Erol Erdoğan

1969’da Sinop’ta doğdu. 1979’dan beri İstanbul’da yaşıyor. Lisans eğitimini ilahiyatta, yüksek lisans eğitimini sosyolojide yaptı. Nida, Mavikuş, Şehrengiz, Yeni Dünya, Bengisu.net, SPD dergilerinin kurucu kadrolarında yer aldı. Milli Gazete’de eğitim ve kültür konularında yazdı. Yazıları Milli Gazete, Radikal, Yeni Şafak gazeteleri ile Kültür Ajanda, CF, Din ve Hayat, Milli Şuur, Tohum dergilerinde; şiirleri ise Şehrengiz, Tütün ve Ayvakti’nde yayımlandı. 2007’de Çanakkale Savaşları alanında tematik kitaplar neşreden Yarımada Yayınları’nı kurdu. İnsan Mevsimi isimli bir kitabının yanında 1997 yılından beri derlediği çocuk oyunlarını içeren Taş Oyunları, Kelime Oyunları, İp-Mendil Oyunları, Kumsal Oyunları ve Top Oyunları kitaplarından oluşan bir kitap seti vardır.

Sabahı nasıl selamlarsınız?
Sabahları su ile kendimi selamlıyorum önce. İnsanın eline, yüzüne, göz kapaklarına suyun değmesi hayata yeniden merhaba demesini sağlıyor. Uykuyu yarı ölüm gibi düşünürsek, su bizi her sabah yeniden hayata başlatıyor. Sonrasında selamlaşma sözcükleriyle ile eşimi ve çocuklarımı selamlıyorum. Tabii o arada saat ile bakışıyorum. Sonra perdeyi aralayıp gökyüzü ile göz göze geliyorum. İstanbul dışında bir yerde isem mesela köyde, pencereyi açıp uzayıp giden yeşillikler, dağlar, ağaçlar, ufuklar ile selamlaşıyorum. Uykumu alamamışsam bunlar eksik yaşanıyor tabii.

Gece en son kendinize ne söylersiniz?
Galiba her gece, “Yine geç yatıyorum” cümlesini tekrar ediyorum. Geceyi seviyor olmam, uykuya başlama saatimin gecikmesi anlamına geliyor. Erken uyumak için kendime çekidüzen vermeliyim. Gecenin son sözlerinden biri de eşime ve kızlarıma iyi geceler dilemek.

Hangi sıklıkla, ne vesilelerle hediye alırsınız ve hediye alırken neye dikkat edersiniz?
Sanıyorum “az sıklıkla” alıyorum. Çoğaltmalıyım. Eşime çiçek götürürüm. Sık olmasa da bunu yapıyorum. Kızlarımın biri ayraç koleksiyonu yapıyor, ona sıkça ayraç almaya çalışıyorum. Bir de doğadan topladığım ilginç ağaç yapraklarını, taşları, şekilli şeyleri hediyelik olarak kullanıyorum. Ayrıca, dostlarla en iyi paylaşımın çay, kahve, selam, gülümseme, hâl hatır sorma olduğunu düşünüyorum.

En son ne zaman hasta ziyareti, taziye ziyareti yaptınız?
Geçen hafta hasta ziyareti yaptım. Taziye ziyareti ve cenaze namazı katılımım sık oluyor. Siyaset, sivil toplum kuruluşları ve yayın hayatında birlikte olduğumuz arkadaşlarımı ilgilendiren cenazelere ve taziye ziyaretlerine katılmaya çalışıyorum.

Elinizle neleri üretmeyi seversiniz? Yemek yapar mısınız mesela ya da tadilat?
Bekârlığımda ve evliliğimizin ilk yıllarında mutfağa daha sık girerdim. Yıllar geçtikçe azaldı. Evde eşim ve iki kızım olmak üzere üç kadına karşı tek erkeğim. Bana yemek sırası pek gelmese de yemek hazırlığına destek veriyorum. Zaman zaman yeni yemek denemelerim oluyor. Böyle bir merakım var. Daha büyük arızayla sonuçlanmayacağını tahmin ettiğim tamirat işlerine de el attığım oluyor.

En uzun kullandığınız eşyanın yaşı?
Buzdolabımız ve halılarımız yirmi iki yıllık. Kitaplığımız da öyle. Evlendiğimizde almıştık, hâlâ kullanıyoruz. Kırmızı bir hırkam var, o da yirmi bir yaşında.

Kalemleriniz (yazarken nasıl bir kalem kullanırsınız mesela) ve kelamlarınız (en sevdiğiniz kelime ya da sözler)?
Kalem ve tespih konusunda başarısızım, ya elimden biri alıyor ya bir yerde unutuyorum. Çok güzel kalemlerim vardı, artık yok. Yazarken kurşun kalemi seviyorum. Konuşurken “dostum” kelimesini, yazarken “düşünüyorum” kelimesini sıkça cümle sonuna getirdiğimi fark ettim.

En sevdiğiniz vakit?
Vakitlerden ikindi sonrasını, mevsimlerden güzü seviyorum. Her ikisi için birkaç yazı çalışmam oldu. Güz ile ilgili yazılar İnsan Mevsimi’nde yer aldı, “İkindi Demi”ne dair yazım ise sonraki bir kitabımda yer alacak. İkindinin kokusunu, güneşini, gölgesini, sükûnetini seviyorum. Bende ikindinin ve güzün çok özel anlamları var.

En huzurlu anınız?
Gülümseyen bir yüze rastladığımda kendimi huzurlu hissediyorum. O yüz bana gülümsüyorsa huzurum daha da artıyor.

En çok neye öfkelenirsiniz?
Yalan bende öfke oluşturuyor. Yalanı yenersek fitnenin yarısının yok olacağına inanıyorum. Bir de çocukların her anlamda istismarına tahammülsüzüm. Özellikle savaşların iyice çocuk düşmanı olmasını dehşetle izlemek üzüyor, kahrediyor.