Nihayet Dergi “Kamusal alanda Müslüman erkekler” başlığıyla karşınızda.

Modernleşme sürecimiz boyunca hem yabancıya benzemek/benzememek hem de eski/yeni karşıtlığı üzerinden ele aldık giyim kuşam meselesini. Erkek ve kadın kıyafetlerinin birbiri ile etkileşim halinde değişip dönüştüğünü göz ardı ettiğimizden olsa gerek, özellikle 1970’lerden beri hep muhafazakâr kadın kıyafetlerini, örtünmeyi, ‘yanlış’ ya da ‘fazla’ örtünmeyi tartışıyoruz.

Halbuki muhafazakâr delikanlılarla yaptığımız soruşturmanın cevapları, kıyafetle ilgili ‘dramatik bir gerilim’ yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Bu tespitten yola çıkarak hazırladık “Kamusal alanda Müslüman erkekler” dosyasını.

Yaşlılar, orta yaşlılar ve gençlerin günlük hayat içinde kıyafetleriyle girdikleri diyaloğu anlamaya çalıştık.

İsmail Kara, Erkeklere de ‘Başörtüsü’ yazısında erkek tesettürünün daima dönüşmeye meyyal ahvalini yazarken, Cihan Aktaş Tesettür Beraberliği’nde kadın ve erkeklerin tesettür birlikteliğini yazdı.

M. Fatih Karakaya Giyinmenin Ekonomi-Politiği, Selim Demirci Muhafazakarlığa Din-Dar Geldi, Osman Bülent Manav “Carpe Diem” vs. “Hûş Der Dem” yazılarında muhafazakar erkeklerin kıyafetlerinde meydana gelen dönüşümü ele aldı.

Devlet Opera ve Bale’den emekli, şimdilerde Fatih Çarşamba’da terzilik yapan Hüseyin Yörük ile mütedeyyin erkeklerin giyim kuşamları üzerine konuştuk: Slim Fit ya da Selim Fit.

Farklı yaşlardaki erkeklerin kendi kıyafetleri ve modern kıyafetler üzerine değerlendirmelerini iki soruşturma altında ele aldık:

Şalvardan Pantolona, Pantolondan Şorta, Ya Sonra…

Kararsız Kimlikler, Kararsız Kıyafetler

Diriliş dizisi oyuncularıyla dizideki kostümleri ve gündelik kıyafetleri üzerinden erkek gardırobunu konuştuk: Şapkayı Alan Başı da Alır.

Zaman Tünelinde Seyrüsefer: Erkek Gardırobundan Gelip Geçenler yazısı erkek kıyafet modasında tarihi bir yolculuk…

Hayatımızın hikâyesi: Oldurmayan zamanlarda adam olmak

Hayatımızın Hikâyesi’nde bu ay Yakup Kadri’nin “On Dört Yaşında Bir Adam” öyküsünü tartıştık. Günümüzün çocuksulaşan, bu sebeple de ‘korku’ya teslim olan toplumuna bir ışık düşürmek üzere neredeyse yüz yıl öncesini anlatan bir hikâyeye odaklandık tartışmamızda. Bir sonuca varmak yerine yeni sorularla zihinlerde yeni düşünce kanalları açmayı hedefledik: Acıyı tecrübe edişin, iş yapış ve işe bakış tarzının kültürel ve toplumsal bir atmosferi var. Bu atmosferi bugün neden sağlayamıyoruz? Bugünün dünyasında ‘olgunlaşma’yı sağlayacak tecrübeyi neden kazanamıyoruz?

İstanbul’da iki devir: İstanbulin ve Redingot / Fatma Tunç Yaşar

Osmanlı’nın son döneminde erkek kıyafeti teorik olarak tektipleşme temayülü içerisindeydi. Zaten modernleşmek, tüm farklılıkları ortadan kaldırarak eşitlenmek demekti. Fatma Tunç Yaşar, Osmanlı’nın modernleşme sürecini erkek kıyafeti üzerinden ele aldı.

Bir rüyanın peşinden giden Yusuflar / Ayşe Kaya

Hikâye 1908 yılında Arapkir’de bir erkek çocuğunun dünyaya gelmesiyle başlıyor. Kulağına Yusuf Kamil ismi okunduğunda kimseler bilemezdi ismi gibi kaderinin de Hz. Yusuf’a benzeyeceğini… Yusuf Kamil Paşa ve eşi Zeynep Hanım hayratı olan Zeynep Kamil Hastanesi’nin yapılış hikâyesini Ayşe Kaya yazdı.

Babamdan bana kalan: Yitik Vasiyet / Mehmet Sabri Genç

Rahmetli babam sabah ezanıyla uyanır, namazını kılar ve savaşa yani mücadele alanına giderdi. Biz buna ‘iş’ diyoruz. Babam mücadeleci kimliğini evvela kendi nefsine karşı gösterirdi… Mehmet Sabri Genç, babasından kendisine bıraktığı yadigârları yazdı.

Söyle bakalım kimlerdensin / Güzide Ertürk

Yahudilerin katı kıyafet kuralları yanında Müslümanların yıllar içinde bozulan tesettür anlayışını karşılaştırınca sormadan edemiyorum; neden böyle oldu?.. Güzide Ertürk, Müslümanların ve gayrimüslimlerin tesettür konusundaki hassasiyetleri üzerine bir tecrübesini yazdı.

Kuşağa bel bağlamak / Emel Özkan

Kuşak, günümüzde antika değeri taşıyan kıyafetler arasında zikrediliyor artık. Şalvar, içlik, salta gibi giysilerin toplandığı, yalnızlığa katlanan bohçadaki yerini çoktan aldı. Yokluğunun hissedildiği söylenemez üstelik… Emel Özkan, artık bel bağlamadığımız kuşağın vazifelerini yazdı.

Müziğe Euzü Besmele ile başlayan adamlar / Sema Babuşçu

“Musiki ahlak-ı beşeri tasfiye eden bir ilm-i şeriftir.” der Dede Efendi. Musiki bir ilim olarak, kemâle ermede bir vesile vazifesi görmüş daima… Sema Babuşçu, musikiyi hafız tavrıyla icra eden musikişinasları yazdı.

Kayınpederimin gardırobu / Betül Şatır

Suskun, çok şey bilen ama bunu asla dışa vurmayan sakin bir insandır kayınbabam. Toprak onun ekmeği, mahsul hayatının bereketi olmuştur yıllarca. İnanmazsanız ellerindeki derin nasırlara, heybetli damarlara sorun… Betül Şatır, kayınpederinin mütevazı gardırobunu yazdı.

Adamların rengi: Siyah / Ayça Örer

Siyah matem rengi mi, asaletin simgesi mi? Gençler için uygun mu yoksa yalnızca yaşlılar mı giymeli? Peki her dönem bu kadar popüler miydi? Shakespeare siyahı çok mu severdi? Bu soruların cevabı John Harvey’in Siyah Giyen Adamlar kitabında gizli… Ayça Örer, Harvey’in Siyah Giyen Adamlar kitabını Nihayet için değerlendirdi.

İşte o film: Yalnızlık dehlizinde sekiz gün / Elif Sönmezışık

Ali (Serdar Orçin), çok katmanlı bir yalnızlığın temsili. Öyle ki, anne ve babasının çekip gittiği dünyada, sanki kendi kendini kimsesiz bırakmış ve girdiği kuytudan çıkmaya ürken bir adam o. Sığındığı yerler tehlikeden uzak ve karabasansız olduğu kadar, neşesiz, heyecansız ve sevgisiz de… Elif Sönmezışık, Ali’nin Sekiz Günü filmini ele aldı.