Gençliğe dair iki yol hikâyesi

Biri otuz sekiz yaşında dede olmaya hazırlanıyor. Diğeri otuz altı yaşında, hâlâ öğrenci.

Röportaj: Hayriye Erçetin

Hayatı anlıyorum ama konuşamıyorum

Remzi Akdoğan 36 yaşında. Balıkesirli ve beş çocuklu, çiftçilikle iştigal eden bir ailenin en büyük çocuğu. 1999’da ilk kez ÖSS’ye girer, fakat sınavı kazanamaz. İkinci girişinde Selçuk Üniversitesi Tapu Kadastro bölümüne yerleşir. Bölümü bitirir, ama asıl hedefi tarih okumaktır. 2009 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirir, aynı yıl yüksek lisansa kabul alır. Böylece sınav maratonunun ilk adımını da atmış olur. Toplam yedi kez ÖSS’ye, yirmi beş kez YDS’ye, on dört kez ALES’e, on kere de KPSS’ye girer. Şu an YDS’den yeterli puanı alamadığı için doktoraya başlayamıyor. Hâlihazırda dördüncü üniversitesini okuyor.

Öğrenciliği âdeta meslek edinmiş marjinal bir tip gibi görünen Remzi Akdoğan’ın, sorumluluk almaması, hayatını ertelemesi, uzatmalı gençliği yaşaması bakımından, toplumsal bir karşılığı ve belli bir temsil gücü var. Onu, yanından ayırmadığı sırt çantasıyla gittiğiniz herhangi bir seminerde, konferansta ya da fuarda görebilirsiniz. Halis niyeti ve ibadetlerinde hassasiyetiyle bilinen ve çevresi tarafından çok sevilen Remzi Akdoğan ile uzatmalı öğrenciliği üzerine konuştuk.


Röportaj: Süveyda Aktürk

Benim gençliğim,oğlumun gençliği…

 Hakan Adak 38 yaşında. Babası esnaf. Araba kullanmayı 13 yaşında öğrendi ve o zamandan beri şoförlük yapıyor. Küçük yaştan beri, yolcuları bekleyişlerini, İstanbul trafiğini sayısını kendisinin de bilmediği şiir defterlerine kaydediyor. İki çocuk babası olan Hakan Adak ile Topkapı-Beylikdüzü güzergâhında trafikte sıkışıp kalmışken kendi gençliğini ve oğlunun gençliğini, oğluyla yaşadığı “çatışmaları” konuştuk.