Ergün Yıldırım: Kadın ‘ocak’ını kaybedince ‘ev kadını’ oldu

Röportaj: Fatma Barbarosoğlu

Ev kadını/çalışan kadın karşıtlığı, modernleşme ile birlikte gündemimize dâhil olan ve hem kavramsal açıdan hem de pratik yaklaşımlar bakımından hâlâ daha netliğe kavuşmamış bir tartışma alanı. Bu konudaki yaklaşımları anlayabilmek ve meseleleri daha kapsamlı bir çerçeveye oturtabilmek üzere sorularımızı Prof. Dr. Ergün Yıldırım’a yönelttik. Muhafazakâr erkeklerin “kadının yeri evidir” vurgusuna, artık “ocak tüttürmeyen” ve bir apartman dairesine, hatta sadece mutfağa hapsolan “ev kadınları”na dair yorumlarını dinledik.

Modernleşme süreci boyunca kadın meselesi muhafazakârların en önemli meselelerinden biri oldu. Ev ve aile, dolayısıyla kadını değişmeden korumanın yolları arandı hep. Dışardaki hızlı değişime karşı evler kale, evdeki kadın da bu kalenin bekçisiydi. Anneleri ve eşleri için bu konumu idealleştiren muhafazakâr erkekler, kendilerini kızları için kariyer planlaması yapar buldular. Muhafazakâr erkeklerin kafasında nasıl bir ideal kadın imajı var?
Modernliğin kent hayatında sunduğu gündelik hayat pratiği, Bourdieu’nün ifadesi ile habitus, büyük ölçüde Müslümanlığı dışlayan yönler taşıyordu. Türk modernleşmesinin radikal pratiklerinde bunu görüyoruz. Kadın, ancak muhafazakâr özellikleri dışlayarak buraya katılabilir ve temsil imkânına kavuşabilirdi. Erkek muhafazakârlarsa ev için geçimi sağlayan ana aktör olduklarından belli bedeller ödemeyi göze alarak yer almak zorundaydı bu habitusta. Ancak zamanla radikal modernliğin bu habitusu dönüşmeye başladı. Kentleşmeye de paralel bu dönüşümün sonucunda kadınların eğitim görmesi ve ev dışı çalışması gündeme geldi. Başörtüsü mücadelesi bunun dışa vurumudur. Öte yandan muhafazakâr kadınlar, ev ve çalışma hayatı üzerinden bu radikal modernliğin habitusuna tepkiden dolayı yanlış bir bilinç kodlamasına gittiler.

Nasıl bir yanlış bilinç kodlaması?
Kadının bütün tarih boyunca sadece evde yaşayıp ev dışında çalışmadığı şeklindeki yanlış bilinçtir bu. Oysa İslam toplumlarında kadınlar tarlada, bahçede, koyun güderken ve hatta pazarda (Osmanlı’da Avrat Pazarları tecrübesi var ve hâlâ kimi yerlerde pazarların kenarlarında devam eder) her zaman ev dışında da çalışmıştır. Ancak bu çalışma tarzında ev dışlanmıyordu. Bilakis kadın bunlarla beraber çalışıyordu ev dışında da. Kapitalizm bu noktada bir kırılmaya yol açtı. Dolayısıyla muhafazakâr erkeklerin “kadının yeri evidir” önermesi, sadece modernlik tarihine özgü olgulara dayanan yanlış bir bilinçtir.

1970’li yıllarda feministlerin “İslam kadınları eziyor” iddiasına karşılık olarak üretilen, “İslam’da kadın evini temizlemek, çocuğunu emzirmek zorunda değil” müdafaasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhafazakâr erkeklerin radikal modernlik habitusuna karşı geliştirdikleri argümanın bir başka yüzü de “İslam’da kadın çalışmak zorunda değildir” önermesidir. Bunun hiçbir toplumsal geçerliliği yok esasında. İslam toplumlarının pratiğinde kadın her zaman ev dışında çalışmıştır. Evin geçimine katkıda bulunmuştur. Elbette annelik, ev içi ilişkileri yönetme ve doğum birincil rolü olmuştur. Ancak bunlarla sınırlanarak tanımlanmamıştır kadın. Ama şu hususa da işaret etmemiz gerek. Ev ancak kadının eliyle estetize edilebilir ve onun merhameti ile harmonize olabilir. Namus, nomos demektir. Bunun daha ziyade kadınla öne çıkması, kadının harmonize etme ruhunu ve gücünü anlatıyor.

Bu estetize ve harmonize etme gücü temizlik yapmayı ve emzirmeyi kapsamıyor mu?
Meseleyi bu şekilde ele almamıza neden olan iki önerme de problemli. İslam kadını eziyor tezi, İslam kültürüne kadın üzerinden giderek yapılan bir saldırıdır. Bu saldırgan düşünce karşısında Müslümanlar da “savunma” pozisyonuna geçiyorlar. İslam ve kadın ilişkilerini modern Batı düşüncesinin kadın anlayışını temel alarak yorumlamanın bir sonucu bu savunma. Saldırgan düşünceye karşı ortaya çıkan bu savunma temelde İslam’ın kadın paradigmasından ilham almıyor. Bunun yerine modern kadın paradigmasından ilham alıyor. Burada durarak “onların” diliyle “onlara” cevap yetiştirmeye çalışıyorlar. Böyle önerilerin ortaya çıkmasının sebebi “onların üstüne çıkma” gibi bir psikolojiden kaynaklanıyor. Bu “karşı tez”in içinde saklı duran anlam, büyük ölçüde reddiyeci saldırganlığın dünya görüşünün fikirlerini taşıyor içinde. İşte orada “kadın erkekle eşittir”, “kadın hep erkekler tarafından ezilendir”, “kadın özgürleşmesini erkekten bağımsızlaşarak elde edecektir”… Bu feminist yaklaşımlardan esinlenerek gelişen düşünce de “İslam’da kadın ev temizlemez, çocuk bakmaz ve anne olmaz”a varır. Oysa İslam toplum ve kültür pratiğinde bunlardan bahsetmek mümkün değildir. Hayatın genel kültürel tecrübesinde bu pratikler ve söylemler ancak modern zamanlarda ortaya çıkmıştır. Burada İslam’dan yararlanılarak feminist bir fetva verilmeye çalışılıyor! Şüphesiz çocuğu emzirmek sağlık ve çocuk ilişkisini estetize eden bir şey. Ev içi dizayn (döşeme tarzı, teşrifat vs) kadınların estetik ruhlarıyla çok daha fazla güzelleşir. Ev içi dekorasyon uzmanlığı çıktı ortaya. Evler önemli. Çünkü içinde doğuyoruz (gerçi şimdi hastanede doğuyoruz ama), içinde hayatımız geçiyor. Evin içinin güzel olması, zamanımızın daha fazla güzel geçmesine katkı sağlar. Bu güzelleştirme aktörlüğünü en iyi kadın yapabilir.

Devamı Nihayet Mayıs’17 sayısında…