım çok sıkkınken, mutsuzken, hastayken bir sığınaktır ev benim için; ya da özel günlerde, özel zamanlarda aileyle sevdiklerimle bir arada olmak, paylaşmak için bir buluşma noktası, şenlik alanı gibi.

Ev kokusu deyince aklınıza ne gelir?

Pişmekte olan yemeğin kokusu gelir. Özellikle de çorba için hazırlanan tereyağlı sosun kokusu. Paylaşmayı, bir arada olmayı, ailece oturulan kalabalık mutlu sofraları hatırlatır bana. Bir de kurumakta olan çamaşırların kokusu. O temizlik kokusu bana arınmayı, onarmayı ve devam etmeyi çağrıştırır.

Evin en çok sevdiğiniz eşyası hangisi?

Bu içinde bulunduğum ruh haline göre değişir. Üzerinde televizyon seyrettiğim, kitabımı okuduğum, bilgisayarımda çalışırken oturduğum (aslında yayıldığım demeliyim), bir köşe koltuğum var. Bazen de mutfak masası. Bir köşesinde pek çok şeyi aynı anda halledebiliyorum. Çoğunlukla da kütüphanem. Kitaplarımı seyrederim bazen. Gerçekten durur onlara bakarım. Okuduklarım, öğrendiklerim, okuyacaklarım. Çok iyi gelir bana kitaplara bakmak, o kokuyu hissetmek bana iyi gelir.

İnsanların parmak izleri var. Evlerin parmak izi var mıdır, her evi farklı kılan?

Bir evin parmak izini içinde yaşananlar oluşturur. Her köşeye sinen anılar, uzun süredir kullanılan eşyalar çok değerli bence. Bir de fotoğraflar. Yaşananları belgeleyen, özenle seçilip çerçeveleri sergilenen fotoğraflar o evin parmak izini oluşturur.

Şimdiye kadar evinizde yapmak isteyip de yapamadığınız nedir?

Evle ilgili çok sık projeler üretirim ama kolay kolay hayata geçiremem. Eşya da benimle yaşasın, yaşlanınca hoşuma gider. Kaldırıp atamam kolay kolay tekrar değerlendirmek isterim. Ama bir terasım var epeydir orayı düzenlemek, yeşil bir oturma alanı oluşturmak istiyorum.

Ev ile ilgili atasözü deyim ya da aile büyüklerinize ait bir söz var mı zihninizde?

“Ev alma komşu al” sözü geliyor hemen aklıma. Küçük bir çevrede büyüdüm ben. Komşular ailemizin bir dış halkası gibiydi. Yakındık birbirimize. Herkes komşusunun çocuğunu, evini, bahçesini de korur kollardı. Bir de babamın söylediği “Evli evinde gerek” sözü. Eve, aileye sahip çıkmayı, sağlam tutunmayı anlatır bana.

Eli her daim evin üzerinde olanlardan mısınız yoksa hiçbir şeye el sürmeyenlerden mi?

Çok iyi bir ev hanımı sayılmasam da alışveriş ve yemek hep bana ait olmuştur. Her an olmasa da ‘elim hep evimin üzerindedir’ diyebilirim. Önceliğim hep orasıdır.

Evde sizi dinlendiren, en sevdiğiniz hobiniz nedir?

Zaman zaman yaptığım resimler. Daha çok çiçek resimleri yapıyorum. Bir de kitaplarımı düzenlemek, gruplandırmak çok iyi gelir bana.

Evinizde kimi ağırlamak isterdiniz?

Sevdiğim, insan olarak yakın hissettiğim, bir şeyler paylaşabildiğim herkesi. Bence ev; yüreğine ulaşabildiği, yüreğinize ulaşanların gelebileceği bir yer. Ailenizin de kapısını açıyorsunuz çünkü. Onun için arkadaşım, dostum, korkmadan çekinmeden sohbet edebileceğim, birlikte gülebileceğim insanları ağırlamak isterim. Tabii ki tanrı misafirlerine kapım her zaman açık ama ‘işle’ ilgili evde davet verilmesi fikrini pek sevmiyorum. Çünkü ev direk aile demek benim için.

Unutamadığınız ev ziyareti?

Acı bir anı, ama unutamadığım bir ziyaret benim için. Aynı evden iki farklı fotoğraf var zihnimde yan yana. Ortaokuldayken bir arkadaşımızın evinde toplanmıştık. Annesi bizim için hazırlıklar yapmış, bizi güler yüzle, sevgiyle karşılamıştı. Bundan kısa bir süre sonra anne trafik kazasında hayatını kaybetti. Ve bu kez başsağlığı dilemek için gittik aynı eve. Ev bambaşkaydı, anlatamayacağım çok büyük bir boşluk vardı. Salonun köşesinde bir divan vardı. İlk gidişimizde üzerinde kahkahalarla oturulan o divanı üstünde arkadaşım iki kardeşine sarılmış ağlıyordu bu kez. Aynı evden o iki fotoğraf taptaze zihnimde. Ve ev-aile-birliktelik kavramlarına dair çocuk yaşımda yaşadığım o duygular da…