Yürüyelim arkadaşlar

Siz bu satırları okurken belki de cemrelerin tamamı düşmüş olacak. Bunun anlamı baharın artık gelmiş olması. Her cemre düşüşünde havada ve bünyelerde yaşanan kısmi şaşkınlık ve ihtilaç, gelmekte olan yeni mevsimi karşılamanın heyecanlı bir yolu bile sayılabilir.

Biz de bu sayımızda, baharı kendi heyecanımızla karşılamak istedik. Yürümek için pek elverişli, tamamen uygun, gayet hevesli iki uzvumuza, yani bacaklarımıza olduğu kadar, zihnimize ve ruhumuza da insanlığın bu yalın ama derin etkinliğini, yürümeyi hatırlatmayı diledik.

Bir insan yavrusunun yürümeye başlamasının onun kendi hayatında olduğu kadar, onu çevreleyen ailesinin hayatında da, en kritik iki eşikten biri olması (diğeri de konuşmaya başlamak) size de ilginç gelmiyor mu? Bir bebeğin yürümeye başlaması aile, hatta geniş aile içinde bir tür kutlamanın konusudur. İlk adımlarımızı çoğunlukla alkışlar, küçük çığlıklar ve kahkahalar eşliğinde atıyoruz. Çünkü bebeğin kendi ayakları üstünde durması, onun sürünen ya da emekleyen bir canlı türü olmaktan çıkarak bildiğimiz anlamda insan olmaya da adım atması anlamına geliyor. Tıpkı konuşmaya başlamasının, biçimsiz sesler çıkartan bir canlı olmaktan çıkmasına yardımcı olması gibi.

Yürümenin kendisinin düşünceyi uyaran bir yanı var. Aristoteles’in derslerini yürüyerek yapmasından mülhem olarak, onun çığırının peripatikler yani yürüyenler olarak anılması boşuna değil. Onun dışında da birçok filozofun ve bilgenin aynı zamanda iyi birer yürüyücü olduklarını bilmek de heyecan verici. Kimi Kara Orman’da yürümüş, kimi Walden Gölü çevresinde.
Belki diyoruz, şu bahar günlerinde kendimize yer yüzeyinde bazı yeni rotalar belirleyebiliriz. Bu rotalar semtimizde ya da bir dağ yamacında olabilir. Yürürken geride bir şeyleri -bazı ağırlıkları, kimi yükleri, belki birilerini- bırakabiliriz. Bu yeğnileşmeye belki de çok ihtiyacımız vardır, anlamış oluruz. Yürümenin zahmetli bir şey olmak yerine, kafa açan, kendimiz üzerine düşünmeye yol açan bir eylem olmasıyla tanışırız.

Ahmet Murat