Necla Koytak

Necla Koytak

Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ndeki yükseköğrenimini Erzurum’da tamamladı. 5 yıl Ankara’da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nde, Etüt ve Plan Mühendisi olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde pedagoji okudu. Yüksek lisansını Üsküdar Üniversitesi’nde uygulamalı psikoloji alanında yaptı. 10 yıl süreyle özel liselerde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1988 yılında, kendisiyle aynı düşünce ve idealleri paylaşan eğitimci arkadaşlarıyla birlikte “Kadından Topluma Eğitim Grubu” adlı girişim grubunu kurdu. Bu grupla birlikte 1988’den bu yana, “Her Anne Bir Okul” adını verdiği bir eğitim programı çerçevesinde genç kız ve kadınlara yönelik eğitim programları düzenlemektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “Aile Eğitim Programı” eğitmeni ve formatörüdür. Hâlen, İnsan Gelişimi ve Toplumsal Eğitim Vakfı’nın genel sekreteridir.
Kitapları: Her Anne Bir Okul, Ben Bana Verilenim, Sevgi ve Erdem Toplumu İçin Bir Temel Eğitim Modeli.

Evin sıcak yüzü nerede başlar?
Evin sıcak yüzü, açık veya örtülü her türlü belirsizlik ve tehdit duygusuna karşı içten içe hissettiğim korunaklı bir sığınak ihtiyacı ile başlar benim için. Ruhumuzda var olduğunu düşündüğüm, evrenin hep aynı kalan ve sürüp giden düzenini hissetme yöneliminin ve her şeyin aynı ve yerli yerinde olduğu bir yere ait olma ihtiyacının basit ve gündelik karşılığını “ev”de buluyoruz belki de. Yani evin sıcaklığı içimizden yansıyor bir bakıma, varoluşsal ruhi ihtiyaçlarımızı karşıladığı ölçüde…

Hangi zamanlarda “şimdi evde olmak vardı” dersiniz?
70 yaşındayım, çocukluğumu ve gençliğimi Erzurum’da, geleneksel kültürün hâlâ korunduğu, kadının ağırlıklı olarak “eve ait” olduğuna inanılan dönemlerde yaşamış olmamın yanı sıra rahmetli babacığımın, annem için koyduğu “ikindi vaktine kalmadan evde olma” kuralı konusundaki titizliğinin içimde bıraktığı derin izden olacak ki, hava karardığında hâlâ ev dışındaysam, biraz telaşa kapılırım ve içim bu cümlede ifadesini bulan arzuyla dolar.

Ev kokusu deyince aklınıza ne gelir?
Ev, kapısından her girişimizde, sokağın hoyratlığını, tekinsizliğini, yabancılığını dışarıda bırakan, içimizi sıcak duygularla dolduran ve hep aynı kalan kendine has kokusuyla karşılar bizi. Ev kokusu, yaşanan mutlulukların ve sevinçlerin evin köşe bucağında dolaşan esintilerden yayılan, çekilen üzüntülerin ve kederlerin buğusundan süzülen, evin şahitliklerinin tortusundan tüten, yaşanmışlıklardan arta kalan, adını koyamadığımız kokusudur.

Evin en çok sevdiğiniz eşyası hangisi?
Üstü okunacak kitaplarla dolu çalışma masam desem sedirimizin, akşamları aile efradıyla birlikte çay içerken oturduğum köşesinin hatırı kalır. Ha bir de sevgili babacığımdan kalan, duvar saati. Onun nadide bir eşya gibi üstüne titrediği ve her gün aynı saatte kurarken merakla seyrettiğim, çocukluğumun en büyülü eşyası.

İnsanların parmak izleri var, evlerin parmak izi var mıdır, her evi farklı kılan?
Elbette her evin kendine has bir özellikler bütünü vardır. Bazı evler, ıssız, karanlık ve soğuktur. Bazı evler, insanı sarmalayan sıcaklık, çın çın çınlayan neşe ve ışıl ışıl canlılık barındırırlar duvarlarının arasında. Bazıları görmüş geçirmişlik, durmuş oturmuşluk ve mesafeli bir ağırbaşlılıkla insana, “Dur biraz, sakin ol, toparlan ve kendini bil!” der gibidir.

Şimdiye kadar evinizde yapmak isteyip de yapamadığınız nedir?
Çocukluğumda evimizde kedi hiç eksik olmazdı. Kediler; annem, babam, yedi kardeş, annemin halası ve genç yaşta kimsesiz kaldığı için bizimle yaşayan babamın amcasının kayınbiraderinin eşi Fadime nineden oluşan geniş ailemizin on ikinci üyesi olmuşlardır her daim. Bundan olmalı ki, oldum olası hep evde kedi beslemek istemişimdir. Yazık ki bu, bir türlü yapamadığım şey olarak kalıp gitti.

Ev ile ilgili atasözü, deyim ya da aile büyüklerinize ait bir söz var mı zihninizde?
“Ev dediğin evrendir” sözü bana çok anlamlı gelir. Evin, bir hologram gibi içinde hayatın, hayatı dokuyan duyguların, düşüncelerin ve ilişkilerin hülasasını; toplumsal kültürel değer ve duyarlıkların özünü taşıdığına dair güçlü bir ifade olduğunu düşünürüm. İlaveten, Yunus suresi ayet 87’de: “Evlerinizi karargâhlar edinin” buyurulur. Bu ayetin, Firavun’un yaşattığı zulme ve dayattığı söyleme karşı müminlerin evlerine ağırlıklı olarak, kendilerini ve kimliklerini korumaya yönelik uygun stratejiler geliştirme işlevini yüklemelerine işaret ettiğini düşünürüm ben.

Eli her daim evin üzerinde olanlardan mısınız yoksa hiçbir şeye el sürmeyenlerden mi?
Elim her daim evin üzerindedir, diyebilirim. Mesela evi düzenlemeden, her şeyi yerli yerine koymadan gönül rahatlığıyla yatmaya koyulamam ya da dışarı çıkamam, kitap okumak vb. zevkle yaptığım işlere başlayamam veya verimli çalışamam.

Evde sizi dinlendiren en sevdiğiniz hobiniz nedir?
Kitap okumak, müzik dinlemek, zaman zaman film seyretmek.

Evinizde kimi ağırlamak isterdiniz?
Yakınlarımı ve sevdiğim dostlarımı ağırlamaktan mutluluk duyarım.

Kimin evinde ağırlanmak isterdiniz?
Yakınlarımın ve dostlarımın evinde.

Unutamadığınız ev ziyareti?
Kitaplarıyla bize Hz. Peygamberimizi en iyi ve doğru şekilde anlatan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ı, 1990 yılında, Paris’te, Rue de Tournon Sokağı’nda bulunan dört katlı bir apartmanın çatı katındaki iki gözlü evinde iki saat kadar süren ziyaretimi unutulmaz kılan o kadar çok izlenim kaldı ki zihnimde, bu kısacık süreye nasıl olup da sığdırabildiğime hâlâ hayret ederim.