I

“Evli evine, köylü köyüne” tekerlemesine ayak uydurmuş bir sokaktan geçiyorum. Alaca karanlıkta yaşları birbirine denk ama boyları biri diğerinin iki katı olan iki çocuk ellerindeki büyük ekran cep telefonundan bir şey seyrediyorlar. Yanlarından geçerken, seyrettikleri şeyden pis, berbat, aşağılık bir küfür geliyor kulağıma. “Ne seyrediyorsunuz?” diye soruyorum. Alacağım cevabı biliyorum. Aylardır elinizdeki sayıyı hazırlayabilmek için çocukların, gençlerin dünyasına girmeye çalışıyorum. Gire gire öğrendim.
“E.B.’yi mi (adını buraya özellikle yazmıyorum) izliyorsunuz?” diye tekrar soruyorum. Şaşkın bir şekilde, “EVET” deyip heyecanla soruyorlar: “Sen onu biliyor musun abla?”
Şamata olsun diye “Evet, geçen gün Ankara’da AVM yıkılırken ben de oradaydım” diyorum.

Merakları iyice artıyor. “Gördün mü, gördün mü?” diyorlar. “Gördüm, çok da önemli bir şey değildi aslında, aynı ekrandaki gibiydi işte” diyorum. “Sen onu sevmiyorsun galiba” diyor uzun boylu olan. “Ya aslında…” diyorum. Tıpkı onlar gibi. “Yani işte…” diyorum. Tıpkı onlar gibi. “Ama küfürlerini sevmiyorum” deyince ikisi birden “YALANCI” diye bağırıyor.
Bahsi geçen kişiyi sevip de ettiği küfürlere mesafe koymak… Çocuklar ve gençler için işte bu mümkün değil.
11-13 yaşındaki çocukların dünyası ailelerine oldukça uzak. Çocuklarının ne yaptığını, nasıl bir gelecek tasavvuru olduğunu YouTube üzerinden kimlere hayranlık beslediklerini pek çok aile bilmiyor.
Dünyaya gelmelerine vesile oldukları çocuklar, çok başka evrenlerin içinde yaşıyorlar da ailelerinin haberleri yok. Çok mu yargılayıcı bir cümle oldu? O hâlde 10 yaşındaki Suriyeli Mustafa T’nin söyleşisini lütfen tekrar tekrar okuyun.

II

“Gençler oyuna geldi” sayısını hazırlamak için çok çaba sarf ettik. Anlamaya çalıştık. Gençlerin oyun oynarken aldığı zevke, oyuna bağlanma süreçlerine, kimlerin nasıl “gamer” olduğuna göz hizasından tanık olmaya gayret ettik.
Bedenin parantez içine alındığı bir dünyada, “oyuncu” olan gençlerin oynadıkları oyunlara dair hissiyatlarını konuşmaya çalıştık. Bilmediğimiz bir dünyada onların mihmandarlığına başvurduk.
Behzat ve Ali Talip ile yapılan söyleşileri lütfen dikkatle okuyun. Onlar siber-uzayda yer almanın önemine ve zevkine vâkıf olmuş gençler. Özellikle Behzat’ın, internet üzerinden oynadığı oyunların verdiği zevki anlatırken kurmuş olduğu “Hayatın algoritması yok ama oyunların var” cümlesi, dijital oyun kültürünün nasıl bir hayat algısı ve beklentisi oluşturduğuna dair çarpıcı ipuçları sunuyor.
Lütfen dergiyi bir kitabı okur gibi, sayfa sırasına riayet ederek okuyun. “Hayatımızın Hikâyesi” ile meselenin kavramsal boyutunda ilerledikten sonra Ali Talip ve Behzat ile yapılmış söyleşiler üzerinden meseleyi sorgulamaya başlayacaksınız.

Liseye giriş sınavında (OKS) vilayetinde 1. olmuş, Türkiye genelinde ilk 50’ye girmiş, hâlen tıp fakültesi öğrencisi olan Ahmet’in anne babası ile yapılmış söyleşiyi, başarı odaklı eğitimin açmazlarını, dijital oyun müptelası olmaya kadar giden hikâyesi üzerinden sarsılarak okuyacaksınız.
Her üniversite sınavından sonra başarı abidesi olarak medyada boy gösteren gençlerin hayat içinde nasıl yol aldığını merak ediyorsanız, Ahmet’in hikâyesi size çok şey söyleyecek.
Tanıklıklar burada bitmiyor. Değerli öykücü Mustafa Çiftçi, hayatına aşina olduğu bir gencin oyunlar üzerinden adım adım ölüme gidişini kaleme aldı.
Tanıklıkları değerlendirirken elbette akademik bir bakış açısına da ihtiyacımız var. Haliç Üniversitesi öğretim üyelerinden İsmail Hakkı Polat ile dijital kültür ve oyunlar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

III

Dijital oyun dünyası, teorisi henüz oluşmakta olan bir alan. Yeni iş/eğlence endüstrisi video oyunları üzerine kurulu. Ekonomik krizler, işsizlik ve video oyunlarının artışı arasındaki irtibat düşündürücü.
Daha da şaşırtıcı olanı kendini dindar olarak tanımlayan bir gamer’ın oyunda Amerikan askeri olarak Orta Doğulu “kötü adamların” peşine düşmekten rahatsız olmaması. Amerika’nın bölgedeki mevcudiyetini, “Orta Doğu labirenti” algısı üzerinden meşrulaştırdığının farkına varmaması.
Küresel düzende savaş, sürdürülebilir ekonomi için kaçınılmaz bir araç olarak kabul ediliyor. Video oyunları ise savaşı meşrulaştıran bir işleve sahip. Hem bugünkü sömürünün hem de geleceğin sınıflar arası çatışmasının, makine-insan karşılaşmasının yapı taşları video oyunları tarafından döşeniyor. Bu yüzden bu alanı hem teorik olarak çözümlememiz hem de kontrol edemediği bir dünyadan kontrol edebildiğini sandığı dünyaya kaçan gençlerin dünyasına yaklaşmamız elzem.

Dijital oyunların gençler üzerindeki etkisini tasvir etmek, tahlil ve teklif sunmak için bir sayı yeterli değil. Elinizdeki sayı ile ebeveynlerin ve öğretmenlerin dikkatini sorun alanına çekmeye çalıştık. Bunu yaparken oyunun geçmişten günümüze serencamını da nazara vermeyi ihmal etmedik. Değerli yazarlarımız konuyu kalbinden yakalayan metinlerle geçmişi günümüze bağlayan sıcak ama derin yazılar kaleme aldı.
Anne babalar dijital dünyada içerisi ve dışarısı ayrımının nasıl farklılaşıp değiştiğini idrak edemediği için evde, odasında ekran başında olan çocuğunu emniyet içinde zannediyor.
Korktuğunuz şey tam da çocuğunuzun odasında ve elinde.